• 13.07.2021 06:23

Uzun süredir tahmin edildiği gibi Türkiye’nin işletim sistemi çöküş halinde. İşlerin bu hale geleceği Erdoğan’ın kamu ihale mevzuatını reform rayından kaydırmaya ve tedrici olarak medya ve yargıyı kendisine bağlamasından, şahsı etrafında tekleştirdiği sorgusuz sualsiz tapınma formatından belliydi.

2012’den itibaren ne dediyse o oldu, AKP içi biat mutlaklaştı, yozlaşmanın asalakları ranta üşüştü ve yönetimde tekleştirme derinleştikçe sistemin geri dönüşsüz “entropi” (çığrından çıkma) hali statükonun ana parçası haline geldi. Ülke elitine ve kurumsal siyasi muhalefetine yön ve şekil veren ideolojik saplantılar, dar kafalı iktidar hesapları, “öteki nefreti” ve stratejik şuursuzluk gibi yerli ve milli kollektif ahmaklık nedeniyle resim karmaşık hal aldı, ceberut iktidar yapısının devlet aygıtlarını lehine kontrol altına almasına yardımcı oldu.

Kitleler siyasetten umudu kesti, muhalefetin merkezcil gövdesine soğudu. “Çözülme” hali bu nedenle de ağır çekim devam etmekte. Bu halin epey uzun bir süre devam edeceği de söylenebilir. Çünkü muhalefetin iktidarın kurgusunu bozacak bir hamlesi görülmedi henüz ve Erdoğan ile rakipleri arasındaki “zeka asimetrisi” nedeniyle rejim, kalıcılığını sağlamak için bir engel tanımıyor, iktidardan gitmemek için ortamı peyderpey hazırlamakla meşgul.

Parlamento epeydir yok. Ülke bir “cumhurbaşkanlığı kararname rejimi” ile yönetiliyor. AKP dışı bir Saray ekibi ile, rejimden beslenen oligarklar yapısı bu kararnamelere yön verilmesinde, keyfi davranmaktan asla vazgeçme niyetinde olmayan Erdoğan’a sadece ve sadece yardımcı oluyor. İktidarın kalıcılığını sağlamak için sürenin uzatılması mukadder. Erdoğan’ın tipik taktik manevraları ile yaşanan ilerleme hali, hüsnü kuruntu ile “gideceği” zannını her gün üreten siyasi muhalefete ne kazandırıyor, bilen yok.

Öyle ise şunu söylemek mümkün: Türkiye’yi her katmanda tarumar eden AKP-MHP ve bileşenlerinin tek rakibi kendisidir. Er veya geç gideceği kesin ise de, bu konudaki belirleyici adım siyasi muhalefetten değil, iktidarın tercihleri, ve tasarrufları tarafından şekillendirilecektir. Başka deyişle, bir “erken seçim” umuduyla girilecek yol yerine, iktidarın “büzülmesi” ve “iç patlaması” ile ucu açık, sonu belirsiz ve acı dolu yeni bir kriz aşamasına doğru yürümekte Türkiye.

Muhalefetin tek “stratejisi” (artık bu ne kadar “strateji” ise) beklemekten, orman yerine ağaçlarla uğraşmaktan, Baykal misali tali konularla oyalanmaktan, seçmeni seferber etmeden, “uzaktan kumanda” vozurdanmaktan, laf yetiştirmekten, “durum tespitleri” ile yetinmekten ibaret. Bu tavrın içinde kitleleri ikna etmek ve umutları zeka ile oya tahvil etmek yok.

Resim bu kadar net.

Erdoğan elbette bu “büzülme” halinin iktidar yapısını bir “iç patlama”ya (implosion) sürüklediğinin farkında. Görev suçları öylesine kabarık ki, bu noktadan herhangi standart bir siyasetçi gibi sıyrılıp siyasi hayatını muhalefette sürdürmesi pek mümkün görünmüyor.

Hukuk düzenini darmadağın edip yerine kanun tanımazlığı lanse ettiği ölçüde, - Zarrab veya SBK örneklerinin gözlere soktuğu gibi - artık irili ufaklı her avantacının ve kara paracının kanunu kendisiyle özdeşleştirdiği, şiddetin meşrulaştırıldığı, suç işleme korkusunun çoktan aşıldığı bir düzenin simgesi oldu. Devleti şahsileştirdi, kadrolaşmayı her düzeyde emrinde çalışacak bir ordu şemasına oturttu. Krizin bir numaralı sorumlusu olarak tarzını ve niyetini bir çıkmaz sokağa kilitledi.

“Büzülme” süresini olabildiğince uzatmak için durmadan yola devam etmesi de bu yüzden. Kararnamelerle bir yandan hızlandırılmış özelleştirme ve atama zincirlerini büyütürken, diğer yandan güvenlik mekanizmalarında kalmış boşlukları da tahkim ediyor. Peker videoları ardından Soylu’nun bir an önce gönderileceği zannına kapılanlar, son Emniyet kararnamelerinin anlamına bakınca, Erdoğan’ın çıkışı Bahçeli-Soylu çizgisine bağlı kalma tercihini görmüş olmalılar. Erdoğan, (iddialar doğru ise) ülke çapında ağır silahlarla donatılmış bir fiili partizan/paramiliter iç savaş yapısı kurmuş olan Soylu’nun kullanım ve fayda süresinin dolmadığı kanaatini pekiştirmiş de olabilir. Bu yaklaşım belli ki değişmeyecek.

Merkez Bankası’nı perde arkasından, AYM’yi kendi siyasetinin icraatı için atadığı bir kısım yargıçla “içerden” yöneten Başkan’ın önünde şimdi YAŞ gibi bir aşama daha var. Yargıtay’ın 28 Şubat davası mahkumiyetlerini onamasını bu çerçevede bir gözdağı manevrası olarak okumak gerekebilir. Amirallerin susturulması ve sindirilmesi ardından gelen bu adım, YAŞ’ta TSK’nın kaderi açısından hayati bir “tasfiye”nin de habercisi olabilir.

Peki Kürtler? Diyarbakır ziyaretinin bir sözde “Çözüm Süreci” tazelemesinin ilk alan yoklaması olduğunu ciddiye almak için akıl tutulmasından muzdarip olmak gerek. Meclis’in ikinci büyük muhalefet grubunu oluşturan HDP hakkında kapatma davası iddianamesinin partiye gönderildiği gün Kürtlere güya çiçek atmak, olsa olsa “merkez” muhalefetle HDP’nin arasına girerek “kafa karıştırmak”, suyu bulandırmaya çabalamak şeklinde yorumlanabilir.  Erdoğan’ın, siyasi kariyer başarısını ittifak kurup işi bitince bozmak üzerine kurduğu bilindiğine göre, bu ders artık anlaşılmamışsa, ülke için zaten bir çıkış umudu kalmamış demektir.

Peki, sonuç olarak, mukadder “büzülme” nasıl gelişecek ve yeni bir evreye geçecek?

Üç senaryo muhtemel görünüyor:

Meclis içinde AKP ve/veya MHP kaynaklı bir kitlesel kopma olabilir. Eğer bir grup milletvekili tüm cesaretlerini toplayıp (haklarındaki dosyalar, suç ortaklıkları, bulanık işbirlikleri vs) iktidar bloğundan çekilirlerse, bir erken seçim olasılığı belirebilir. Ama bu halde bile son sözü Erdoğan söyleyecektir.
Böyle bir olasılığı hesaba katan Erdoğan, eğer MHP Bahçeli’nin o malum fevri çekilme kararı ile karşı karşıya kalırsa (zayıf olasılık) başta İyi Parti olmak üzere yeni bir ittifak arayışını zorlayacaktır. Kolay geçmeyecek bir süreçtir bu senaryonun işaret ettiği. Çünkü böyle bir durumda, Erdoğan a) erken seçimi erteleye cek bir koalisyon arar, b) dokunulmazlığının güvence altına alınmasını “olmazsa olmaz” şart koşar. Yani, b şıkkı bu senaryoda muhalefetin bir “Kenan Evren modeli”ne rıza göstermesini gündeme getirecektir.
Erdoğan’ın sağlığı yerinde mi? Bu sorunun net bir cevabı yok. Belki de muhalefet bu olasılık üzerinden de taktik pozisyon bekliyor olabilir. Bu olasılığın da içine eklendiği üçüncü senaryo, “sonuna kadar devam” tavrını gündemde tutuyor. AKP ve MHP cenahı, sağlık faktörü bir yana, Türkiye üzerindeki olağanüstü baskıcı ve sosyal istikrar risklerini ayykuka çıkarıcı bir “Türk-İslam Sentezi” modelini nihai aşamaya getirmek için başta güvenlik ve paramiliter yapılar, tüm mekanizmaları devreye sokacak bir “zamanında seçim”i göze almış göürünüyor.

Şu anda üç numaralı oyun ilerleme halinde. Ama diğer ikisi de yedekte.

Şu net: Siyasete ve idari tasarruflara Erdoğan karar verdiği sürece ülkenin bu yolsuzluk, suçun “norm haline gelmesi”, görev suisstimali, yargı tarumarı, hızlandırılmış yoksullaşma, doğa tahribatı ve dış politikada maceraperestlik durumundan kurtulma olasılığı sıfır.