• 29.08.2021 10:54
  • (171)

Ama bu Kısıklı İstanbul Üsküdar’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da evinin olduğu Kısıklı değil.

Hakkari’ye 90, Yüksekova’ya 22 ama İran sınırına 15 kilometre uzaklıkta, rakımın 3250 metreyi gösterdiği Türkiye’nin doğudaki en uç ve en yüksek noktalarından biri olan Kısıklı Köyü.

Kürtçe adı Dilezi olan Kısıklı, Hakkari ve köy denince akla ilk gelen klişelerden uzakta, ağaçlar içinde bahçeli büyük evlerin olduğu, okulu camisi, bakkalı, meydanı olan 1374 nüfuslu büyük bir dağ köyü.

whatsapp-image-2021-08-28-at-12-57-07-1-copy.jpg

Köyün önceki akşam sürpriz bir misafiri vardı.

Eski Başbakan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu.

Bu ziyaret çok uzaklarda ve çok yukarılarda unutulmuş köyün tarihinde bir ilkti.

Aslında Davutoğlu’nun üç günlük Hakkari-Yüksekova programında böyle bir ziyaret planlanmamıştı.

Ama köyün muhtarı, Yüksekova’nın Büyükçiftlik beldesinde bir açık hava toplantısındayken Davutoğlu’nu telefonla arayıp ısrarla köylerine davet etmişti.

Gelecek Partisi’nin Hakkari teşkilatı akşam vakti Yüksekova’ya bile 20 kilometre uzaktaki bir dağ köyüne gitmenin riskli olabileceğini söyledi Davutoğlu’na.

Çoğu eski AK Partili olan Yüksekovalı Gelecek Partililerin, güvenlik dışında bir çekincesi daha vardı.

Kısıklı, Yüksekova’da HDP’nin kalelerinden biriydi.

Köyde 2018 genel seçimlerinde HDP’ye 1041, AK Parti’ye sadece 35 oy çıkmış.

Ev sahibi olan Gelecek Partililer, misafirlerine mahcup olmak gibi bir endişe içindeydiler.

Ne de olsa Davutoğlu, bir HDP seçmeni için çözüm süreci çökerken, 7 Haziran’da HDP ve Demirtaş parlarken ve hendekler süreci yaşanırken AK Parti’nin genel başkanı ve Türkiye’nin Başbakanı’ydı.

Gelecek Partili, AK Partili, HDP’li hatta korucu bütün Yüksekovalılar bir özyönetim fantezisiyle başlayan hendek olaylarını çok kötü hatırlıyor.

Herkesin unutamadığı en kötü hatıra ise Yüksekova merkezde PKK militanlarının ele geçirdiği mahallelerin tepedeki tümenden top atışına tutulması...

Çatışmalar sonunda 700 binanın yıkıldığı Yüksekova’da nüfusun büyük bir kısmı askeri operasyonlar başlayınca şehri terk etmişti.

Şimdi ise şehirde ve dağlarda bir güvenlik riski yok.

Kimse uzun süredir ne bir PKK’lı görmüş ne de dağlarda olduklarını duymuş.

Bu, son 40 yıl içinde daha önce bölgede yaşanmamış bir tecrübe.

Bir Yüksekovalı “Hendekler, PKK’ya duyulan heyecanı ve yenilmezlik efsanesini bitirdi, karizmasını çizdirdi” diye anlatıyor.

Artık bölgede PKK’nın hükmünün sürmediği fikri, uzun yıllar boyunca günlük hayatını bu güç dengelerini tartarak sürdürmeye çalışmış bölge halkı için hayati ve yeni bir bilgi.

Bu, öfkeye ve kine dönüşen bir yenilgi hissi değil bir rahatlamaya neden olmuş.

Ama bu şartlarda yapılan 2018, 2019 seçim sonuçları, devletin resmi tezi “Kürtler PKK korkusundan zorla HDP’ye oy veriyorlar”ı da doğrulamadı.

PKK yenilip, geri çekilince kimse Kürtlüğünden ve Kürtlükle ilgili taleplerinden vazgeçmiş değil.

Geziyi izleyen Davutoğlu’nun danışmanı İlhami Işık’a göre hendeklerden sonra PKK yerini HDP’ye bıraktı:

“Daha önce askeri olarak çok defa yenilmişti PKK ama hendeklerde ilk defa siyaseten yenildi. Silahın bir çözüm olduğu fikrine duyulan inancı tüketti. 90’larda yüzbinleri sokaklara döken PKK, bugün Yüksekova’da sokağa çıkın dese kimse çıkmaz, çıkmıyor da zaten. Gençlerin örgüte katılımı sıfıra yaklaştı. Şimdi heyecan yaratan HDP. İlgisini Suriye’ye yoğunlaştıran PKK bundan memnun değil. O yüzden HDP’nin Türkiye siyasetine daha fazla açılmasına karşı marjinal sol örgütlerden isimleri komiser gibi kullanıyor.”

Demirtaş ismi dışında HDP’nin bir heyecan yarattığı da söylenemez. HDP’li belediyeler de elde ettikleri iktidarı ideolojik propagandayla harcamış.

Şiddetten bıkkınlık hissi her yere hakim.

Öyle ki çözüm sürecinde bile şehrin ortasında askerlerin ve polislerin ailelerinin yanında infaz edildiği Yüksekova’nın en büyük caddesi Cengiz Topel’de polis ve jandarma çay ocaklarında iskemlelere tünemiş çay içebiliyor.

Hayatın rutin akışı herkesi içine çekmiş.

Ama bu “asker ve polis halkla kucaklaştı” gibi bir Anadolu’dan Görünüm repliğinin gerçeğe dönüştüğü anlamına da gelmiyor.

Şehrin nüfusunun önemli bir kısmını oluşturan polis, jandarma, özel harekatçı, askerler bambaşka bir hayat yaşayan ayrı bir sınıfı oluşturuyor. Ten renkleri, giyimleriyle başka diyarlardan gelmiş bir yönetici sınıf gibiler.

Ama mesela halkla ilişkileri daha iyi olan polisin profili değişmiş.

Genç, saçlarını arkadan bağlamış, sneaker giyen uzun namlulu silahlı polisleri, kanken çantalı yeni mezun genç polis kızları Yüksekova’da görünce şaşırıyorsunuz.

Bazıları bekçi kadrosuyla burada görev yapıyormuş. Bekçi maaşları 6 bini bulabiliyormuş.

Sözleşmeli er ve uzman çavuşların maaşları ise 12 bin TL’ye yakınmış.

Bu bilgileri AK Parti’ye kızıp Gelecek Partisi’ne geçmiş bir korucu sitemkar bir ifadeyle veriyor.

Çünkü korucu maaşı 2.800 TL’ymiş. Üst bölgelerinde ve kontrol noktalarında gün boyu nöbet tutmak ise sadece 46 TL.

Koruculuk denince çok politik bakmamak gerek. Rize’de devletin çay fabrikasında çalışmak neyse burada korucu olmak da o. Bölge koşullarında bu devlet kapısından girme imkanı.

Bu yüzden olsa gerek yeni korucu kadroları bile torpille veriliyormuş.

Şemdinli’de 25 yıl koruculuk yaptıktan sonra emekli olmuş daha emektar bir korucubaşı, sekiz çocuğundan hiçbirine kadro verilmemesine kızıp benzer şikayetleri olan aşiretiyle birlikte AK Parti’den Gelecek Partisi’ne geçtiklerini anlatıyor.

İş kolları farklı olsa da Türkiye genelindeki torpil, adam kayırma şikayetleri ortak.

Jandarma, özel harekatçılar ve askerler ise polislere göre şehirde daha az görünürler.

Görünür olanlarda en dikkat çekici olan, artık resmi üniformanın bir parçası haline gelmiş büyük yüzükler.

Bu yüzüklerin anlamını dönerken Van Havalimanı’ndaki bir hediyelik eşya dükkanında daha iyi anlıyorsunuz.

whatsapp-image-2021-08-28-at-12-57-07-copy.jpg

Bu havalimanını kullanan Van, Bitlis, Hakkari’de MHP ve İYİ Parti’nin oy oranlarının toplamı bile yüzde 5’in altındayken, havalimanının hediyelik eşya bölümündeki bütün yüzüklerin böyle olmasının ve bunun bu kadar rutinleşmesinin devlet için pek iyiye işaret olmadığı açık.

Fakat bu açık siyasi pozisyonlara rağmen şehir dışındaki yollarda bir kaç kilometre arayla kurulmuş güvenlik noktalarından geçerken bile güvenlik güçleri halka karşı nazik, “İnip bagajınızı açar mısınız”, “İyi yolculuklar” diye devam ediyor diyaloglar.

Ama Hakkari-Van, Yüksekova-Hakkari arasında, yol karakollarına dönüşmüş onlarca güvenlik noktasından geçerken bir saat içinde beş kere arabadan inip bagajı açıp gösterince nezaket insanı sakinleştirmiyor.

Ama burada yaşayanlar için bu artık hayatın rutin bir parçası.

Güvenlik endişesinin ortadan kalkması insanları mutlu etmeye yetmemiş.

Mutsuzluğun esas sebebi ise politik değil.

120 bin nüfuslu Yüksekova’da 17-35 yaş arası 33 bin genç yaşıyor. Resmi rakamlara göre işsizlik oranı yüzde 23. Bu oran bile Türkiye ortalamasının neredeyse iki katı. Ama bu TÜİK’e göre.

Yüksekovalı yetkililerde daha yaşayan rakamlar var: 33 bin gencin 30 binin işsiz olduğunu söylüyorlar.

Yarım asırdır uyuşturucunun İran’dan Türkiye’ye girdiği en önemli noktalardan biri olan Yüksekova’da gençlerin uyuşturucu maddeleri kullanım oranları da artmış.

Genç işsizliği TÜİK’in rakamlarına ihtiyaç duymadan görmek için hafta içi mesai saatleri içinde Yüksekova’nın kalbi Cengiz Topel Caddesi’nde biraz dolaşmak yeterli.

Tabii caddede başınıza bir şey gelmeden dolaşabilirseniz.

Çünkü 31 Mart’ta yüzde 66 ile seçilen HDP’li belediye başkanı koltuğunda altı ay oturduktan sonra yerine kaymakamın kayyum olarak atanmasından bu yana şehrin her tarafı sürekli ve peşi sıra kazılıyormuş.

Bir yıl önce kazılmış cadde bir yıl sonra tekrar kazılmaya başlanmış.

Kazılmış derken Yüksekova’nın ana caddesinin ortasında bir yarık açılmış, karşıdan karşıya geçmek bile mümkün değil, bütün şehir toz toprak içinde.

whatsapp-image-2021-08-28-at-12-57-07-2-copy.jpg

O kadar özensiz bir inşaat ki bu, şehrin ortasından akan derenin üzerindeki inşaatın etrafına güvenlik bariyeri bile çekilmemiş, caddede yürürken ayağınız kayıp 10 metrelik bir çukurun içine düşebilirsiniz.

whatsapp-image-2021-08-28-at-12-57-10-copy.jpg

Geçen ay gittiğim, AK Partili başkanı olan Tatvan da böyleydi. İki yıldır bitmeyen bir inşaat halkı ve esnafları canından bezdirmişti.

Kayyımlar bitmeyen ve sık sık tekrarlanan ve aynı anda her yerde başlayan kazı çalışmaları diye bir belediyecilik tarzı geliştirmişler.

Bu iş bilmezliğin iki açıklaması var: Bürokratlar belediyecilik işinden anlamıyor, halka hesap verme sorumlulukları olmadığı için de caddeleri burada insanlar yaşıyor demeden sık sık kazmakta bir beis görmüyorlar.

Ama bu iyiniyetli açıklama.

Hem Tatvanlılar hem de Yüksekovalıların daha kestirme bir açıklaması var: Yolsuzluk yapıyorlar.

Yolsuzluk iddiaları bir suizandan ibaret de değil.

Bu yılın ocak ayında Youtube’a Hakkari TÜGVA başkanı olan Yüksekova İmam Hatip Lisesi Müdürü’nün bir ses kaydı düştü. Ses kaydında TÜGVA Başkanı, AK Parti Hakkari İl Başkanı’nın ihalelerde ve atamalarda aldığı rüşvetleri anlatıyordu.

Bir ay sonra AK Parti sessiz sedasız Hakkari’ye yeni bir il başkanı atadı. İddialarla ilgili ise herhangi bir soruşturma yapılmadı.

https://www.colemerghaber.com/haber/baskan-gur-hakkindaki-iddialara-karsi-suc-duyurusunda-bulundu-4291

Olayın karakterleri de ibretlik; imam hatip müdürü, TÜGVA başkanı, AK Parti il başkanı...

İki ay önce Bitlis’te, Van’da olduğu gibi şimdi Hakkari’de ve Yüksekova’da herkes bu “yerel Reis”lerden şikayetçi.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde bir çeşit adem-i merkeziyetçilik olmuş ve şehirlerin idareleri doğrudan Cumhurbaşkanı’na bağlı, Cumhurbaşkanı’nın o şehirdeki gölgesi gibi olan AK Partili bu yerel reislere devredilmiş.

Eskiden de iktidar partilerinin milletvekilleri ya da il başkanları şehirlerde hakimdi. Ama artık bu hesap sorulmaz, her dediği emir bir tür derebeyliğe dönmüş. Şikayetlerin merkezinde bu “yerel reisler” var.

Bir sivil güvenlik görevlisi “Burada devlet diye herkes polis ve jandarmayı biliyor, dertlerini bize anlatıyorlar, başka muhatap yok” diye anlatıyor bu şahsi kötü yönetimi.

Kötü yönetim deyince sadece şu bilgi bile yeterli; Biraz toprağı kazınca suyun çıktığı Yüksekova’da saat 3’ten sonra sular kesiliyor. Bazı otellerde bile su yok. Herkes depolarla susuz kalmaktan kurtuluyor. Elektrikler de sık sık kesiliyor. Halbuki baraj var, su boruları döşenmiş, su sayaçları bile dağıtılmış ama belediyenin borcu yüzünden elektriği kesilince sular bir türlü musluktan akamıyor.

Elektrik şehrin en elektrikli konusu. Batı’da da bazı kesimlerin Kürtlerle ilgili ırkçılıklarına meze olan elektrik parasını ödemeyenlerin yükü ödeyenlerin üzerine yüklenince ortaya devasa faturalar çıkmış. Halkın muhatabı ise elektrik işlerinin devredildiği iktidara yakın şirketler. Mesela Hakkari’nin elektriği Ankaralı muhafazakar bir giyim mağazasıyken AK Parti iktidarında büyümüş bir şirkete emanet. Bu hırslı şirketler elektrik sayaçlarını direklerin tepesine koymak gibi halkı rencide eden işler yapıyorlar.

whatsapp-image-2021-08-28-at-12-57-08-copy.jpg

(İlhami Işık, Twitter üzerinden bu faturaların bir kısmını ödeyebilecek hayırseverlerle buluşturuyor. Bu gönüllü ağla, günde en az 5 bin TL’lik fatura ödeniyor. 51 bine kadar çıkmış bu rakam. Türkiye’nin her yerinden fatura yağıyor İlhami Işık’ın telefonuna. Ki henüz yaz aylarındayız.)

Devasa faturaları ödeyecek para ise kimsede yok.

Çünkü ticari hayat üç şey üzerine kurulu şehirde: Asker ve polis memurların maaşı, hayvancılık ve sınır ticareti.

Dağın tepesinde geniş ovalar üzerine kurulu, doğal bir yayla olan Hakkari ve Yüksekova’da hayvancılık can çekişiyordu zaten kuraklık son darbeyi de vurmuş.

Bir zamanlar bölgenin hayvancılık merkezi olan Yüksekova’da etin kilosu 60 TL. İnsanlar esnafları isyan ettiren her köşede açılmış zincir marketlerde satılan paket dondurulmuş etleri alıyor.

Daha önceki adı kaçakçılık olan sınır ticaretinin merkezi ise Yüksekova’ya 40 kilometre uzaktaki Esendere sınır kapısı.

Zaten sınırın öteki tarafındaki Kürtlerle yüzyıllardır yapılan ticaretin adı sınırlar çekilince kaçakçılığa dönmüştü.

Ama şimdi hiçbiri yapılamıyor. Esendere sınır kapısı bir açık bir kapalı. Pandemide 16 ay kapalı kaldıktan sonra Mayıs ayında açılmış görünüyor ama bölge halkına göre herkese açık değil.

Kaçakçılık, Uludere katliamından sonra hep çok tehlikeli, hem de eskisi kadar karlı değil.

Çünkü Türk lirasının değeri çok düşük. Irak’tan mazot ya da mal getirmek artık karlı değil.

Ama TL’nin bu düşük hali bile bizden daha kötü yönetilen İran’da hala değerli.

Ama sınırlar kapanınca İran’dan kaçak çay, şeker alıp satmak bile mümkün olmuyormuş.

O yüzden Yüksekova yine göç veriyor.

Davutoğlu’nun sürpriz bir akşam oturmasına gittiği Kısıklı Köyü de öyle.

2014’de nüfusu 2000’in üstündeyken şimdi 1300’lere düşmüş.

Köy yaz olduğu için böyle kalabalık. Otlar biçiliyor, kışın hayvanlar için hazırlık yapılıyor ama sonra köyün gençleri bir kaç ay sonra yine İstanbul’a gidecekler.

Kendi deyimleriyle “Bizim gibiler nerde çalışır tabii tekstilde”.

“Bizim gibiler” kısmı pek doğru değil. Çünkü büyükşehirlerdeki akranlarından pek farkları yok.

Cep telefonlarından aynı şeyleri izleyip, benzer müzikler dinliyorlar, büyük şehirlerdeki akranları gibi giyinip saçlarını kestiriyorlar. Ama büyükşehirlerdeki akranlarıyla eşit koşullarda yaşamadıklarının da farkındalar.

Köyün yeni nesliyle eski nesli arasında sadece bir nesil fark yok, neredeyse bir 50 yıl var gibi. Gençler tümüyle dünyayla ve Türkiye’yle entegreler, özgüvenleri yüksek.

Hatta köyün muhtarı Davutoğlu’yla konuşurken Türkçesi yetersiz olunca, köyün gençleri “Bu Türkçeyle Başbakanı köye getiren muhtarı takdir eden” espriler bile yapıyorlar.

Eski bir Başbakan olan Davutoğlu, sanki hala Başbakanmış gibi şikayetleri dinliyor.

whatsapp-image-2021-08-28-at-12-57-12-copy.jpg

Kısıklı köyü o kadar unutulmuş ki devlet iki senedir köye imam bile atamamış, köyde ezan okunmuyor, altından ırmaklar akan köyün suları cılız akıyor.

Hakkari’nin bir dağ köyünde bile şikayetler aynı; işsizlik, parasızlık, rüşvet, torpil, yolsuzluk....

Ekonominin Cumhurbaşkanı’nın damadını ekonominin başına getirmesi ve Merkez Bankası’nın 128 milyar doların eritilmesi yüzünden bozulduğu gibi gerçekler herkesin dilinde.

Ülkenin acı gerçekleri, eskinin acı hatıralarına galebe çalmış.

Hatta Kürt meselesini bile ikinci plana atmış.

Bir ay önce Meral Akşener’le birlikte Van Gölü kenarında 400 kilometre yol kat ederken de bunu görmek şaşırtıcıydı.

90’larda İçişleri Bakanlığı yapmış, Çiller’in yakını olmuş Akşener’e, hatta MHP’den ayrılalı dört yıl olmamış, adının HDP’yle yan yana anılmasından bile çekinen İYİ Parti’ye karşı bile kalkanları indirtmişti ülkenin acı gerçekleri.

Çoğunda HDP’nin açık ara önde olduğu Bitlis’in ve Van’ın ilçelerinde turlarken Akşener tek bir kötü söz duymadı, insanlar gelip ona ekonomiden, işsizlikten, yolsuzluklardan dert yandılar.

Davutoğlu da Yüksekova’da, Şemdinli’de, Hakkari’de çok benzer şikayetler duydu.

Ama sadece şikayet dinleyip, şikayet etmedi.

Henüz Millet İttifakı partilerinin yapamadığını da yaptı, Kürtlere adlarıyla ve kendi dilleriyle hitap edebildi.

Davutoğlu, tam da Show Tv’de yaşanan Kürtçe krizinin de üstüne gelen gezide Kürtçe üzerine büyük alkış ve gönül alan sözler söyledi.

Ne KCK ne kayyum, Cumhuriyetin 100. Yılında eşit vatandaşlık, 90’lara dönüş yok vurguları yaptı.

Zaten Gelecek Partisi’nin parti programına koyduğu anadilde eğitim vaadi, muhtemelen HDP’nin programındakiyle yarışır.

Bölgede gizli bir rekabet halinde oldukları DEVA’nınkinden de net.

Davutoğlu, konuşmalarında sık sık Toroslardaki yörükleri anarak, kamu düzeninden bahsederek, KCK-kayyum ikiliği kurarak bir denge kurmaya çalışsa da yine de mesajları Türkiye’deki milliyetçi mevsim normallerinin çok üstündeydi.

AK Parti otoriter, milliyetçi bir yere savrulsa da hala oradan kopan muhafazakar siyasetçiler pek çok kritik konuda CHP ve İYİ Parti gibi uzun süredir muhalefette olan partilerden daha liberal ve demokrat davranabiliyorlar. Bu iki partiden kopanlar ise daha milliyetçi, daha devletçi bir çizgiyi temsil ediyor.

AK Parti’nin değiştirdiği dönüştürdüğü muhafazakar taban bugün azınlıkta kalsa da bu iki partide temsil ediliyor. Bu iki partinin esas sosyolojik tabanı.

Kürt meselesi bunun net bir şekilde görüldüğü konulardan biri.

Kürtler de bunu görüyor. O yüzden bu iki partinin bölgedeki oy oranları Türkiye’deki oylarının 2-3 katı kadar.

Özellikle çözüm süreçleri yapan AK Parti’yi özleyen HDP’li olmayan dindar Kürtler için, beldesine hizmet alamadığı, muhatap olarak karşısında bürokrasiden başkasını bulamadığı için devlete küsmüş daha az politik aşiretler için bir alternatif artık Gelecek Partisi.

Bu hedef kitlesini çok küçümsememek gerek.

Son 31 Mart seçimlerinde Hakkari’de HDP 45.524, AK Parti 31.531 oy aldı.

Hakkari’de 3000, Şemdinli’de 3000, Yüksekova’da 2060 korucu var. Şemdinli, Derecik, Çukurca ilçe belediyelerini ve üç belde belediyesini AK Parti kazandı.

Davutoğlu, Yüksekova’da AK Parti’nin belediye başkanlığını kazandığı Büyükçiftlik beldesinde yemekli, şenlikli bir açık hava toplantısında ağırlandı, o kadar yoğun bir katılım vardı ki, neredeyse beldenin yarısı ordaydı. Bugün seçim olsa o beldeyi Gelecek Partisi adayı kazanabilir.

whatsapp-image-2021-08-28-at-12-57-12-1-copy.jpg

Ertesi gün Şemdinli’de yine korucu Herki aşiretinin düzenlediği bir kır kahvaltısında bine yakın insanla biraraya heldi, govendler çekildi. Şemdinlili amcalar, ritmi tutturamayan Davutoğlu’na kısa bir ders bile verdiler.

https://twitter.com/KararHaber/status/1430833085860438018?s=20

Bir taraftan doğumuna girdiği hastalarını cep telefonuyla taburcu eden Sare Hanım, Yüksekova’da dördüzleri olan bir çiftle görüştü, bütün gezi boyunca da bir lider eşi olmanın ötesinde bizzat kendisi olarak büyük sempati topladı.

whatsapp-image-2021-08-28-at-12-57-08-1-copy.jpg

HDP’nin yüzde 95 oy aldığı Kısıklı köyünde de Gelecek Partililerin endişelerinin hiçbiri gerçekleşmedi.

Davutoğlu ve eşi Sare Davutoğlu, köylülerle buluştuğu caminin bahçesinden köyün en yaşlı iki “ene”sinin evine ziyarete gittiler. Ziyaret ani olunca hazırlık yapamamış ev sahipleri huzursuz oldu. “Bir kuzu keserdik niye haber vermediniz” vahlanmalarıyla 80’li yaşlara gelmiş Gülti ene, sabah ameliyat olan gelini için gittiği Van’dan getirdiği frankala ekmekler ile otlu peynirlerle sofra kurulmasını istedi. Frankala ekmek köylerde hala değerli ama Sare Hanım, beyaz ekmek yememe ve Ahmet hocaya yedirmemeyi başararak, sofraya köy ekmeği getirilmesine vesile oldu.

whatsapp-image-2021-08-28-at-13-05-58-copy.jpg

Uzun ve hoş iki dilli sohbetler yaşandı. Sonra Davutoğlu çifti başka bir köylünün evine, sonra yine 80’lerine gelmiş hasta Pembe Ene’nin evine geçtiler.

Siyasi olmayan organik ev ziyaretleri yaptılar. En son da ısrar eden köyün gençleriyle yine meydanda govend oynadılar.

Davutoğlu, ritmi yine tutturamadı.

Ama Hakkari’de hendek zamanının başbakanı gibi değil, Türkiye’nin daha iyi yönetildiği, ekonominin daha iyi olduğu, çözüm sürecinin sürdüğü günlerin başbakanı olarak ağırlandı.

whatsapp-image-2021-08-28-at-12-57-11-copy.jpg

Türkiye o kadar sağa kaydı ki Davutoğlu HDP’li bir köyde bile Kürtlerin bağrına bastığı bir lidere dönüştü.

Gezi’nin Hakkari kısmına geçemeden uçak için Van’da doğru giderken Twitter’da Cumhurbaşkanı’nın da Malazgirt Zaferi’nin yıldönümü için Bahçeli ile birlikte Ahlat ve Malazgirt’te olduğunu gördüm.

İyi organize edilmiş, herşeyin harika göründüğü şenliklerde devletin zirvesi bir araya gelmişti. Herkes çok mutlu görünüyordu.

Malazgirt’te konuşan Cumhurbaşkanı şöyle demişti

“Türkiye, doğuya ve batıya ait ne varsa hepsini kucaklayan, bağrına basan büyük medeniyet mirasının bugünkü varisi olarak yeni bir şahlanış içindedir. İlhamını şanlı geçmişimizden alan, gözünü yarım asır, bir asır sonrasının dünyasına diken bu atılımı gençlerimizle birlikte zafere ulaştırmakta kararlıyız. Bu asla içi boş bir hamaset, kibir ürünü bir böbürlenme, romantik bir mazi özlemi değildir. Tam tersine hakikatin ta kendisidir.”

Bir ay önce Bitlis ve Van, önceki gün de Yüksekova ve Şemdinli’de gördüklerim pek şahlanış içinde bir Türkiye’ye benzemiyor.

Hakikatin ta kendisinin bu olmadığını görmek için Cumhurbaşkanı’nın kendisi için kurgulanmış organizasyonlardan bir adım uzaklaşıp etrafta bir kaç saat dolaşması yeterli.

Böyle bir geziyi 1930 ve 1931’de Atatürk de yapmıştı.

1929 krizinden sonra Türkiye’de yaşanan ekonomik buhranın etkilerini kabul etmeyen CHP tek parti rejimi, 1930 yerel seçimlerinde kıyı şehirlerinde Serbest Fırka’nın başarısıyla uyanmış, halkın desteğinin gittiğini gören Atatürk de sorunları bizzat görmek için uzun bir yurt gezisine çıkmıştı.

Atatürk o geziyle Dolmabahçe Sarayı’ndan görünen Türkiye ile gerçek Türkiye arasındaki farkın açıldığını görmüştü.

Bugün de Üsküdar Kısıklı’dan görünen Türkiye ile Hakkari Kısıklı’dan görünen Türkiye arasındaki makas her geçen gün açılıyor.