• 16.11.2021 23:09

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu uzun süredir “helalleşme” siyaseti izliyor, partisinin politikalarını geniş kitlelerle barışık hale getirmeye çalışıyor.

Son açıklamasında “helalleşme yolculuğuna” çıkacağını söyledi:

“Benim liderliğini yaptığım partinin de geçmişte yarattığı derin yaralar vardır. Uzun süredir de önce bu yaraları yaratan o sistemi değiştirmekle uğraştım. Şimdi ise dışarıya dönme zamanı. Ben bu yaraların kapanması için helallik isteme, helalleşme yolculuğuna çıkıyorum.”

CHP liderinin bu sözleri, cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik bir taktik mi?..

Bu yönü olsa bile Kılıçdaroğlu öteden beri bu fikirdedir.

2009 YILINDA

Kılıçdaroğlu 2009’da İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına aday olduğunda, CNN Türk’te kendisiyle yaptığım iki mülakatta şöyle diyordu:

“Bizim önce insanı inançlarıyla siyasal düşünceleriyle olduğu gibi kabul etmemiz lazım… Yani onun inançları kendisine aittir zaten. Ve saygı duyulur elbette. Çünkü artık 21.yy’da biz kılık kıyafetti, inançtı bunları normal siyasal yaşamdaki tartışmaların dışına çıkarmamız lazım. O kişi açsa onun sorumluluğu bana aittir…” (6 Mart 2009)

Bugün samimi dindarların endişelerini gidermek, Kılıçdaroğlu’nun görevidir.

Siyaset alanda ise, Ak Parti iktidarı CHP’yi eski laikçi-otoriter çizgide göstermeye çalışırken, Kemalist ve bazı sol çevreler de “helalleşme” politikasına tepki gösteriyorlar.

Değişime, yeni ihtiyaçlara, yeni fikirlere tepki psikolojisidir bu. Halbuki, CHP tarihinde üç büyük değişim ya da açılım vardır

İNÖNÜ VE KEMALİZM

CHP; kuvvetler birliğine dayalı, otoriter Tek Parti olarak kuruldu ve ülkeyi yönetti, fakat 1946’dan sonra değişim sürecine girdi.

1947 Kurultayında, İnönü’nün isteğiyle, parti programındaki “kuvvetler birliği” ifadesine yer vermeyen yeni program taslağına sıkı Kemalistler şiddetle karşı çıktı. Bunlardan Balıkesir Saylavı Süreyya Örgeevren’in şu sözlerine bakın:

Mesele rejim meselesidir. Kemalizm, kuvvetlerin ayrılmasını reddeden bir siyasi doktrindir… Kemalizm’de yasama kuvveti, yürütme kuvveti, yargı kuvveti diye bir şey yoktur… Kuvvet tektir, milli kuvvettir, milli iradedir. Bunun aksine düşünmek CHP’yi inkar etmektir…” (Cumhuriyet 2 Aralık 1947)

Kemalizm deyince akan sular durdu ve değişiklikten vaz geçildi.

1953 Kongresinde yine İnönü’nün isteğiyle parti programından 1930’ların “Kemalizm” kavramı çıkarıldı, yerine “Atatürk yolu” deyimi konuldu…

DP’den ayrılan Hür Partili liberallerin katılmasından sonra CHP, resmen “kuvvetler ayrılığı”nı kabul etti. DP ise maalesef kuvvetler birliğini savunuyordu!..

ECEVİT LAİKLİĞİ

CHP tarihindeki ikinci büyük açılım “inançlara saygılı laiklik” kavramının kabul edilmesidir. Bu kavramı ilk kullananlar Turan Güneş ve İsmail Cem’di, Ecevit bunu geliştirdi, kitlelere iletti.

Ecevit’in tasavvufa, mistisizme ilgisi başlı başına bir yazı konusudur.

Ecevit “Atatürk ve Devrimcilik” adlı kitabında “şapka devrimi köylüye ne getirmişti?” diye sorguladı, Tek Parti devrini “yeni devrimler yapabilme gücünü yetirmiş bir rejim” olarak niteledi…

DSP programında din hürriyetiyle ilgili “gereksiz yasakların kaldırılması… din eğitiminin felsefeyle desteklenmesi” ifadeleri ve “laik bir devlette tarikatlar yasaklanamaz” sözü Ecevit’indir.

Ecevit, laik devlette bu konuları sivil özgürlükler alanı olarak görüyordu. Doğrusu da budur.

Merhum Ecevit’in Merve Kavakçı olayındaki otoriter tavrı, bir tehevvür müydü, askerleri teskin etmek mi istemişti, özgürlüğü Meclis’in kapısına kadar mı düşünüyordu, bilmiyorum.

VİCDANIMIZDA SORALIM

Bugün Kılıçdaroğlu, bir bakıma orada kaldığı yerden, fikir ve inanç özgürlüğünü daha geniş bir perspektiften savunuyor. CHP’deki bu üçüncü büyük açılıma Kılıçdaroğlu önderlik ediyor.

Fikrimiz, siyasi tavrımız ne olursa olsun, vicdanımızda şu sualin cevabını arayalım: Eski kavgaları kaşıyarak oy toplamak için her birimizi kendi ideolojik siperlerimize kapatan kutuplaşma mı iyidir? Yüz yıldır bunu yapıyoruz ve hiç b.ir devirde Uzak Doğu performansını gösteremedik…

Yoksa, inanç, fikir ve hayat tarzlarını sivil özgürlükler olarak kabul edip siyasetin ekonomik kalkınma, eğitim, sağlık, bilim, teknoloji, dış politika gibi alanlara yoğunlaşması mı iyidir?.. Bunu başaran toplumlar bizim gerimizden geldiler, bugün 30 bin dolar seviyesine çıktılar!

Vicdanlarımızı partizanlık mengenesinden çıkarıp düşünelim bunu.