• 21.06.2022 06:23

2001 yılının Temmuz'unda, Başbakan Bülent Ecevit ağır ekonomik kriz koşullarındaki gibi Arjantin gibi Türkiye'nin de konsolidasyon ilan etme ihtimalini soran gazetecilere söylemiş bunları: "Konsolidasyonun lâfını bile duymak istemiyorum. Lâfını bile etmeyin!"

O hükümet (DSP-MHP-ANAP, B. Ecevit-Devlet Bahçeli-Mesut Yılmaz), 1999 yazından beri devalüasyon ve konsolidasyon söylentilerinin asılsız olduğunu düzenli olarak açıklayıp duruyordu. 2001 Mart'ında, Devlet Bakanı Kemal Derviş, "Kesinlikle söylüyorum, mevcut mevduat güvencesi tamamen devam edecek, konsolidasyon da yoktur" demişti. Yine de, 2002 yazında gazetelerde hâlâ "Konsolidasyon söylentisi piyasaları alt üst etti" haberleri çıkıyordu.

Ekonomi-maliye terminolojisinde konsolidasyon, kısa vadeli borçları uzun vadeye çevirmek, yani borç ertelemek anlamına geliyor. Ödeme zorluğunun, bir çeşit iflasın ifadesi. Şanlı "piyasalar"ın güvenini kıran bir şey. Nitekim 1999-2002 döneminde ekonomist köşe yazarları,  hiçbir siyasetçinin Türkiye'yi konsolidasyona götüremeyeceğini, bunun "koskoca devletin" acze düştüğünü, battığını itiraf etmesi anlamına geleceğini yazıyorlardı. Buna karşılık Osman Ulagay gibi başka bazı ekonomistler, IMF Türkiye sorumlusunun talep ettiği "malî konsolidasyon"un kamu borçlarının yeni bir ödeme planına bağlanması anlamına geldiğini, topyekûn iflas demek olmadığını izaha çalışmışlardı.

Velhasıl, 1990'lardan 2000'lere geçerken konsolidasyon siyasî dilde ekonomik bir terim olarak hayat etmişti ve hiç iyi gözle bakılmazdı ona. Ecevit'i tekrarlayalım: “Konsolidasyonun lâfını bile duymak istemiyorum. Lâfını bile etmeyin!”

***

Kelimelerin de devridaimi oluyor. Reenkarnasyon, veya.

Bugünlerde de konsolidasyonun lâfını bile duymak istemeyenler var. Bu defa konsolidasyon, kemikleşme, tahkim olma anlamında. Bu lâfı duymak istemeyenler, muhalefetin kendi sakınganlığını, kararsızlığını, eylemsizliğini, sözsüzlüğünü "karşı tarafı konsolide ederiz" bahanesine bağlamasını eleştiriyorlar. Haklı olarak. Açık bir tavır alır, tavizsiz bir ilke koyar, kesin bir had çizersek, "karşı tarafı" (muhafazakâr, milliyetçi, milliyetçi-muhafazakâr... seçmeni) konsolide olmasına yol açabiliriz diye, bazen gayet de hayatî meselelerde dilsiz orucuna girmesine kızıyorlar muhalefetin. Haklı olarak. Medyascope'ta Kemal Can'la Ruşen Çakır, aylardır muhalefetin bu "aman iktidar seçmenini konsolide eder" endişesinden alaycı bir sinirle illallah ederken haklılar. Murat Sevinç, geçende "aman iktidarın seçmenini konsolide etmesine vesile olmayalım" evhamını mizaha vurdu: Konsolide Oluyordum Verilmiş Sadakam Varmış

***

CHP'nin 21 Mayıs'taki İstanbul mitingi, iktidar medyasında tam da muhalefetin bu evhamını teyit edip çoğaltarak yorumlandı: "Muhafazakar seçmeni ürkütüp konsolide edebilir"di buna göre. Beri yandan iktidar temsilcilerinin de kendilerine göre bir "karşı taraf konsolide olur" evhamı var. AKP sözcüsü Ömer Çelik, Kılıçdaroğlu'nun siyasî çıkışlarını, "kendi tarafını konsolide etmek için uğraşıyor" diye yorumladı mesela. Mesela Mehmet Metiner 2021 yazında, muhalefet partilerinin "kendi seçmen topluluklarını konsolide etmek için kullandıkları argümanları boşa çıkartma" ihtiyacından, Ocak'ta bir televizyon programında da "PKK'nın konsolide ettiği Kürt vatandaşlar "dan söz etmişti.

***

Konsolidasyon kelimesi, Latince sağlam, dayanıklı anlamında solidus'tan türemiş;  consolidare fiili sağlamlaştırma, muhkemleştirme, sağlama bağlama anlamına geliyor.

Terimin en yaygın kullanımı, ekonomide. 1999-2002 krizi bağlamında, borç erteleme anlamına değindik. Muhasebede şirketin veya bağlantılı şirketlerin bütün işlem tablolarının birleştirilerek ortak bir malî tablo çıkarılması  anlamına geliyor. Büyük şirketler, finansal faaliyetlerinin koordinasyon ve denetimini sağlamak için bir consolidation manager görevlendiriyorlar: konsolidasyon yöneticisi. Acaba günümüz siyaset 'işinin' fonksiyonları arasında konsolidasyon yöneticiliğini de mi saymalı?

Terimin Batı dillerinde kullanılan hukukî anlamı ise, eşya hukukunda, bir aynî hakta hak sahibiyle borçlunun aynı kişide birleşmesini ifade ediyor. Türk Eşya Hukuku'nda, alacaklının kendisine rehin verilmiş bir malın mülkiyetini kazanması durumunun Batı hukuk terminolojisinde karşılığı "konsolidasyon"dur, yani. Bu hukukî terminolojinin, ödünç, yüzer gezer, kararsız oyların sağlama bağlanması, temellük edilmesi anlamına mayna ettirilebilecek bir yanı var.

Fakat konsolidasyon kelimesinin günümüzdeki kullanımına en yakın anlamını mühendislik terminolojisinde, inşaat mühendisliğinde buluruz. Bir yapının veya dolgunun altında bulunan zeminin sıkışmasına konsolidasyon deniyor inşaat mühendisliğinde. Bu sıkışma, "zemin boşluklarındaki yer alan suyun bir yük altında dışarı atılması işlemine" deniyor. Üzerine temel atılabilmesi, inşaata başlanabilmesi için, zeminin konsolide olmuş olması gerekiyor. "Konsolidasyon oturması" terimini de kullanıyorlar. Eh, AKP devrinde "konsolidasyon"un inşaat terminolojisine teşbih edilmesi, işin tabiatına uygundur. Seçmenlerin, kitlelerin, insanların, suyu süzülüp atılması, üzeri (icabında kompresörle) bastırılıp sıkıştırılması icap eden zemin malzemesini, kumlu killi kalkerli siltli çakıllı taşlı bir karışımı çağrıştırması, zamanın ruhuna uygundur.

***

Teşbihlerden öte, bizzat siyaset teorisinde de kullanımları var "konsolide"nin. Liberal siyaset teorisi içinde, serbest seçimlere ilave olarak piyasa ekonomisi ve "liberal değerlerin" yerleşme ve "derinleşme" derecesini ölçen bir kavramlaştırma.  Bunların derecesi yüksekse, "konsolide bir demokrasi"ye erişilmiş oluyor.  Hatta bu ölçümde ihtisaslaşmış bir alt disiplin olarak “konsolidoloji”den söz ediliyor![1]

***

Mevcut iktidar sözcüleri, -bu liberal kullanımın bir mutasyonu olarak-, "konsolide"yi işte asıl bu anlamda kullanıyorlar. Partinin sabitlerinden Ömer Çelik, konsidolojinin mütehassısı sayılabilir. 2014'te Kültür ve Turizm bakanı sıfatıyla "artık siyasetin konsolide olduğunu" söylemiş bir demecinde. 2017 Şubat'ında, bu defa AB Bakanı sıfatıyla, "Önümüzdeki 100 yılda karşı karşıya olduğumuz meydan okumalara devletimizin karşı karşıya kaldığı ortam içerisinde daha konsolide devlete ihtiyacımız var," demiş. 16 Nisan 2017 Anayasa referandumuna giderken demiş bunu; "daha konsolide devlet"le kastedilen, elbette Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemidir. Ömer Çelik, bu defa da Parti sözcüsü sıfatıyla, 27 Nisan 2011'deki e-muhtıranın hükümetçe reddedilmesinin 2021'deki yıldönümünde, "vesayet kalıntılarından demokratik konsolidasyona geçiş"ten söz etmiş. Vesayeti ortadan kaldırmanın AKP konsidolojisindeki anlamı, malûm, güçler ayrılığının, hakkın hukukun, fikrin sözün, muhalifin muarızın kompresörle düzlenmesidir. “Mermer, mermer!”in tatbikat safhası.

İktidar çizgisindeki akademisyenler, ara ara " Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini konsolide etme gereği"nden söz ediyorlar. Nitekim Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinden önce, 21 Şubat'ta "31 Mart'ın önemini vatandaşa anlatmalıyız," ikazında bulunurken, sorunu "Hâlâ istediğimiz konsolidasyon sağlanmış değil" diye özetlemişti. (Bundan kısa bir süre önce de, "AK Parti ve MHP olarak Cumhur İttifakı'nın içinde konsolide olacağız," demişti Erdoğan.) Gelecek Partisi kurucularından Bahadır Kurbanoğlu, iktidarın "konsolidasyon siyaseti" izlediğinden söz ederken, isabet kaydediyor. 

Sözün özü, Melek Göregenli'nin 21 Mayıs'ta Evrensel'deki söyleşisinde söylediğidir: “İktidar kitleleri değil gücü konsolide etmeye çalışıyor.” Asıl konsolidasyon, odur. Asıl lâfını bile duymak istemeyeceğiniz konsolidasyon, o.


[1] Ali Rıza Güngen'in  bu "konsolide demokrasi" söylemiyle ilgili bir eleştirel analizi var: Emek ve Siyaset içinde, Dipnot Yayınları 2010.