• 22.04.2021 06:08
  • (331)

Mesele, anlaşılmak isteniyorsa ön yargılarla değil soğukkanlı yaklaşmak lazımdır. Türkiye'nin durduk yere sistem değişimine gittiğini söylemek elbette ki ciddiye alınamaz; sistem değişimi bir mecburiyetten doğmuştur. Eski sistemin sürdürülemez hale gelmesi, sadece sorun çözme gücünü kaybetmesi ile sınırlı değil, sistemin kendisinin sorun haline gelmiş olmasıyla da ilgilidir.

Sistem meselesinin bir boyutu demokratikleşmedir. Kısaca, ülkemizde parlamenter sistem adında işleyen hükümet sistemi, Meclis'i, Meclis'in seçtiği hükümetleri etkisiz hale getiren bir düzene sahipti. 27 Mayıs'ta anayasal güvence altına alınmış bu düzende, MGK adeta gerçek icra ve denetim organıdır; Meclis'e baskı yapılmakta 'şu reformları yapın' muhtıraları verilmekte; hükümetler 'azarlanarak ödevleri' önüne konulmaktadır. Bu sitemin kurumsal olarak görünmez bir kuralı/ortağı ise askeri cuntalar/darbelerdir. Meclis ve hükümetler, denileni yapmazsa o zaman darbeler kaçınılmaz olmaktadır. Meselenin bu boyutu Batı vesayetiyle ilgilidir.

DEMOKRASİ

Demirel ABD'nin istediği haşhaşı yasağını kabul etmediği, İncirlik'ten kalkan U2 casus uçaklarının Sovyetler üzerindeki uçuşuna izin vermediği için 12 Mart'ta muhtıra yemiş; 1974'te Ecevit-Erbakan 'Kıbrıs'ta ne işiniz var' sözünü dinlemedikleri için ambargoyla karşılaşmış; sonra gelen hükümetler talepleri karşılamadıkları için terörle cezalandırılıp, 80'de 12 Eylül'le tanışmışlardı. Eski sistem de Meclis de, hükümetler de kuşatılmıştır.

Türkiye gibi büyük bir imparatorluk mirasına sahip olmak şüphesiz kazanımları olan fakat sorunları da olan bir durumdur. Bunlardan kurtulmak için reddi miras yapmak, kendi kimliğini inkâr etmek beyhudedir; Batılılara 'aslında biz de Batılıyız, Etiler; Hititler gibi ortak atalardan geliyoruz' diyen arkeolojik kalıntılardan, medeniyet birlikteliği kurmak isteyen Batıcılarımız yakın zamana kadar AB ile bütünleşerek, bu sorunun kökten hallolacağına inanmaktaydılar, fakat adamlar 'siz unutsanız da biz kim olduğunuzu biliyoruz' demişlerdir.

BAĞIMSIZLIK

Türkiye Batı arasındaki ilişkilerde, Batılı merkezlerin hâlâ bu ülkeye 'Şark Meselesi' etrafından bakmaları ortaya çıkacak ilk fırsatta, ilk siyasi kaos durumunda tasfiye edilecek bir siyasi özne olarak görmeleri esas sorundur. AB'ye alınılmamasının da, her uluslararası meselede karşısında kim varsa Türkiye karşıtı pozisyonda vaziyet alışlarının da sebebi budur. Bir diğer sebep, Türkiye'nin bu coğrafyanın lideri olmasıdır, sadece en büyük ülke değil en gelişmiş, en demokratik, en modern ülke konumundadır. Bu, Batı emperyalizminin bölgesel çıkarları için ciddi bir sorundur.

Türkiye dört yıl önce sistem değişimine gidilerek birincisi, millet iradesi hükümeti kurma yetkisini doğrudan başkana verdi; ikincisi, milletvekillerini seçerek onlara yasama ve denetleme yetkisini verdi; üçüncüsü, siyaset kurumunu güçlendirerek militarizm ideolojisini ve devlet içindeki Batılı merkezlerle simbiyotik ilişkileri tasfiye ederek Türkiye'nin bağımsızlık siyasetinin önünü açtı. Şimdi mesele, sistemin yeni reformlarla kurumsal ve normatif yapısını geliştirmektir.