• 2.05.2019 00:00

 18. yüzyılının ikinci yarısında sanayi devrimi ile birlikte ortaya çıkan fabrika sistemiyle işçiler, patronların büyük baskısı altında çalıştırılmaya başlandı. Marx ve Engels de işçi sınıfı örgütünü ve ilkelerini açıklayan devrimci manifestolarını yazıyordu.

İşçi sınıfının içinde bulunduğu yoksulluk şartları bilhassa İngiltere ve Fransa’da kendisini göstermeye başlamıştı. İlk sendikal hareketler de burada çıktı.

Engels, işçilerinin tek kurtuluşlarının sosyalizmde olduğunu ifade ediyordu.

Bir bakıma, 100 milyon insanın canına mal olacak bir ideolojiden bahsediyorlardı. Öyle ki “kristal berraklığında bir zihne sahiptir, partisine bağlıdır, halkını sever, onun demir gibi bir iradesi vardır” dedikleri yoldaş Stalin özel mülkiyetin iptaline ve kolektivist tarım politikalarına direnen sadece Ukrayna bölgesinde tam 8 milyon insanı katletmişti.

Ceset yiyen Çinliler

Keza Çin’de de 1958-60 arası insanlar açlıktan birbirlerinin çocuklarını ve mezarlardaki cesetleri yemeğe başlamıştı. Kısacası proletarya devrimi 30 ila 50 milyon Çinlinin ölümüyle sonuçlanmıştı.

Sosyalist hükümetlerin işçiler lehine sonuçlanacağı ifade dilen devrimlerinde işçilere o kadar baskı ve zulüm yapıldı ki işçiler kaçmasın diye şehirlerin etrafını duvar ve dikenli telle çevirmek zorunda kaldılar.

İşçi düşmanı sosyalizm

İşçilerin sömürülmesine tepki olarak doğmuş bir ideolojiden ve bu ideolojiyi uygulayan Doğu Alman sosyalistleri, sömürüye direnen kendi işçilerini ezmek için(!) başka bir ülkenin ordusunu yardıma çağırdı.

Ve Doğu Berlin’i bir hapishaneye döndüren o meşhur duvar işte böyle örüldü.

Peki, işçi kardeşliği söz konusu olur da küresel baronlar boş durur mu? ÖrneğinRusya’da Sosyalist devrimci sendikalar Schiff ve Rothschild ailesi tarafından finanse edilmişti.

Sosyolojik olarak devrimci hareketlerin alt yapısını hazırlayan küresel finans oligarşisi içeride de Rus liberal aydınlarıyla sosyalist grupları Çar'ın baskıları karşısında aynı noktada buluşturmayı başardı. Eh, bugün de başarmıyorlar mı?

1905 yılında Ohranka ajanı Papaz Gapon'ın tertiplediği ve bin civarında insanın katledildiği Kanlı Pazar tertibinin ardından istenilen netice tam anlamıyla alınamamıştı.

Rusya’da küresel tertip

Ne var ki Fransız Mason Locası'na kayıtlı Troçki ve Lenin daha etkili bir devrim için tekrar çalışmalara başladı. Devrim kararı, dönemin ikiz kuleleri sayılan "120 Broadway" binasının son katında aralarında D. Rockefeller, F. Warburg, Schiff ve Isaac Seligman gibi ünlü bankerlerin bulunduğu bir grup tarafından alındı.

27 Mart 1917 yılında Troçki ve 275 devrimci bir gemiyle New York'tan St. Peterburg'a getirildi. Parola malum; “Yaşasın işçi hakları, halkların kardeşliği!” Neticede; Osmanlı hürriyet naralarıyla Rusya ise işçi kardeşliği naralarıyla yıkıldı. Her iki imparatorluğun çöküşünde de aynı güçler rol aldı.

Bugün de; “Kahrolsun emperyalizm, işçi hakları, halkların kardeşliği" türünden sloganlarla küresel finans oligarklarına hizmet etmekten başka bir işe yarıyorlar mı?

Türkiye’de ilk sendika

Türkiye’deki sendikacılığı hiç sormayın. 1870’e kadar uzanan bir mazisi var ancak kimilerine göre demokratik bir dönem(!) olarak takdim edilen tek parti döneminde sendikacılık da yasaklanıyor.

1938 yılında kabul edilen Cemiyetler Kanunu, sınıf esasına dayalı örgüt kurulmasını yasaklıyordu. Bu tür örgütler kurmanın cezası bir seneye kadar hapisti.

Durum böyle olunca 1 Mayıs’ın ‘Bahar ve Çiçek Bayramı’ olarak ilan edilmesinden daha doğal ne olabilirdi?!

1952 yılında ise ABD’den çağrılan uzmanların nezaretinde Amerikan prensiplerine uygun bir konfederasyon kuruluyor; Türk-İş. Yaklaşık 600 Türk-İş yöneticisinin ABD’ye gidip, eğitim aldığı söyleniyor.

Darbe dönemlerinde özellikle 28 Şubat’ta sendikaların durumunu gördünüz…

Sonra ülkede hemen her siyasi parti kendi sendikasını kurdu. Ve partiler hala sendikalarla “arka bahçe” ilişkisi yaşamayı kendileri için bir kazanım saymaktan vazgeçemediler. Hal böyle olunca Türkiye’de kendine özgü bağımsız bir sendikal anlayış tam anlamıyla üretilemedi.

Başlangıçta dini, ırkı, rengi fark etmeksizin ezilen emekçiler için başlatılan örgütlü mücadele, kapitalist baronların devreye girmesiyle bugün farklı bir amaca hizmet etmektedir. 1 Mayıs, işçi kardeşliği ya! Bak, yerim olsaydı daha George Orwell’i yazacaktım.