• 22.06.2022 20:03

Yine bir HSK klasiğine şahit olduk; ‘resmi görüş’e uymayan kararları yüzünden iki hakim daha sürüldü. Kaşıkçı dosyasının, Suud hanedanına devredilmesine, hukuk ders kitabı gibi bir ‘muhalefet şerhi’ yazan 12 Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Sayın Nimet Demir, İstanbul’dan Maraş’a atandı!

Bu değerli hakim, mesleği bırakacağını söylüyor.

Sürgün edilen diğer hakim, Gezi davasındaki mahkumiyet kararına muhalefet şerhi yazan ve “delil yok” gerçeğini kayda geçiren değerli hakim Kürşad Bektaş ise İstanbul’dan Tokat’a gönderildi ve Turhal Hakimliği’nde görevlendirildi…

Gerekçe? Açıklanan gerekçe yok?.. Yargı yolu? Yargı yolu da tıkalı!..

Bence AYM ve AİHM’ye gidebilirler. AİHM’nin emsal kararı vardır. (Case of Baka v. Hungary, No: 20261/12)

PRENS GELİYOR

Bugün Ankara’ya gelecek olan Suudi Prens Bin Salman çok sevinmiş olmalı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kaşıkçı cinayeti hakkındaki konuşmalarına bakalım:

“Bu olay alçakça bir cinayettir ve öyle de kalacaktır…” (2 Aralık 2018)

Peki bu vahşi cinayette Prens’in yeri ne? Erdoğan şöyle anlatıyordu:

“Veliahd Prens’in en yakınında olanlar bu işin aktif rol üstlenicisi. Aldığı talimatı yerine getirenler orada.” (14 Aralık 2018)

Erdoğan, aynı açıklamasında şunları da söylüyordu:

“İslam dünyasında bazı kesimler ve ülkeler ne yazık ki Doların veya Riyalin kurbanı olanlar bu olaylar karşısında hakkı ve hakikati adalet çerçevesi içerisinde söylemediler. Batı dünyasında da aynı şekilde birçok baronlar, onlar da bunu söyleyemiyor. Niye? Dolarlar gelecek.”

Şimdi Körfez ülkelerine geziler düzenleyip swaplar yapmak, Riyad’da Prensle kucaklaşmak ve Prensi Ankara’da ağırlamak; bunların temel sebebi, eriyen Merkez Bankası rezervleridir.

YARGI BAĞIMSIZLIĞI

İktidarın yargıya baskılarını ulusları raporlar ve AİHM kararı yazıyor. Rahip Brunson’un bırakılmasına Trump’ın teşekkürü, Alman vatandaşı Deniz Yücel’in bırakılacağının Başbakan Binalı Yıldırım tarafından Merkel’e müjdelenmesi bilinen olaylardır.

Bu tablo uluslararası ilişkilerde yargıya dair taleplere yol açıyor.

Prens, dosyanın kendisine devredilmesini şart koşmamış olabilir mi? Öyle ki Suudi Krallığı baskıyı sürdürmek için iki gün öncesine kadar Türkiye’ye seyahatleri yasaklamıştı, Türk mallarına ambargoyu ise hâlâ devam ettiriyor.

Açık bir gerçektir ki, yargının içeride yürütmeye, yasamaya ve her türlü güce karşı bağımsız olması, dışa karşı istiklalin de son derece önemli bir unsurudur. Yine açıkça görülüyor ki, yargıya güven sarsılınca ülkeye yatırım da gelmiyor. Bu yüzden bugünkü iktidar bütün tarihimizde en yüksek faizle borçlanmaktadır.

HSK SORUNU

Temel sorun, HSK’nın yapısındadır. HSK’nın 13 üyesinden 6’sını partili Cumhurbaşkanı, kalan 7’sini ise Meclis, yani büyük ölçüde iktidar bloku belirliyor. Venedik Komisyonu daha başta böyle bir yapının yargı bağımsızlığına ağır bir darbe olacağını rapor etmişti. (13 Mart 2017, Op. No: 875/2017)

Bu iktidarın yargı bağımsızlığı gibi bir arzusu yoktur. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görkemli törenle açıklanan “Yargı Reformu Strateji Belgesi”nde aynen şöyle demişti:

““Hakim ve savcılar için coğrafi teminat getiriyoruz. Mevcut tayin sistemi mesleki verimliliği olumsuz etkiliyor. Coğrafi teminat, hakim ve savcıların isteği olmaksızın çalıştığı yerden başka bir yere tayin edilememesi anlamına geliyor…” (AA, 30 Mayıs 2019)

Tam üç yıl geçti, bir gecede kanun çıkaran iktidar, böyle bir kanun çıkarmadı! Böyle bir kanun olsaydı, Gezi davalarında, MAN Adası davalarında, Berberoğlu davasında, Osman Kavala davasında, Soma davasında hakim sürgünleri yapılamazdı.

FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR

Aslında kanuna bile gerek yok, HSK bağımsız olsa, açıklayacağı bir prensip kararıyla bunu gerçekleştirebilir. Ama hele de Abdülhamit Gül gittikten sonra “reform”un lafı bile kalmadı.

Ali Fuat Başgil, 27 Mayıs’ta tutuklanıp Balmumcu hapishanesine konulduğunda, defterine “hakimlere güveniyorum” diye yazmıştı, haklıydı.

Hâlâ Nimet Demir gibi, Kürşad Bektaş gibi fikri hür, vicdani hür hakimlerimiz az değil. Sistemi değiştirerek mutlaka bağımsız ve tarafsız yargıyı gerçekleştirmeliyiz.

Fransızlar 2007 Anayasa değişikliğiyle partili Cumhurbaşkanı’nı ve Adalet Bakanı’nı HSK’dan çıkardılar. Bizde de siyasetin eli HSK’dan çekilmelidir.