• 11.08.2021 10:55

İndekslere giren bilimsel yayın sayısında hayli gerilerde olan İran 2011 yılında Türkiye’nin önüne geçti; bunu hiç akıldan çıkarmamak gerekir.

Dünkü yazımda Türkiye Bilimler Akademisi’nin “Türkiye Bilim Raporu”ndan bahsetmiştim. Prof. Ufuk Akçit ve Dr. Elif Özcan-Tok’un bu 100 sayfalık raporunda, 1985’ten itibaren bilimsel yayınlarımızda “olumlu bir artış” gösteren Türkiye’de 2006 yılının “kırılma yılı” olduğunu belirtiyorlar:

2006 yılında sert bir kırılma olmuş ve yavaşlama başlamıştır. Bilimsel yayınları kaliteye göre düzelttiğimizde de aynı resim göze çarpmaktadır… 2006-2015 döneminde yayın sayılarındaki artış eğimi, 1985-2005 döneminin yarısı kadardır…” (sf. 24, 74)

Eğer bu kırılma olmadan aynı performansla devam edebilseydik, bugün bilimsel yayınlarımız yüzde 30 daha fazla olacaktı…

ZİHNİMİZDEKİ ENGELLER

Nüfusa göre Türkiye’de üniversite sayısı 200’ü geçti! Fakat muhteşem adalet sarayları yapıp adalet sıralamasında dünyada 104. sıraya inmekle, her ilde üniversite açıp bilimsel yayınlarda İran’ın gerisinde kalmak arasında çok da fark yoktur. Birincisinde ahlaki ve hukuki yüksek değer olarak “adalet” şuuru, ikincisinde “bilim zihniyeti” ihtişamlı binalardan çok daha gerekli ve önemlidir.

Üniversite meselesi deyince bizde birinci sorun “bilim zihniyeti” eksikliğidir. Her devirde muktedir iktidarlar üniversiteleri ideolojik arka bahçe haline getirdi ya da getirmeye çalıştı. Bu yönde tasfiyeler yaptı.

O yüzden hiçbir dönemde Japonya’nın, Güney Kore’nin ve Mao sonrası Çin’in bilimsel performansını gösteremedik.

Niye mi böyle? Merhum Şerif Mardin Hocamızın cevabı şöyle:

Bunun temelinde düşüncemizde saklı olan felsefi engeller çok yer tutar. İç içe olan bu engellerin karşısında en önemlisi kendi düşüncesini devamlı olarak sınamanın eksikliği, kritik (eleştirel) düşünce fakirliğimizdir. Bir diğer eksikliğimiz ise eğitimimizde Batı’dan gelen düşünceyi bir bütün olarak kabul edip -onun da zaafları propaganda vesilesi yapılmadan- daha derinlere giden özellikleri üzerinde durmamak, kısaca Batı’yı sathî bir şekilde okumaktır.” (Türkiye İslam ve Sekülarizm, İletişim yay, s. 242.)

FELSEFESİZLİK SORUNU

Mardin’in ‘düşüncemizdeki felsefi engeller’ dediği soruna Prof. Ahmet Güner Sayar, “felsefesizlik” diyor! Bu yüzdendir ki, Batı’nın güçlenip sömürge imparatorlukları kurması ve bizi mağlubiyetten mağlubiyetlere düşürmesinin altındaki “bilim devrimi”ni çok geç gördük.

Gördüğümüzde de ilk sarıldığımız esas olmadı.

Zihniyet tarihçiliğimizde merhum Sabri Ülgener’den sonra ikinci büyük isim olan Ahmet Güner Sayar, “bizde aklî ilimlerin önüne set çeken bir felsefesizlik vardı
”diyerek çarpıcı bir örnek veriyor:

Rusya’da, 1800–1875 yılları arasında yayınlanan iktisada dair kitap, makale, risale sayısı 4500, buna mukabil, Türkiye’de İbrahim Müteferrika’dan 1875’e değin iktisat, siyaset bilimi kitaplarının sayısı 23 idi.”

Prof. Sayar’ın “Osmanlı’dan 21. Yüzyıla” adlı eserini tavsiye ederim. (Ötüken Yay.)

21. yüzyıldayız; hâlâ faiz-enflasyon ilişkisini tartışıyoruz! İktisat biliminin temel bulgularına gözlerimizi kapatarak ekonomimizin makro dengelerini bozuyoruz!

NASIL BİR ÜNİVERSİTE?

Carl Sagan’ın dediği gibi “bilim bir bilgiler seti değildir, düşünce biçimidir.” Medreseden gelen ezbercilikle, sınıf geçmek için modern bilimin verilerini ezberlemenin bilimsel düşünceyle ilgisi yoktur.

Bilimsel düşünce yerleşik kanaatleri sorgulayarak olguların somut sebep sonuç ilişkilerini (nedenselliği) araştırmak, bulguları sürekli sınamak ve sistematik formüllerle ifade edebilmek çabasıdır.

Bunun için üniversitelerde mutlaka akademik özgürlük olmalıdır.

Onun içindir ki siyaset elini üniversiteden çekmelidir. Yüz yıldır geciktik bu konuda!

Siyaset Türkiye’nin geleceğini düşünüyorsa yapacağı bellidir: Dünyadaki başarılı iyi bilen, bilimsel indekslerde yüksek atıflara sahip, hayatını bilime adamış akademisyenlerin hazırlayacağı bir üniversite modelini yasalaştırmak…

Hem idari hem mali bakımdan özerk, hesap verir, rekabetçi, akademik kalite denetimi yapan, projelerle kaynak yaratan girişimci üniversite…

Türkiye’ye bu lazım; “bizden üniversite” değil.

1997’de ilk baskısı çıkan “Bilim ve Yanılgı” adlı kitabımdan beri bunu savunuyorum.