• 1.03.2022 05:42

Evvela 6 lideri tebrik ediyorum; bir araya geldikleri için ve kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ modelini ortaya koydukları için…

Türkiye parçalı ve çatışkan bir toplumdur; ortak normlarımız zayıf ama her birimizin siyasi hırsı kabarıktır.

Öteden beri nasıl dehşetli siyası kavgalar yapıyoruz, değil mi?

Bugün 6 liderin şahsında, tarih boyu çatışmış eğilimlerin bir araya gelmesi ülkenin geleceği için bir ümit yarattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “kimler kimlerle beraber” diyerek eleştiriyor. Evet, işte bunun için 6 lideri kutluyorum. Artık yüz yıllık hastalığımız “kimler” kavgasını bırakıp “ortak akıl, uzlaşma, kurallar ve kurumlar, kuvvetler ayrılığı” gibi kavramların öne geçtiği bir siyasi kültür seviyesine ulaşmamış lazım. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi.

SİYASİ GANİMET!

Bizde koalisyonlar, bazı istisnaları olsa da genelde kavgalı ve başarısız oldu. Temeldeki sebep, partilerimizi “bizim kabile” gibi gören siyasi kültürdür. Koalisyon dönemindeki tabloyu Kemal Derviş şöyle eleştirmişti:

“Bir kamu bankası bir partiye bağlı, öbür kamu bankası başka partiye bağlı, böyle bir düzen içinde artık gidemeyiz. Bugün sıkıştık, bunalım oldu, 3 ay idare edelim, sonra eski düzene dönelim değil. Kökünden halletmemiz lazım.” (Basın, 17 Mart 2001)

Kökünden halletmenin yolu Merkez Bankası’nın bağımsızlığıydı, bağımsız denetleme ve düzenleme kurumlarıydı, Sayıştay denetimiydi, kurallı piyasa ekonomisiydi, Meclis denetimiydi...

Ama yaşayarak gördük ki, tek parti ve hele de “tek yetkili” sistemlerde bu defa bütün kamu bankaları, YÖK gibi bütün kamu kurumları, HSK gibi yargı yönetimleri tek partiye bağlanıyor.

Seçim zaferlerinin “ganimet”i kurumları, kamu kaynaklarını, rantları, ihaleleri, hatta memuriyetleri “biz”im ele geçirmemiz oluyor!

GÜÇLENDİRİLMİŞ KURUMLAR

Artık siyasi güç kavgaları yerine, kurallara göre işleyen, güçlü kurumlara dayanan, şeffaf bir hukuk devleti anlayışında birleşmek gerekmiyor mu?

Merhum Cevdet Paşa, idealini “devlet-i muntazama” diye tanımlamıştı… Yüz elli yılda çok mesafe aldık ama hâlâ çağın gerisinden gitmek her görüşten hepimizin ayıbıdır.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de kuvvetler ayrılığı ve kurumlar güçlendiriliyor.

Meclis’te “Kesin Hesap Komisyonu” kuruluyor, başkanı mutlaka muhalefetin seçeceği bir isim olacak…

Yargı’da HSK’yı Meclis’teki iktidar blokunun ve partili cumhurbaşkanın belirlemesine son veriliyor. Hakimler ve Savcılar olarak Kurul ikiye ayrılıyor, siyaset Hakimler Kurulundan çıkarılıyor. Üyelerin belirlenmesi ve kaynakları çeşitlendiriliyor.

Merkez Bankası’nın bağımsızlığı Anayasa’ya konuluyor…

Hükümet krizlerini önlemek için, Almanya’da olduğu gibi, bir hükümete güvensizlik oyu vermenin ön şartı yeni bir hükümeti kurmak olacak…

NEDEN ÖNCE EKONOMİ?

Türkiye’nin çağımızda “muntazam devlet” yani “hukuk devleti” haline gelmesi en önemli sorunumuzdur fakat uzun vadelidir. Acil sorun, çöken ekonominin düzlüğe çıkarılması ve sağlıklı büyüme yoluna girilmesidir.

Tıpkı merhum Turgut Özal’ın “24 Ocak Kararları” gibi, tıpkı Ecevit döneminde Kemal Derviş’in “Güçlü Ekonomiye Geçiş” programı gibi teknik olarak çok iyi hazırlanmış, okuyan her ekonomistin ve finans kurumunun doğru bulacağı ayrıntılı bir program ortaya koymak şarttır.

İktidar yüzde 6-7 faizle dışarıya borçlanıyor! Yüzde sıfır küsur veya yüzde 1-2 gibi faizle dış kaynak ve yatırım sermayesi sağlamanın yolu, “güvenilir program” ve “güvenilir kadro” ortaya koymaktır.

Bu günkü iktidarın “faiz sebeptir” söylemi ve bir buçuk yılda üç defa politika değiştirmesi güvensizliği ve risk primini artırıyor: Naci Ağbal ve Lütfi Elvan’la “reform ve acı ilaç”, sonra başka isimlerle “rekabetçi kur” ve ondan sonra da “liralaşma” politikaları! Yarın ne?..

Sayın liderler; Kılıçdaroğlu, Babacan, Uysal, Davutoğlu, Akşener ve Karamollaoğlu… “Yarının Türkiye’si için Mutabakat Metni” ile tarihi bir adım attınız; bunun onurunu hak ettiniz. Fakat daha büyük vebaliniz var: 1980 ve 2001’deki gibi güvenilir bir “ekonomik program” ve ekonomiyi düzlüğe çıkarabileceklerine dünyanın inanacağı “kadro”yu halkın önüne koymak.

Bu olmadan, hiçbir şey başarılamaz.