• 10.11.2021 06:59

Duruma ve Millet İttifakı’nın iki bileşeninin - CHP ve İyiP - son davranış kalıplarına bakılırsa bu soru bir yandan acil bir hal alıyor ve göstergeler “evet, bir ‘Değişim İttifakı’ şart” cevabına doğru evriliyor.

Millet İttifakı’nın seyri, dalgalı kur misali. Bir oraya savuluyor bu iki parti, bir buraya. Bunu üreten merkezcil kuvvetin orta noktasında bir olgu olarak seçim sosyolojisinin itici gücü haline gelmiş Kürt hareketi, kapatma davasına hedef olan HDP ve esas olarak da HDP’nin seçmeni var. Her iki parti de “ne seninle oluyor ne de sensiz” şarkısının tonal dalgalanmaları ile bir bu kıyıya vuruyor, bir öbürüne.

Çok değil kısa bir süre önce HDP’ye çiçek atan CHP liderliği, savaş tezkeresine de “hayır” diyerek değişim kapısını daha da aralamış, iktidarı az da olsa ürpertmişti. Derken, ne olduysa oldu, bu hava birdenbire Kemal Kılıçdaroğlu’nun ağzından “Kandil’i de yerle bir etmezsem namerdim”e dönüştü.

Öbür yanda, bir Kürt seçmenin - ona göre son derece doğal olan - Kürdistan’lı sorgulamasını kibarca ve uygarca dinleyen İyiP lideri Akşener’in, gözaltına alınan seçmenin ifade özgürlüğüne ve haysiyetine sahip çıkmak yerine, eski güfteye çark edip “HDP, PKK’dir” mealindeki çıkışmasını da hep beraber izledik. Bunu, asker oğlu çatışmada ölen bir başka seçmene İyiP’nin bir üst düzey temsilcisi tarafından ana avrat küfredilmesi gibi “gayet medeni” bir manzara daha eklendi.

Bu “dalgalı kur”un sona ereceğine dair bir emare yok. Olmayacak da.

Millet İttifakı, ince buzdan bir zeminde yürüyen bir beraberlik. Stratejik bir kader birliği değil, çıkarların alt akıntı halinde sürüklediği, “Erdoğan’ın ne pahasına olursa olsun gitmesi ve ondan sonrası "allahkerim"e dayalı bir "taktik ittifakı". Seçim havası iyice kızıştığında işler her an değişebilir ve seçmen aniden daha büyük bir boşlukta kendisinşi bulabilir.

Akşener’in rüzgarı arkasına aldığı, bir gerçek. Partisi hızla yükseliyor ve bu gidişle, şu anda değmiş olduğu yüzde 19-20 oranından daha da yükselip, habire yerinde sayan CHP’nin yüzde 23-25 oranını aşarak, “biz fiili ana muhalefet partisiyiz” özgüveniyle tavrını “üstün güç”e endeksleyebilir.

Parti içi kaynaklar, Akşener’in özel sohbetlerde “Ben Türkiye’nin Merkel’i olacağım” dediğini aktarıyorlar. Parti orta ve üst kadrosunun önemli ölçüde MHP türevi milliyetçi ve “iç devlet” erbabından oluştuğu ve ortak paydasının onulmaz bir Kürt alerjisi olduğu düşünülürse, “Merkel’lik projesi” sadece AKP’nin saadet zinciri ve nemalanma şemasından kopmakta olan ve “aklanma” telaşına düşecek iş, siyaset ve bürokrasi çevreleriyle ortak yol haritasıyla, temel hakları dışlayan bir “restorasyon” planıyla sınırlı kalabilir.

Kaldı ki, eğer İyiP’ye milliyetçi-merkez sağcı akışı sürerse, Akşener’in kendi başına cumhurbaşkanlığı adaylığını ilan etmesi de gayet muhtemel. O zaman CHP ve onun hakim olmaya çalıştığı iki belediye başkanı ne yapar? Burası da belirsiz.

Bu ittifakın - ve onlara katılan dört sağ partinin - “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” (GPS) programında eğer Kürtler, Sol seçmen tabanı ve Türkiye’nin “temiz sayfa” açmasından başka görmeyen demokrat-reformist-seküler-şehirli kesimler kendilerine dair ikna edici bir şey bulamıyorlarsa, haklı olabilirler.

Bu ittifakın, “dağılmadan” Anayasa değişikliğini referanduma götürüp evet alarak parlamenter sisteme geçebilmesi için yüzde 68 küsur oranında oy alması gerekiyor. Seçimde 54 milyon küsur seçmen oy kullanacak. Katılım oranını yüzde 80 olarak baz alırsak, referandum için gerekli olan 360 sandalye için oylarına neredeyse 10 milyon eklemeleri gerekiyor. HDP seçmeninin desteği ve sandığa ilk kez gidecek 3 milyon gencin bir kısmının oyu olmadan bu mümkün değil.

Hal böyle iken, özellikle İyiP, aynen 31 Mart yerel seçimlerinde olduğu gibi HDP’ye seçmenine “bize uzak durun, istemeyiz, oyları yan cebimize koyun” mu diyecek? Mevcut “Millet İttifakı dalgalı kuru” bunu gösteriyor. Peki, yerel seçimler ardından kenara itilen Kürt seçmen bu teklife bir kez daha evet der mi?

Merkez sağ ve sözde “merkez sol”da (Kürtleri ve solu dışlayıcı) güçlenmeye oynayarak, 2023 ve sonrasında siyasete yeni bir “milliyetçi simetri” getirme amacında oldukları anlaşılan iki partinin ekranı bulanık gösteren GPS’i dışında, toplumu belli idealler etrafında toparlayıcı bir “seçim zaferi vizyonu” konusunda derinleşen şüpheler var. Bunu özellikle KONDA araştırmaları ve Bekir Ağırdır’ın verilere dayalı uyarılarından da anlıyoruz.

Türkiye seçmeninin yüzde 20’ye yakını ya kararsız ya da siyasete küskün, kızgın. 2023’te, yani Cumhuriyet’in 100’üncü yılında eğer bir değişim, bir “yeniden başlangıç” konusunda CHP ve beşli sağ muhalefette ciddiyet varsa, dört temel konuda mutabakata dayalı bir vizyon gerekiyor:

  1. Yeni anayasa

  2. Genel Siyasi Af

  3. Ekonomik reform

  4. İklim krizine karşı seferberlik.

Belki erken denebilir, ama şu ana kadar bu partilerde kararsız seçmeni kıpırdatacak somut bir belirti bu konuların hiçbirinde yok.

Bu da şu konudaki şüphelere şüphe ekliyor:

“Son 20 yılın siyaset hikayesi, AKP ve lideri Erdoğan’ın alternatifsizlik ve tutucu muhalefetteki ayak direme nedeniyle kendi dinamikleriyle yükselişi ve şimdi de yine muhalefetin hiçbir dahlinin, etkisinin olmadığı bir süreçle kendi kendisini batırması hikayesidir. Bu hikayede muhalefet seyircidir.”

Merkez seküler ve merkez sağ muhalefet 2002’de iktidarı teslim ettiğinde, topluma vereceği hiçbir şey yoktu. Şimdi var mı?

Öyle bir manzara söz konusu ki, bu partiler hiçbir şey yapmadan bir çöküşü bekliyor ve bir anlamda “hazıra konmaya” çalışıyorlar.

Seçmenin küskün kesiminde ve genç seçmende algı eğer böyleyse, Türkiye için iyi haber değil. Belli ki Millet İttifakı, oy oranı yüzde 10-13 aralığında duran Kürt seçmene de güven vermiyor, hatta kendinden soğutuyor.

Bu durağanlık nedeniyle belki de Üçüncü İttifak gerekli hale gelmiştir denilebilir.

Şu da aynı ölçüde önemli: Seçimlerde ilk defa veya ikinci kez oy kullanacak olan genç seçmen, şu anki çirkin, dünyadan kopuk, kayıkçı kavgası gibi siyaset söyleminden bir şey anlıyor mu, ilgileniyor mu, orası da belirsiz.

Bu kesim, iddia edilebilir ki, ne Cumhur ne de Millet İttifakları içinde kendisine ait bir hikaye, bir umut bulacaktır.

Baksanıza, hangi “dahice” iletişim stratejisi ise, CHP’nin lideri okurunun yaş ortalaması 50-55 üstü olan, üstelik düşük tirajlı bir gazeteyi seçiyor, gençlere “hitap” için! En çok iklim kriziyle dertlenerek, yaşlılardan kopuk yaşayan şehirli genç seçmen kitlesine, bu yazıda, çevreyi daha da çok kirletecek “her yere fabrika” vaat eden bir ana muhalefet partisi var!

Evet, belki de şartlar giderek daha fazla bir “Değişim İttifakı’nı zorlayabilir.

Bu ittifak, mağdurları, olanları bir yapısal sorun olarak gören tüm memnuniyetsizleri, kentli kadın ve genç seçmeni ve elbette HDP ile Yeşil ve Sol partileri bünyesine alıp Türkiye’ye, onun ilelebet hükümdarı olan “Gerontokrasi”ye (yaşlılar yönetimi) açık bir mesaj verir, ortaya çıkacak siyasi tabloda hak ve söz sahibi, müzakere paydaşı olur, geleceği inşa etmeye de tabandan başlar.

Kolay mı? Elbette çok zor. HDP baştan beri bu girişimlere açık, ama Türk solu içindeki paramparçalanma hali, aşılması gereken bir mesele. Yeşiller Partisi’nin açılmasına izin verilmemesi de çabaları zorlaştırabilir.

Yine de “Üçüncü İttifak”, bataklığa sürüklenmiş, ahalisi çürümeye terk edilmiş bu ülkenin “güvenli çıkışı” için bir seçenek olabilir.