• 5.02.2015 00:00

 Tarihsel kontexte „serbest ticaret anlaşmaları“nın global ekonomik gelişmelerdeki yeri

Geçtiğimiz yılın sonuna doğru Batı ve Orta Avrupa ülkeleri, Avrupa Birliği 'nin ABD ve Kanada ile imzalamaya hazırlandığı serbest ticaret anlaşmalarına karşı globalleşme sürecine eleştirel gözle refakat eden yaklaşık 250 adet Avrupa düzeyinde insiyatifin imza kampanyalarına şahit oldu. İlk dört günde 400 bin imza toplayan insiyatifler, kısa sürede 1 milyon imza hedeflerine ulaştılar.

İnsiyatifler, kamuoyuna sızan bilgiler ve geçmişdeki  benzeri anlaşmalar temelinde özetle; sağlık, su vb. önemli yaşamsal alanların tamamen büyük multinasyonal şirketlere terkedilmesiyle yerel yönetimlerin faaliyet alanlarının kısıtlanacağı, Fracking,[1]  GDO'lu besin maddeleri gibi ABD standardlarına kapı aralanacağı, iş ve işçi hakları, ücretler ve ekolojinin korunması konularında standardların düşeceği, multinasyonel şirketlerin ilgili hükümetleri „kâr kısıtlaması “ gibi nedenlerle kolayca mahkemeye verip tazminat talep etmesinin yolunun açılacağı, söz konusu davaların ise kapalı kapılar ardında „özel mahkemeler“ tarafından görüleceği vb. nedenlerle bu anlaşmaların özünde geçerli olacağı ülkelerde demokrasi ve hukuk devletinin altını oyabileceğini belirtiyorlar. Anlaşmadan yana olanların ileri sürdüğü gerekçeler ise genellikle ekonomik kökenli olup „ticari engellerin“ ve „gümrük duvarlarının“ bu tip anlaşmalar ile aşılması sayesinde büyük bir „yatırım ve ekonomik gelişme“ potansiyelinin açığa çıkarılacağı, bununla „sosyal refah“ın artacağı yönünde.

Avrupa Birliği'nin komisyonları aracılığı ile yürüttüğü ve tamamen „gizli “ olmasından dolayı eleştiriye maruz kalan bu görüşmelerle, Kanada ile CETA (Comprehensi ve Economic and Trade Agreement) adı altında, ABD ile ise TAFTA (Trans Atlantıc Free Trade Agrement) yada TTIP (Transatlantic Trade and Investment Partnership) adı altında, her iki ülke ile AB ülkeleri arasındaki serbest ticaret anlaşmaları düzenlenmeye çalışılıyor. Kanada ile CETA anlaşmasının çerçevesi hemen hemen çizilmiş gibi görünüyor; ABD ile yapılması planlanan TTIP serbest ticaret anlaşması üzerinde ise ilgili komisyonlar çalışmalarını sürdürüyorlar. Yoğun eleştiri nedeniyle kamuoyuna açıklanması şimdilik „rafa kaldırıldığı“ söylenen CETA'nın, TTIP anlaşmasına bir örnek niteliğinde olacağı tahmin ediliyor.

Daha önceki yıllarda da örnekleri görülen bu tip anlaşmalarda (NAFTA: ABD + Kanada + Meksika; CEFTA: Orta Avrupa serbest  ticaret anlaşması vs.) TTIP ve CETA, bunun en aktüel örneğini oluşturması ve dünya ekonomik yaşantısında önemli yeri olan batılı gelişmiş kapitalist ülkeleri kapsamasından dolayı öne çıkıyor, bununla jeopolitik bir önemi ifade ediyor. Bu nedenle; böylesi anlaşmaların hangi şartlar altında ve neden doğduğu, bunun hangi çelişki yada dinamiklerin itici süreçlerinin sonucu olduğu, bunların günümüz ekonomik şartları altında neyi ifade ettiği soruları, diğer bir deyimle „serbest ticaret anlaşmalarının ekonomi politiği“ önem kazanıyor.

Bu açıdan yazımıza -bir yerde kapitalizmin de tarihçesi olan- Serbest Ticaret anlaşmasının gelişme hikayesi ile başlıyoruz. Daha sonra olguyu TTIP-CETA örneğinde, ülkeler için olası ekonomik sonuçları açısından kısaca ele alacağız. Konunun kendisinin uluslararası ekonomik ilişkilerle ilgili olması, onun bir “dünya ekonomisi gerçeği” olduğu anlamına geliyor. Bu ise, global dünya ekonomisinin ne olduğu  ve geldiği yeri kavramak için, geçmişi ve günümüz açısından kıyaslamalı analizini zorunlu kılıyor.(II. Bölüm)

Daha sonra gelen III. ve IV. bölümde global ekonomideki makro gelişmelerin mikro üretim planında nasıl yaşandığını, süreci klasik-modern bir sektör olarak otomotiv alanında ve 21. yüzyılın modern sektörünü temsil etmesi açısından Smartphone sektöründe amprik olarak inceleyeceğiz. V. bölümde ele aldığımız “global Smartphone ve Yüksek Hızlı Tren Sektörü” ile çalışmanın amprik bölümünü sonlandırıp, son bölümde buradan çıkartabildiğimiz sonuçları, bulguları ortaya koyup, bu bağlamda TTIP, CETA gibi anlaşmaların reel global ekonomik ilişkiler ağında ne anlama geldigi sorusuna cevap arayacagız. Buradan da Türkiye için  sonuçlar çıkarmaya çalışacağız.

Araştırmanın devamını aşağıdaki linkden okuyabilirsiniz:

www.aktolga.de/z3.pdf


[1]Yeraltındaki kayalardan kimyasal uygulayarak gaz elde etme tekniği. Özellikle ABD'de yaygın olan bu teknikle yeraltı sularının, dolayısıyle insanların kullanımına açık olan suların, akarsuların kirleneceği öne sürülüyor.