• 19.07.2012 00:00

 ‘’Kardeş Belediye’’ protokolünü imzaladık :

Gezimizin üçüncü gününde Arpaçay’daydık. Bu gün resmi işlemlerin yapılacağı gündü. Öncesinde olduğu gibi sonraki günlerde de gezimize devam edecektik etmesine ama, bugün iki belediye başkanımızın imzalayacakları ‘’Kardeş Belediye’’ protokolüne tanıklık edecektik.

Kimler yoktu ki aramızda; İstanbul, Bursa, Düzce ve Akçakoca Karslılar Derneği yöneticileri… Arpaçay belediyesi çalışanları, Kars’tan bazı konuklar, Kars’ın TV ve gazete çalışanları ve Akçakoca’dan gelen beş ayrı ajans ve gazete temsilcisi arkadaş…

Çok sayıda konuğumuz ve bina dışında bulunan kalabalık bir meraklı topluluk, içeride iyi bir şeyler olduğunu sezinlemiş, sonucu merak etmektelerdi.

Nihayet imzalar atıldı, kardeş belediye olundu. İyi niyet temennileriyle dolu bir çok söz çıktı konuşmacıların ağzından. Herkes hayırlı bir işin; Türkiye’nin iki farklı ucunda bulunan belediyelerin aralarında kurdukları kardeşlik köprüsüne şahitlik etmenin haklı gururunu taşımaktaydı orada.

İmza töreni sonrasında Arpaçay sokaklarında dolaştık bir süre. Başkan Enver Akkaya, yürüyüş boyunca kentin tarihi ve doğal özelliklerini anlattı misafir gelenlere. 3 Bin nüfuslu küçük bir ilçenin kültürünü tanımaya çalıştık. En ilginç şeyi ise küçücük bir tamir atölyesini işleten mavi gözlü ve sarışın insanları tanıdığımızda yaşadık: Bu kişiler Malakanlar’mış.

Rusça’da süt içenler anlamına gelen Malakanlar’ın Ortodoks Kilisesi'nden ayrılmış bir tarikata mensup olduklarını ve 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşları´nın ardından, Ruslar tarafından Kars´a yerleştirilen gruptan olduklarını öğrendik.

Çıldır Gölü’ne yolculuk :

Arpaçay sokaklarında gezimizi tamamladıktan sonra Çıldır Gölü kıyısında bulunan bir tesiste balık yemek üzere ilçeden ayrıldık.

Yaklaşık 50 km. uzakta bulunan Çıldır Gölü’ne giderken doluya tutulduk, hem de temmuz ayında…

Çıldır’ın adının göl olduğuna aldanmayın sakın, bildiğimiz Umman… Karadeniz’e de ne çok benziyordu Çıldır. Hani bir kıpırtı gördüğümüzde su yüzeyinde sanki hamsi ya da palamut atlayacakmış gibi geliyordu bize. Kocaman bir göl değildi sadece Çıldır, etrafında insan boyunda başakların boy verdiği, kaz sürülerini otaran yalın ayaklı kız çocuklarının kıyısında gezindiği bir saklı cennet gibiydi adeta…

Yer yer koyunlar, keçiler gördük göl boyunca. Bazen de kuş sürüleri eşlik etti yolculuğumuza…

Issız Çıldır; Işığın ilk doğduğu bu kadim toprakların uzun saçlı perisi, şavkını en güzel biçimde suya veren bu doğa harikası, kendisine her baktığımızda, arsız bir çıplak kadın edasıyla gülümsüyordu bize. Her bir fotoğraf karesinde ayrı bir kartpostal güzelliği sunan Çıldır’ın kenarında mola verip toplu resimler çektirdik sık sık.

Ve nihayet resimler çektirmekle uzattığımız Çıldır yolculuğumuzu tamamlıyoruz. Arpaçay belediye başkanı Enver Akkaya’nın misafirleri olarak güzel bir balık lokantasında yemek molası veriyoruz.

Yemekte bildiğimiz garnitür ve zeytinyağlılardan çokça var ama biz her zamankinden daha bir aç oturduğumuzdan mıdır nedir, balığı beklemeden yemeye koyuluyoruz.

Sarmanın, pilakinin, çoban salatanın tadına bakıyoruz. Kars’ın peynirleri, kaşarı, çeçili ve tereyağını sürüyoruz lavaş ekmeğimize.

Buranın balığı kendini yedirir :

Merakla beklediğimiz balıklarımız da geliyor sonra. Bizim masaya düşenin 11 kiloluk bir balığın parçaları olduğu söyleniyor bize.

Yediklerimizin, Göl’den tutulan sarı bir balık türü olduğunu öğreniyoruz çalışanlardan. Çok lezzetli geliyor bize balıklar ve istemeden önümüze konan her yeni porsiyondan biraz daha alarak yiyoruz.

Tam ‘doyduk artık istemiyoruz!’ diyecekken taze kuzu etleri servis ediliyor bu kez. Nasıl hem bu kadar tok olup hem de yemeye devam ettiğimizi anlamaya çalışıyoruz hep birlikte. Havasından olsa gerek derken birileri, tesis işletmecisinin sesi duyuluyor yüksek perdeden: Buranın balığı kendini yedirir!..

Ziyafetin ardından küçük bir sürpriz yaşatıyor bize ev sahipleri. Mahallî aşıklar giriyor salona ve türküler çalıyorlar bize. İstek veren konuklar bir yandan, türkülere eşlik edenler diğer yandan hep birlikte eğleniyoruz.

Aşıklardan biri belediye başkanlarına methiyeler düzerek bahşişi de kapıyor kapmasına ama, uzun zamandır söylemediğimiz bir çok türkü ve marşı ‘’Kardeşlik Korosu’’ olarak, hep bir ağızdan söylüyor ve inletiyoruz Çıldır’ı… ‘Aldırma gönül aldırma’, ‘Oy dere Kızıldere’ ve ‘Nurhak sana güneş doğmaz’…

Yemek ve müzik ziyafetinden sonra Çıldır kıyısında tekrar resim çektirmeler… Fotoğraf makineleri ve kameralar durmadan çalışıyor. Dönüşe hazırlık ve toparlanmamızı ağırdan alıyoruz. Sanki birleri bu gece burada kalın diyecek ve bizde bu teklife atlayacakmışız gibi, herkesin yüzünde belirsiz bir bekleme hali var. Güzelden vazgeçilmiyor tabii.

Akşam saatlerinde dönüş yolundayız artık. Günü burada tamamladıktan sonra istirahate çekileceğiz ve ertesi günkü Melik köyü yaylasındaki şenliklere katılacağız.

Yol boyunca Çıldır’ın manzarasını dikkatlice izleyerek yemekleri konuşuyoruz yanı başımızdaki arkadaşlarla. Temmuz ayında aniden bastıran bir doluyla yolun iki tarafı beyaza bürünürken bu sürprize alışık insanlar gibi ‘’burada olur böyle şeyler’’ falan diyoruz.

Kars sınırlarına girdiğimizin henüz üçüncü günündeydik ama, sanırdınız yüz yıllık Karslıydık.