Seçilenler unutmasın! Sorumluluk tarihi bir mirastır

  • 1.02.2019 00:00

  Yıl 1889. Osmanlı Devleti yığınla problemler ile boğuşmaktadır. Avrupa devletleri 1878’de hayata geçirdikleri Şark Meselesini adım adım uygulamaktadırlar. İngiltere Kıbrıs ve Mısır’a, Fransa Tunus’a yerleşmiştir. İtalya Banco Di Roma aracılığıyla Trablusgarp’ta gelecekteki işgalin hazırlıklarını yapmaktadır. Girit Müslümanlardan tahliye edilmekte, Balkanlar kaynamaktadır.

II. ABDÜLHAMİD; ZENGİBAR VE ALMANLAR

Bütün sorunlara ve baskılara rağmen, dinî, vicdani ve tarihi sorumluluk devrededir. Sadrazam Kamil Paşa Sultan II. Abdülhamid’e sunduğu bir arizasında; Almanların, Doğu Afrika’da Zanzibar (Zengibar) adasındaki faaliyetlerinden haber vermektedir.

Raporda, Almanlar “sözde insanlığa hizmet maksadıyla”, bölgedeki zenci ticaretini kontrol etmek için Hannover’den 12 top göndermeye hazırlanmışlardır. Sadrazam Kamil Paşa, Almanların asıl niyetlerinin İslam alemi aleyhinde bir girişimde bulunmak olduğunu düşünmektedir. Bu duruma Osmanlı Devletinin kayıtsız kalmasının mümkün olamayacağı gerekçesiyle Sultan’a sorumluluğunu hatırlatmaktadır. Almanlar, daha önce burada bir ticaret kolonisi oluşturmak istemiş ama başaramamışlardı. Bundan dolayı Müslüman olan ada ahalisini abluka altına alıp cezalandırmak istemektedirler. Kamil Paşa, yazısında, Hilafet makamımın meseleyi gözardı edemeyeceğini ve destek maksadıyla Zengibar hakimi nezdine bir elçi gönderilmesini önermektedir. Böylece ada ahalisinin yalnız olmadığı gösterilecek ve Almanların önü kesilecektir.

Hikaye uzun, tamamını anlatmaya sütunumuz yetmez. Nitekim bu teklif kabul edilir ve çeşitli hediyeler ile Mehmed Rüşdü Bey elçi olarak gönderilir. Elçi kabulü vesilesiyle hakimin sarayının önüne geçici de olsa Osmanlı bayrağı asılarak gereken mesaj dünyaya verilir.

Aradan nerdeyse çeyrek asır geçer. Tahtta Sultan Reşat oturmaktadır. Osmanlı Devleti ise Balkan felaketi ile yüzleşmektedir. 4 Ocak 1913’te, İstanbul’a bir telgraf ulaşır. Zengibar hakiminden Sadaret’e yazılan telgrafta, Balkan felaketinin işitilmesi üzerine büyük üzüntü duyan ada halkının bir komisyon kurarak yardım topladıkları bildirilmektedir. Aslında Sultan II. Abdülhamid gibi Zengibar Sultanı da değişmiştir. Ama sorumluluk tohumu meyvesini vermiştir. Yeni Zengibar hakimi ve ahalisi Balkan mağdurlarına yardım yapmak için topladıkları 300 lirayı bir Hindistan bankası aracılığı ile hükümete havale etmişlerdir.

CEMİYET-İ HAYRİYE VE İSLAM MECMUASI

Aynı yıl İstanbul’da başka bir sorumluluk örneği sergilenecektir. Balkan felaketinden sonra Osmanlı’da yaşayan hemen her unsur devletin geleceğinden kaygı duyup ayrı hesaplar yapmaya başlamıştır. Devletin bekasından endişe duyan ve özellikle Türk-Arap yakınlaşmasını sağlamak isteyen bir grup hamiyetperver harekete geçmiştir. İçinde kimler yok ki: Türkler, Lübnanlılar, Libyalılar, Mısırlılar, Tunuslular ve Kazanlılar...

Sultan Abdülaziz’in oğlu Yusuf İzzeddin, Sadrazam Said Halim Paşa, Abbas Hilmi Paşa, Şerif Ali Haydar, Yusuf Şetvan, Talat Paşa, Gümülcineli İsmail, Abdülaziz Çaviş ve Emirulbeyan Şekip Arslan, ülkesine, milletine ve ümmetine karşı sorumluluk duyan isimlerden sadece bazılarıdır.Cemiyet-i Hayriye-i İslamiye adını verdikleri kuruluşlarıyla hızla harekete geçip Müslümanlar arasında dayanışmayı sağlayacak pek çok girişim başlattılar. Kısa zamanda biri Medine’de diğeri de Kudüs’te çok dilli iki üniversite kurdular.

Tabii ki yayın hayatını da eksik etmediler. İslam dünyasının büyük bir sınavdan geçtiği o dönemde bu grup, İstanbul’da Kazanlı Halim Sabit’in idaresinde İslam Mecmuası dergisini çıkartıp Müslümanların fikir dünyasını dönüştürecek yeni bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Dönemin anlayışının oldukça ilerisinde olan yazı ve yorumları ile önce Osmanlı toplumuna ama genel olarak İslam dünyasına hitap eden dergi, savaşın başlamasına rağmen yayın hayatını sürdürüp misyonunu icra etmiştir. Kendi beyanlarına göre hedefleri; “Allah’ın yardımıyla, kalplerdeki fıtrî din ve iman hissinin inkişafının neşvünemâ bulmasına; din ve milliyet fikirlerine münevver bir cereyan verip, Müslümanlık alemi için mesut bir hayat hazırlamaktı.”

Zengibar’a ilgi duyan, Zengibar’ın da harekete geçmesini sağlayan, İstanbul’da bu cemiyeti hayata geçiren hep aynı sorumluluk duygusudeğil midir?

1914 yılı başlarında yayın hayatına başlayan İslam Mecmuası ancak 105 yıl sonra hatırlanabildi. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi öğretim üyelerinden İlhami Danış, Mustafa Göleç ve Ömer Faruk Köse’nin gayretleriyle, Zeytinburnu Belediyesi ve eski Başkanı Murat Aydın’ın himmetiyle dergi yeniden gün yüzü gördü, hayat buldu. İnternetten bile erişimi mümkün olan Dergi hakkındaki yorumu okuyuculara bırakıyorum.

Ama bir sözüm daha var. Dün bir sorumluluk bilinci ile gittiğimiz sandıklardan seçilip çıkanlar bugün önümüzdedir. Onlar da hızla seçim havasında sıyrılıp tarihten devraldıkları o yüce sorumluluk duygusu ile hareket etmelidirler. Siyasetin hangi yelpazesinden olurlarsa olsunlar; onlar artık halkın güvenini kazanmış “şeyhu’l beled ve şehremîni”dirler. Bu yüzden hiç kimsenin kimliğine, cinsiyetine, boyuna-posuna, şekline, kıyafetine bakmadan “insanlara mesut bir hayat” sunmak için ellerini taşın altına koymalıdırlar.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.