Eskiyle yıkanan yeni AKP

  • 28.10.2014 00:00

AKP, demokratik unsurlarla yaptığı ittifakı 2011’den sonra bozdu ve sadece kendi kültürel ve ideolojik kimliği üzerine inşa edebileceği bir devlet hayaline kapıldı. Bürokrasi ve kamuda kendisi dışındaki herkesi kamusal alandan özel alana itmeye başladı. Recep Tayyip Erdoğan, 27 Mayıs 2013’te başlayan Gezi olayları ile birlikte güçlü tek adam iradesinin sorgulanıp sarsıldığı duygusuyla uzlaşmaz ve gerilim doğuran bir politikaya hızla kaydı. Gezi’den itibaren siyasi bir tercih olarak kullandığı kutuplaştırıcı dil, sert üslup; 17 Aralık- 25 Aralık süreçlerinden sonra ağırlaşarak devam etti. Erdoğan, kullandığı dil ile kendisine oy verenler dışında neredeyse toplumda herkesi “öteki” ilan etti. Görünürde var olan yargı tamamen güvenilirliğini yitirdi. Gücün iradesi hukuk olmaya başladı.

 

Milli irade kavramını sandıkla sınırlayarak ve fetişleştirerek demokrasiden geriye gitti. Mili iradeyi belirli bir oy üzerinden sınırsız kabul ederek, mutlakıyetçi tek adam yönetimine savruldu. Başkanlığı da bu anlamda öne sürdü. Müslümanların paradigma içinde kültürlerinde oluşmuş devletçilik ve otoriterlik adeta hortladı, zaman zaman milliyetçilik araçsallaştırıldı. Eski rejime göre değişen şey artık topluma üstten dayatılan referansların İslami görünürlü olmasıydı.

 

Erdoğan’ın başlangıçtaki müttefikleriyle yollarını ayırmasından sonra AKP ile Gülen Hareketi arasındaki koalisyon da dershanelerin kapatılması teşebbüsüyle bozuldu. Ardından 17 Aralık ve 25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları sonucu yapılan operasyonlar dört bakanın hükümetten ayrılması sonucunu doğururken, Başbakan ve oğluna yönelik 25 Aralık operasyonu teşebbüs hâlinde kaldı ve mahkeme kararları uygulanmadı. Mahkeme kararının uygulanmaması Anayasa’nın ihlaliydi ve yargı kullandığı erki kaybetmiş oldu.

 

Erdoğan, özellikle devlet içinde paralel yapı olarak tanımladığı ve kendisini Hizmet Hareketi olarak tanımlayan Gülen Cemaati ile ipleri kopararak hiçbir hukuki sınır tanımayan bir mücadeleye girdi. Böylece liberal- demokrat kesimle olan ittifakı bozduktan sonra önemli bir koalisyon ortağı olan Gülen Cemaati’ni de tasfiye edilmesi gereken hasım durumuna soktu. Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümetle birlikte savaş açtığı Hareket’in bütün can damarlarını kesme gayretinde. Hareket’in yurtdışındaki okulları kapatılmaya çalışılıyor. Yakın duran işadamları vergi denetimleriyle sıkıştırılıyor, Bank Asya hukuksuz ve kanunsuz fiillerle batırılmak isteniyor.

 

Özellikle Erdoğan için 17 ve 25 Aralık operasyonları iktidarına karşı önemli bir hamleydi ve her türlü hukuk dışı yollar kullanılarak bu soruşturmalar engellendi. Siyasi amacı ne olursa olsun böyle bir iddia karşısında hükümetin istifa etmesi ve iddiaların araştırılmasının yolunun açılması gerekirdi. Ancak Erdoğan, siyasi bekası uğruna tüm hukuki kazanımları ve demokratik ilerlemeleri yok ederek savaşmayı tercih etti. İktidar soruşturmaları darbe olarak niteledi ve emniyet bürokrasisiyle, savcı ve hâkimleri dağıttı. Nitekim yeni yer değiştirmelerden sonra 17 ve 25 Aralık soruşturmaları kovuşturmaya yer olmadığı kararlarıyla sonlandırıldı. Cumhurbaşkanı tarafından hükümet atlanarak hazırlandığı anlaşılan yeni değişiklik paketi muhalif kesime karşı antidemokratik ve hukuk dışı operasyonların dayanağı olacak.

 

Sonuç olarak Nakşi ağırlıklı Milli Görüş geleneğinden gelen, insanı ve doğayı dışlayan rant ekonomisini siyasi rüşvet olarak kullanan, demokrasiyi ve hukuku araçsallaştıran AKP, bir taraftan Nurcu İslami gelenekten gelen ve devletçi- milliyetçi damarlara sahip Gülen Hareketi’ni dışlayarak, diğer taraftan Diyanet İslam’ını kendi ideolojisi doğrultusunda araçsallaştırarak yeni bir kimliğe bürünmekte. AKP’de yeni olan budur. Bu yenilik eski rejimin araçlarıyla devam ettirilmekte. Bunun sonucu AKP, mezhepsel tarafgirlikle eski rejimin tekçi, şeffaf olmayan kurumlarıyla uzlaşmaya gitmiştir. Bu nedenle polis, jandarma, ordu, MİT gibi güvenlik bürokrasisi kurumları şeffaflaştırılmamakta, MGK, YÖK, DİB, Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmamakta, demokrasiden uzaklaşılarak, tek adam otoriterliğine kayılmakta. Artık AKP tabanı dışında kalan herkes ötekileştirilmiştir. Bu ise toplumsal ve siyasi barış için umutsuzluk demektir.

 

[email protected]

www.umitkardas.com

twitter.com/umit_kardas

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.