• 15.11.2013 00:00

 Atasözümüz var  ‘’Dost başa düşman ayağa bakar’’ diye. Bunlar tamamen bacak arasına odaklılar... Muvzuyu açan başbakan’a göre kız ve erkek öğrencilerin aynı evde kalmaları yanlışmış. Mazallah tehlikeli şeyler yapasılarmış. Zinhar müdahale edilesiymiş.  Makbul komşu ihbarlarına itibar edilerekten, kolluk gücü tarafından işlem yapılmalıymış. Zaten valiler de gerekli müdahaleleri yapacaklarmış; yeni yasalar, mevzuat ve düzenlemeler yoldaymış vs.vs...

Kürtajdı, üç çocuktu, içki yasaklarıydı derken, sıra geldi üniversite gençliğinin cinselliğine. Bu mantık zincirinin dizilimi üzerinden bakarsak, bir sonraki halkanın, kadın ve erkek öğrencilerin farklı dersliklerde öğrenim görmesi ve farklı toplu taşıma araçlarıyla yolculuk etme düzenlemelerinin geleceğini söylemek abartı olmaz.

Yaşananlar şaka değil…Dinsel bir ideolojinin öngördüğü toplumsal yapıyı inşa edeceğine inanmış, arkaik ahlak ve mahremiyet algısıyla görenekleşen fiillerden destek alan ve feodal bağnazlığın beslediği bir örfe sırtını dayamış bir politika tarzı var karşımızda. Farklılıklara tahammülsüz muktedirlerin edilgen muhatapları olmanın ötesinde, bundan da mühimi bir toplumsal dönüşüm projesi olarak, üç dönemdir muhafazakâr toplumun ezici desteğine sahip olmanın özgüveniyle mağrurlaşan otokratik bir şımarma hâliyle karşı karşıya bulunuyoruz.

Bu tavır ve söylemlerin benzerlerine yeterince aşina olunmakla birlikte, son dönemde Başbakan’ın ağzından çıktığı biçimin taşıdığı kabalık ve sertlik bir yana, kendi liderlerini düzeltme kaygısıyla sahneye atılan ve paparayı yiyerek yerlerine oturan Başbakan’ın yardımcı ve danışmanlarının sergiledikleri tiyatroya bakılırsa, bu meselenin sunî  bir seçim gündemi oluşturma çabasından ibaret olmadığı; bilakis seçimler sonrasında toplumun hangi alanlarda dizayn edileceğinin ipuçlarını vermesi açısından haylice önem taşıdığını görmek gerek.

AKP’nin önümüzdeki ilk genel seçimlerde alacağı oy oranına bağlı olarak, muhafazakâr bir yaşam tarzını ne ölçüde yaygınlaştıracağı ve ‘’dinsel ahlâk’’ prensiplerini hangi ölçülerde hukukî düzenlemelere bağlayacağını tahmin etmek güç değil. Ahlak sapkınlığı(!) edimlerine karşı caydırıcı müeyyidelerle, ceza kanunlarında içerilmiş yüksek hapis cezalarına; ahlâk polisi/zabıtası gibi emniyet tedbirlerine hazırlıklı olmak gerekecek.

ACELEYE MAHAL VERİLMEYECEK!..

Ağır ağır işletilecek her şey... Her bir paket, açılım, sandık ve benzerleriyle biraz daha inilecek mahrem derinliklerimize. Her yasakla bir sonrakine daha hazır hâle getirileceğiz. Oy hesaplarına kurban verilecek tüm masumiyetler... Tebessümler, mutlu aile pozları oda duvarlarımızı süslemeyecek artık. Kadın ağzıyla atılan kahkahalar gündelik yaşamdan çıkartılacak. Günah olacak gülüşmeler, sevişmeler ise hep yasak… Kadını erkekten, erkeği kadından tecrit edecekler. Sevgili sözcüğü mimlenecek. Renkler azalacak hayatımızda; gri rengin tonlarında hep birlikte tükeneceğiz. 

Kadını erkeğin mülkiyetinde ve ona bağlı olarak kabul eden, miras ve tanıklık başta olmak üzere, dibacesi kadını tekinsiz görmek üzerine kurulu bir öğretinin mensubiyetinde yürüyecek bu işler.

Ailenin el atılmadık bir şeyi kalmayacak. Ev içi emek sömürüsü üzerine bina edilmiş ‘’kutsal aile’’ mefhumu ve erkeğe tâbiyetin kutsandığı bir ilkelliğe karşı ailenin yüceliği yalanlarını duyacağız. Özgürlük çeperleri erkeğine koşulsuz biat etmekle çevrilmiş kadınların hak gaspından beslenen bir tutuculuk ve o tutuculuğun zihin dünyalarını kodladığı bir mühendislik çalışmasıyla topluma ayar verilecek gün be gün.

Her bir mahremiyet vurgusu insan ilişkilerimizin sıcaklığına karşı yükseltilen bir duvar gibi dikilecek önümüze. Her yeni gün kadınlar ve erkekler olarak biraz daha ayrışacağız.

Aşk ile ile yazılmış şiirlerimiz yakılacak sonra. Sevgi sözcükleri kaldırılacak lügatımızdan. Bir insan teninde uyarılan bedenler, aşka uzak kaldıkça çürümeye terk edecek kendini. Küçük dokunuşlar olmayacak artık hayatımızda, hakeza küçücük öpmeler...

Sevmekten feyz alan her masum temas fişlenecek. Barbarlığın işliğinde bilenmiş bir kılıç tarafından kesilip atılacak gülüşlerimiz; aşk ile gülmek yasaklanacak.

Aşkı bilmeden sevişen yabanıllar gibi üreyeceğiz sadece. İktidarların usta elleriyle ördükleri ‘’utanç’’duvarları ise daima yükselecek.

Namusu kadın cinsinin bacak arasından ibaret sayan uçkur kafalı muktedir takımı kuşkusuz daha fazla kir tutacak üzerlerinde… Madımak’ta Roboski’de ve Gezi eylemlerinde öldürülen yurttaşların anılarına dâhi tahammülsüz yasa koyucular,  o cinayetlerin vebaliyle kirlenen vicdanlarını asla pür-ü pak tutamayacaklar.

Ya biz... birlikte yaşamak sevdalıları!..Her gece renkli ekranlardan gözlerimizin içine alaycı bakarak iffet dersi veren badem bıyık namus bekçilerinin kararttığı bir ülkede, edep duvarlarına çarpmadan nasıl yürüyeceğiz.

En son Nusaybin’de kardeş halklar arasına çekilmeye çalışılan upuzun bir utanç duvarı inşaatı başlatıldı. Hangi temiz ağızla ve küfür etmeden, nasıl o duvarın yükselişini seyredeceğiz.