• 9.05.2021 01:11
  • (126)

Cuma namazı çıkışında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır’la ilişkiler sorulduğunda şu cevabı verdi:

Düşman kardeşler olarak değil dost olarak Mısır halkıyla olan tarihten gelen bu birliğimizi yeniden kazanmak, yeniden devam ettirmenin gayreti içindeyiz… Mısır halkını zorla Yunan halkıyla birlikte görmek bizi üzer.”

Çok doğru fakat çoook gecikmiş sözler… Bu yedi yılda neler kaybettiğimizi aşağıda yazacağım.

Ülkeyi on yıl başarıyla yöneten iktidarın politikalarındaki bozulmalar 2011’den sonra adım adım ortaya çıktı.

ARAP BAHARI’NIN ETKİLERİ

Haziran 2011 seçimlerinde yüzde 50 oy alması iktidarda müthiş bir özgüven patlaması yarattı. İç politikada otoriterleşmenin ilk adımları görüldü.

Dış politikada ise aynı yıl Arap Baharı’nın yarattığı beklentilerle, bir ‘yön kayması’ oluşmaya başladı.

AK Parti’nin 2011 seçim bildirisinde Arap Baharı anlatılırken “Türkiye ile Ortadoğu coğrafyası ve insanı arasındaki yapay sınırları ve sahte duvarları ortadan kaldıracağız” deniliyordu.

Erdoğan Eylül 2011’deki Mısır gezisinde “laiklikten korkmayın” diye konuşmuş, İhvan’dan bazı eleştiriler gelmişti.

Mısır tarihinde Haziran 2012’de yapılan ilk hür seçimlerde Müslüman Kardeşler’in adayı Muhammed Mursi’nin Cumhurbaşkanı seçilmesi Ankara’da büyük umutlar yarattı. AK Parti’nin Eylül’deki Kongresi’nde konuk Mursi muazzam bir sevgi gösterisiyle karşılandı.

Başbakan Erdoğan Kasım 2012’de yanına 13 bakan olarak Kahire’yi ziyaret etti, sevgi gösterilerinden adeta yer yerinden oynadı. “Asırlık mahkûmiyet sona eriyor… asırlık ayrılık sona ediyor” diye konuştu…

MODEL’ SORUNU

Erdoğan’ın Kahire Üniversitesi’nde yaptığı konuşmadaki şu sözleri dönemin ruhunu yansıtır:

Biz hiçbir yerden model arama ihtiyacı içinde olan milletler değiliz. Kendi tarihimiz, kendi medeniyetimiz bize hürriyet konusunda, birlikte yaşama kültürü, farklılıklara saygı gösterme ve adalet konusunda gereken dersi, gereken tecrübeyi ziyadesi ile vermektedir.”

Halbuki Erdoğan hükümet programlarında AB üyelik sürecini “Cumhuriyetin kuruluşundan sonra en büyük modernleşme hamlesi” olarak nitelemiş, hukuk ve özgürlükler konusunda hep Batı’ya referanslar yapmıştı.

Erdoğan’ın Suriye ile ilgili şu sözleri de Arap Baharı dönemindeki terminolojinin bir örneğidir:

Selahaddin Eyyubi’nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi Camisi’nde namazımızı da kılacağız. Bilali Habeşi’nin, İbn-i Arabi’nin türbesinde, Süleymaniye Külliyesi’nde, Hicaz Demiryolu İstasyonu’nda kardeşliğimiz için özgürce dua edeceğiz.” (9 Eylül 1912)

Bunlar o kadar kuvvetli duygulardı ki Temmuz 2013’te General Sisi’nin askeri darbeyle Mursi’yi devirmesi Erdoğan’ın gerekenden fazla ve sürekli kampanyalar halinde tepki göstermesine yol açtı. Rabia işaretleriyle mitingleri coşturdu.

Hafızalardadır, ayrıntılara girmiyorum…

DOĞU AKDENİZ

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Sisi’nin cumhurbaşkanı ‘seçilmesini’ diplomatik formalite olarak kutladığında Başbakan Erdoğan tepki göstermişti:

Darbeyle gelen cumhurbaşkanına sözde bir seçimden sonra tebrikler gitmiş. Biz böyle bir tebriği kabul etmiyoruz.” (25 Haziran 2014)

Halbuki Gül’ün bu diplomatik hareketi Mısır’la ilişkileri düzeltmek için vesile sayılsaydı, 2021 yılının Mayısına kadar gecikilmezdi.

Bu arada, Mısır lideri Sisi, Yunan Başbakanı Çipras, Rum lideri Anastasiadis Lefkoşa’da bir araya geldiler, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz kaynakları için anlaştıklarını açıkladılar! (21 Kasım 2017)

Ankara ise CB sistemine geçmekle meşguldü… Erdoğan Avrupa Birliği’ne “Haçlı ittifakı” diyordu. (27 Mart 2017)

Ve… Mısır Petrol ve Madencilik Bakanlığı açıklama yaptı: 7 ülke, Rum Yönetimi, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdün, Filistin ve ev sahibi Mısır’ın enerji bakanları bir Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun kurulması için anlaşmaya vardılar. (15 Ocak 2019)

DİPLOMASİYE DÖNÜŞ

Neler kaybetmişiz, görüyorsunuz.

Bugün dış kaynak çekemiyoruz. Diplomaside yalnızlık içindeyiz. Doğu Akdeniz’de Filistin bile yanımızda değil…

Bugün “Mısır kardeşimiz” diyoruz… “Geleceğimizi Avrupa’da görüyoruz” diyoruz. Bunlar doğru sözler ama hiç akıldan çıkarılmamalıydı.

Türkiye’nin iki yüz yıllık Batı politikası prensip olarak doğrudur. Çin-Rus bloku Türkiye için seçenek olamaz.

Konjonktürün, ideolojinin, duyguların rüzgârlarına kapılmadan Türkiye Cumhuriyet’inin klasik diplomasisine dönmekten başka çıkar yol yoktur.