• 2.02.2022 06:26

Türkiye 2013 yılında dünya üretiminin yüzde 1.23’ünü gerçekleştiriyordu. Ulaşabildiğimiz en büyük seviyeydi. Fakat 2021 yılında dünya üretimindeki payımız yüzde 0.75’e düştü. Mutfaktaki yangınlardan hepimizin yaşadığı gerçek.

Bu rakamlar Tayyip Erdoğan’ın grafiğinin yükseliş ve inişini de yansıtıyor. Rakamları, iktisatçı İbrahim Turhan’dan aldım.

2013 yılında kişi başına gelirimiz 13 bin dolardı, bugün 8 bin dolar!

Hepimiz düşünmeliyiz: Aynı iktidar ama hangi politikalar Türkiye’yi yükseltmiş, ekmeğimizi büyütmüştü? Hangi politikalar ekonomimizi krize soktu, ekmeğimizi küçülttü?

BİZDEN’ SORUNU

AK Partiyi, siyasi bir kabile gibi mutlak itaatle destekliyorsak, böyle bir soru aklımıza gelmez. Çünkü önemli olan neyin doğru neyin yanlış olması değil, “bizden” olup olmamasıdır.

Ya da AK Partiye ‘öteki kabile’ gibi peşin husumetle bakıyorsak, yine bu soru aklımıza gelmez. Zira önemli olan neyin doğru veya yanlış olması değil, “bizden” olup olmamasıdır.

En büyük zihniyet sorunumuz: Modern bilimin analitik zihniyetini ve özgür bireysel düşünmeyi özümseyememiş olmak…

Kabile mensubuymuş gibi, tarikat müridiymiş gibi, örgüt aparatıymış gibi hayata ak-kara güzlüğüyle, insan davranışlarına da biz ve ötekiler şartlanmasıyla bakmak!

Partili hayata geçtiğimiz 1908 yılından bu yana, kutuplaşmamızın, hasım kamplar gibi siyasi kabilelere bölünüp kavga etmemizin altındaki sorun, bu zihniyet meselesidir.

Bir, gelişmiş ülkelerdeki partilere ve davranışlara bakın, bir de bize…

EKONOMİ NASILDI?

AK Parti 2002 sonbaharında iktidara geldiğinde, Ecevit koalisyonu döneminde Kemal Derviş reformları yapılmış, makro dengeleri kurulmuş, kurumsal yapısı sağlamlaştırılmış, büyüme yoluna girmiş bir ekonomi devraldı.

Kamu harcamalarına disiplin getirilmiş, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı sağlanmış, bankacılık sektörü reformu yapılmış, AB standartlarına uygun Kamu ihale Yasası çıkarılmıştı…

2001 Şubat’ında moratoryum ilan etmenin eşiğine gelmiş olan Türkiye, bu reformlarla ayağa kalkmıştı. IMF ve Dünya Bankası’nın 16 milyar doları aşan desteğiyle oluşturulmuştu program.

2001 krizinde eksi 6 küçülen ekonomi, 2002 yılında yüzde 6 büyüme ile yükselme sürecine girmişti.

Başbakan Erdoğan da “faiz hayatın gerçeğidir” diye konuşuyor; Avrupa kıstaslarına referanslar yapıyor, Ecevit hükümetinin IMF ile imzaladığı 2002-2004 programını itirazsız uyguluyordu.

Siyasi kadroda Abdullah Gül, Ali Babacan, Mehmet Şimşek gibi rasyonel isimler tasfiye edilmemiş, bürokraside henüz ölçüsüz “bizden” atamaları yapılmamıştı… Merkez Bankası’nın başında Ecevit’in atadığı Süreyya Serdengeçti, ondan sonra Durmuş Yılmaz gibi donanımlı ve tecrübeli uzmanlar vardı.

DERVİŞ’İN SÖZLERİ

Her zaman Sosyal Demokrat olduğunu söyleyen Kemal Derviş, 2013 yılında şöyle diyordu:

Türkiye bir dünya ülkesi olmaya başladı. Nasıl derseniz Afrika’ya yardım eden, Asya’da bir felaket olduğunda yardım eden, daha yoksul ülkelere, insanlara elini uzatan bir ülke olduk. Bu çok güzel, eskiden böyle bir gücümüz yoktu…” (Dünya 5 Aralık 2013)

Derviş’in bu sözleri entelektüel ve akademik dürüstlük örneğidir.

Aynı Derviş bir buçuk yıl sonra şöyle konuşacaktır:

Ekonomimizi göğsümü gere gere anlatıyordum, şimdi susuyorum… Kamu İhale Kanunu’nda yüz küsur değişiklik yapılmasını çok üzülerek karşılıyorum… Bir kanunun bu kadar değişmesi herkesi şaşırttı. Üstelik güveni de sarstı.” (25 Mart 2015)

Derviş Merkez Bankası’nın bağımsızlığının önemini vurguluyor, kurumsal yapının bozulmakta olduğunu söylüyordu. (5 Nisan 2015)

VE BUGÜNKÜ EKONOMİ

Bakan Mehmet Şimşek de “reform yapılmazsa Türkiye yata kalka gider” diyor, kurumların bozulmaması gerektiğini söyleyerek uyarıda bulunuyordu. (13 Eylül 2015)

Daron Acemoğlu, kurumlardaki bozulmaya dikkat çekiyor, verimliliğin ihmalini eleştiriyor, “bu şekilde Türkiye’nin kendi zenginliğini artırması mümkün değil” diyordu. (24 Kasım 2016)

O yıllarda girilen yol Türkiye’yi bugünkü hale getirdi.

‘Ortodoks’ denilen iktisat biliminin ilkeleriyle değil, el yordamıyla yönetilen ekonomide, 2020 Eylül’ünden bu yana üç defa politika değiştirildi: Acı ilaç, rekabetçi kur, liralaşma…

Kurallı piyasa ekonomisine ve hukuk devletine dönmekten başla çaremiz yok.