• 1.03.2022 06:07

Yıl 1993 aylardan Kasım. Birkaç yıldır süren Abhazya-Gürcistan iç savaşını o yıllarda çalıştığım gazeteye yazmak için Soçi üzerinden Abhazya’ya gittim. Burada Abhazya adına savaşmak için Türkiye’den giden Kafkas kökenli insanlarla buluştum. Abhazya dünyanın en güzel coğrafyalarından birine sahip, Karadeniz kıyısında dağlarla çevrili bir bölge. Birkaç yıl önce dağılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) üst düzey yöneticilerinin Abhazya’da kendileri için dinlenme otelleri yaptırdıkları bir dünya cenneti aynı zamanda. İşte bu dünya cenneti iki yıla yakın süren iç savaş ve sonrasında acı, yoksulluk ve ölümle tanıştı. Yeni açılan mezarlarda çivi bombalarıyla ölen sivillerin cansız bedenleri yatıyordu. Ülkeyi dolaşırken dinlediğim Abhazlar, atalarının topraklarını kurtarmak için “haklı bir savaş” yürüttüklerini söylüyorlardı.

Savaşın son zamanlarıydı, Abhaz birlikleri başkent Sohumi’ye girmişti. Sohumi meydanında kurulan BM karargâhında, Gürcistan’a geçmek isteyen siviller, bir arada toplanarak şehirden tahliye ediliyordu. Türkiye’den giden silahlı milislerle şehrin ara sokaklarını dolaşmaya başladım. Her tarafta cesetler vardı. Bir de yağmacılar. Ara sokaklardan birinde silah sesleri duyunca o tarafa doğru gittik. 80 yaşlarında bir kadın evinin bahçesinde put gibi duruyor, Abhaz bir milis, kadının ayaklarına etrafına kalaşnikof ile durmaksızın ateş ediyordu. Kılı bile kıpırdamadı yaşlı kadının. Gördüklerim karşısında donup kaldım, elim fotoğraf makinesinin deklanşörüne gitmedi, gidemedi. Kadın Gürcüydü, doğup büyüdüğü evden gitmek istemiyordu. Ölecekse de o adeta elleriyle cennete çevirdiği bahçesinde, evinde ölmek istiyordu belli ki. O an anladım savaşın hiçbir zaman haklılığının olmadığını, olmayacağını. Silahtan çıkan her mermi sadece karşısında olanı değil, o tetiğe dokunanı da öldürüyor, insanlığını yok ediyordu aynı zamanda…

Birkaç gündür televizyon ekranlarından izlediğim Ukrayna’nın işgal edilmesi bana o yaşadığım ânı hatırlattı. Hiç unutmadığım, unutamayacağım o ânı.

Savaşın sadece televizyondan izlenen bir oyun olduğunu sananlar, Ukraynalı kadınlar için iğrenç espriler yapan mide bulandırıcı insanlar, ‘Savaşa hayır’ cümlesini başa alıp, sonra Putin’in bu işgal için haklı nedenleri olduğunu sıralayanlar; hepsini gördük. Bir diktatörün Ukrayna’yı ateşe vererek aslında bütün dünyayı ateşe verdiğinin ve bundan bütün halkların etkileneceğinin yok sayılması bana çok mide bulandırıcı geliyor. Burada haklı tavır, bu haksız işgal (hiçbir işgal haklı olamaz) karşısında NATO ve Batı’nın yaptığı hataları art arda sıralayarak hırsız ve barbar Putin’i aklama çabası olamaz, olmamalı. Silahtan çıkan her merminin bir insanı hedef aldığı, insanların yerlerini yurtlarını terk ettiği bir ortamda ‘ideolojik nefretin’ bir anlamı yok. Doğru tavır, kayıtsız şartız, amasız, fakatsız Ukrayna halkının yanında yer almaktır. Putin gibileri ancak ve ancak bu şekilde durdurabiliriz. ‘Savaşa hayır’ deyip sonrasında Putin’i haklı gösteren argümanları sayanlar, öncelikle kendi insanlıklarını sorgulasınlar, ideolojilerini değil.

Zinhar devleti güçsüz ve aciz göstermeyin

Ukrayna’nın işgal edilmesi sırasında 25 bine yakın Türk vatandaşı da ülkede mahsur kaldı. Beş bine yakın Türk öğrenci bu ülkede üniversite okuyor. Günlerdir televizyon ekranlarına bağlanan öğrenciler, bu ateş altından kurtulabilmek için devletlerinden yardım talep ediyorlar. Bu yazıyı yazarken az önce izlediğim bir kız öğrenci sığınaktan katıldığı yayında, “Bu canlı yayınlara ben ve arkadaşlarımın kurtulması için yardım isteme amacıyla katılıyordum. Artık bundan umudum kalmadı, bir daha katılmayacağım” diyerek kapattı telefonu.

İşgal başlanmadan dışişleri bakanlığı tarafından uyarılarak ülkeye dönmeleri istenen öğrencilerin büyük bir bölümü dönemedi. Dönemedi, çünkü THY bilet fiyatlarını beş bin liraya kadar çıkardı ânında. Fırsat bu fırsat diyerek. THY, öğrencilerin ani yükselen bilet fiyatlarından yakınması üzerine “Fiyatlar arz-talep dengesiyle belirlenmektedir, olağanüstü koşulların yaşandığı dönemlerde de bu uygulama korunmaktadır” açıklamasını yaptı. Tam ‘kapitalizm en büyük kârı savaşlarda elde eder’ anlayışına uygun bir açıklama. Yapmasalardı bu açıklamayı, suskun kalsalardı, hattâ yalan söyleyip ‘fiyatları yükseltmedik’ deselerdi, basiretimiz bağlandı işgali öngöremedik deselerdi, ülkenin havayoluna birazcık da olsa saygımız olurdu.

Hangi ülkenin kızı ağlar sayın danışman

Televizyonlara canlı yayında bağlanan Ukrayna’da mahsur kalan öğrencilerin birçoğu eleştirmeye, kendilerini oradan tahliye edemeyen devlete laf söylemeye başlayınca bir şekilde hemen canlı yayından alınıyor. Bunun en alenisi A Haber kanalında oldu. İçinde bulundukları durumu anlatırken neden tahliye edilmediklerini sorarak ağlamaya başlayan kız öğrenciyi sunucu alelacele canlı yayından almak istedi. Bu sırada Cumhurbaşkanlığı’nda güvenlik ve dış politika konularında danışmanlık yapan Mesut Hakkı Caşın, bulunduğu stüdyodan üst perdeden konuşmaya başladı. Gerekirse ben gelir alırım seni diyen Caşın, “Türk kızı ağlamaz” dedi. Caşın’ın söylediklerinden sonra orada kalan öğrencileri kurtarmak için yola koyulup koyulmadığını merak etmekle birlikte şu soruyu da sormak icap eder. Sayın danışman Türk kızı ağlamıyorsa hangi ülkenin kızı ağlar? Söyleseniz de engin bilginizden biz de faydalansak.