Mehmet Tıraş, 12 Eylül öncesini romanında anlattı

Kocaeli’nin yetiştirdiği önemli kalemlerden Mehmet Tıraş, 5. kitabını çıkardı. Roman türünde yazdığı ilk kitap olan “Rüzgarı Arkasına Alan Yangın”da Tıraş, 12 Eylül 1980 Darbesi’ne kadar olan süreçte yaşanılanları anlatıyor

Mehmet Tıraş, 12 Eylül öncesini romanında anlattı
13.07.2015 - 11:00
2477

 Gazetemizde haftalık köşe yazıları yayınlanan Kocaeli’nin yetiştirdiği önemli kalemlerden Mehmet Tıraş, 5. kitabını çıkardı. Roman türünde yazdığı ilk kitap olan “Rüzgarı Arkasına Alan Yangın”da Tıraş, 12 Eylül 1980 Darbesi’ne kadar olan süreçte yaşanılanları anlatıyor...

 “Derin Devletin Kara Kutusu”, “Tabularımız Korkularımız”, “Yeni Muhalefet Sosyal Medya”, “Küreselleşen Dünyada Özgür Birey Zengin Toplum” kitaplarının yazarı Mehmet Tıraş, ilk romanı “Rüzgarı Arkasına Alan Yangın”ı anlattı. Yazar, imam hatip okullarından yola çıkıp Komünist Partisi üyeliğine evrilen çok ilginç ve gerçek bir yaşam öyküsünün izleriyle, 12 Eylül ortamının depremli yıllarını romanına yansıttı. Bir üçlemenin ilk kitabı olan Rüzgarı Arkasına Alan Yangın’dan sonra iki kitap daha çıkacak. 650 sayfalık romanının kısa bir özetini Mehmet Tıraş, şöyle veriyor: “78’li yıllarda başlar. Bir grup terör yükseldiğinde devrimin çıtasının yükseldiğini anlatırken; Seçkin, Sırım ve Erdi’nin içinde bulunduğu grup, bunun darbeye uzandığını söylerler. Roman bu şekilde evrilerek 12 Eylül’e gelir ve orada durur.” Yaşamını Kocaeli'de sürdüren  Yazar Mehmet Tıraş’ın Kocaeli Manşet gazetesine verdiği keyifli söyleşisiyle sizleri baş başa bırakıyoruz.

25 YIL İŞÇİLİK YAPTIM

Mehmet Tıraş kimdir? Nerede okumuştur? Nerede çalışmıştır?

Ben 1956 Kırşehir doğumluyum. İmam Hatip Lisesi’ni 2. sınıfta bıraktım. Mehmet Tıraş’ın öyle okullarla alakalı pek bir geçmişi yok. Yani okullu değil, alaylıyım. 38 yıldır İzmit’teyim. İzmit Petrol Ofisi’nde 25 yıl işçilik yaparak emekli oldum. 1985’ten beri de yazıyla uğraşıyorum. Beş yıldır internette yazıyorum, kısa bir süre de Bizim Kocaeli Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptım. Böyle sürüyor işte.

Kendinizi ne olarak tanımlıyorsunuz? Yazar mı, işçi mi veyahut başka bir ünvan?

Kitap çıkardığıma göre artık yazarım herhalde.

EDEBİYAT ANLAMA ANLATMA UĞRAŞIDIR

Edebiyata ilginiz nereden geliyor? Hep yazar mıydınız?

Okuyan herkesin ilgisi vardır yani bu sadece yazara yönelik bir şey değil. Edebiyat ve sanat insanın anlama ve anlatma uğraşıdır, çok farklı.

Siyasetle nasıl ilgilenmeye başladınız?

Fabrikada işçi olarak çalışırken sınıf mücadelesi ile tanışıyorsun. Ondan sonra zaten ister istemez sınıf mücadelesinde bir yerde siyasetin de içine giriyorsun.

Siyasi düşüncelerinizi paylaşmaya nasıl karar verdiniz? Nerelerde yazdınız?

Ben bunu “Yeni Muhalefet: Sosyal Medya” adlı kitabımda ifade ettiğimi sanıyorum. Ben sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik konularda yazdım hala da yazmaya devam ediyorum. Güncel olarak Düzce Yerel Haber’de yazıyorum.

Güncel siyasetle ilgili yazılar yazıyorsunuz. Gündemi nereden takip ediyorsunuz?

Ben de internet kullanıyorum. Günlük gazete okuyorum, zaten herkes takip ediyor bunları. Günde 20’nin üzerinde köşe yazarını takip ediyorum. Her gün iki gazete alıyorum eve. Haftalık kitap eklerini takip ediyorum, önceden Radikal’i takip ediyordum şimdi Cumhuriyet’i takip ediyorum. Bu sayede haftada 20-25 kitap hakkında ön bilgiye sahip oluyorum.

Yazılarını/siyasi duruşunu beğendiğiniz yazarlar var mı?

İsim vermek bir yazar için hoş bir şey değil belki, zaten yerli ve yabancı çok isim var. Bu Yaşar Kemal’den başlar, Reşat Nuri Güntekin’den Orhan Pamuk’a, Ahmet Altan’a kadar gider. Fakat benim en çok etkilendiğim yazar, herkesin olduğu gibi Yaşar Kemal’dir. Hayat öykülerimiz de örtüşür biraz. O da orta ikiden terktir, o da çiftçilik yapmıştır, traktör kullanmıştır. O da okullu değil, alaylıdır. Maksim Gorki’den çok etkilenmişimdir. Çok ünlü bir yazardır fakat resmi olarak okula gittiği süre üç aydır. Dünya klasiklerini beğenirim. Ben zaten çok düzenli okuyorum. Her gün uyku saati kadar okuduğumu söyleyebilirim. Sabah kalktığımda gazeteleri okumakla başlıyorum, akşam yatana kadar okuyorum. Ayda eve 3-4 kitap alıyorum. Haftada 2-3 makale yazıyorum. Kitaplarımı yazmaya devam ediyorum.

EDEBİYAT NE AYNILAŞTIRIYOR NE ÖTEKİLEŞTİRİYOR

Siyasi inceleme/araştırma kitaplarından sonra roman yazma fikri nereden çıktı?

Romanın siyasetten ve dinden ayrılan iki özelliği vardır. Birincisi siz ne kadar düşüncenizi özgürce ifade ederseniz edin, din ve siyaset sizi bir çemberin içerisine hapsediyor. O çizgilerin sınırlarında kalıyorsunuz, özgürlüğünüz gidiyor. Ama edebiyat böyle değil. Edebiyat ne aynılaştırıyor, ne ötekileştiriyor. Doğayı seyreder gibi, olduğu gibi yazıyorsunuz; zorlanmıyorsunuz. İkincisi, edebiyatla uğraşan yalan yazamaz ama siyasetle uğraşan yazar. Edebiyat yazdırmaz, rahatsız olursunuz. Edebiyat öyle bir şey ki, gündelik hayatta yaşar gibi; bazen ağlarsınız, bazen gülersiniz, bazen hüzünlenirsiniz. Bu benim romanımda da geçer. Romandaki benim hayat hikayem değil belki ama benden izler taşıyor. Ressamlar, yazarlar yani sanatçılar bir şeyi sanat eserine dönüştürecekleri zaman ona ideolojik bakmaz, nasıl görünüyorsa öyle verir; fotoğraf gibidir yani. Ama siyasette öyle değil, siyasetle belli bir yerden sonra sıkışırsınız çünkü karşınızdakini etkilemeye çalışırsınız. Sanatçı birilerini etkilemek için bakmaz.

BEŞİNCİ KİTABIM İLK ROMANIM

Romanınızdan biraz bahseder misiniz?

Bu benim beşinci kitabım ama ilk romanım. Bunu üçleme olarak düşünmüştüm. Peşinden iki roman daha geliyor. Birisi temmuzun ilk haftasında çıkacak. Bu romanda üç tane başkarakter var: Seçkin, Erdi ve Sırım. Seçkin doğduğu yerde doyar fakat doyduğu yerden memnun değildir, orayı terk etmek ister ama nasıl terk edeceğini de pek bilmez. Bir kıza aşık olur, evlenmeye karar verirler. Bu şekilde başlayan hikayesi işçiliğe uzanır. Oradaki sınıf mücadelesiyle değişik siyasi gruplarla tartışma içerisine girerler. Bu olaylar 78’li yıllarda başlar. Bir grup terör yükseldiğinde devrimin çıtasının yükseldiğini anlatırken; Seçkin, Sırım ve Erdi’nin içinde bulunduğu grup, bunun darbeye uzandığını söylerler. Roman bu şekilde evrilerek 12 Eylül’e gelir ve orada durur.

Devam kitaplarında neyi anlattınız? Darbe dönemi ve sonrasını mı?

Bu kitap darbe öncesini ve darbe sürecini anlatır. İkinci kitapta darbeden sonraki sessizliği anlattım; umutsuzluğu, hayal kırıklığını. Üçüncüsünde ise dünyadaki görülen değişimi; ışığı, aydınlığı Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla sentezleyerek anlatıyorum. Halen üçüncü kitap üzerinde çalışıyorum.

Bu üçleme, etkileri net hissedilen siyasi dönemlerde yaşayan insanların davranışlarında görülen değişimlerin bir incelemesi mi?

Ben kesinlikle şöyle bir şey yazmadım: “O terörün içerisinde solcular haklıdır, sağcılar haksızdır.” Hayır. Ben böyle bir şeye girmedim zaten girmek de hoş olmazdı. Ben objektif olmaya gayret ederek terörün bu darbe sürecinin hazırlanmasındaki etkisini anlatmaya çalıştım. Mesela şu an darbe olmaz deniyor. Sadece Amerika istemediği için olmuyor, yoksa darbe olur Türkiye’de. Orada 11 Eylül’e kadar her şeyin yasal olduğu, 12 Eylül’den itibarense her şeyin yasak olduğu bir süreci yaşıyorsunuz.

Romanınız yaklaşık 650 sayfa, uzun bir roman. Bazı yazarlar okuyucuya daha rahat olması açısından romanlarını 250-300 sayfa düzeyinde tutar. Bu kadar uzun bir romanın dezavantajları olacağını düşünüyor musunuz?

Okurun açısından düşünürsünüz bunu ama bilemezsiniz. Bir şeyin iyi ya da kötü olduğunu siz belirleyemiyorsunuz, okuyan buna karar veriyor. Bundan da öte en önemlisi edebiyat eleştirmenleri bunu belirliyor. Bunu sizin belirleme şansınız yok yani.

HAYATI DOĞAL YAŞAMAYA ÇALIŞIYORUM

Roman siyasi yazılardan çok daha önemli ve zor bir şey. Bunun Türkiye’de ses getirmesi için ne gibi çalışmalar yaptınız?

Açık söyleyeyim böyle bir uğraşım yok. Hayatı, doğallığı içerisinde yaşamaya uğraşıyorum. Hayatta yazar olmak için yola çıkmadım, gerçi kim çıktı onu da bilmiyorum ama yazarlık benim yoluma çıktı dersem daha doğru olur. Ben yazmaya çalışıyorum ve bunun mücadelesini veriyorum. Ne kadar iyi yazıyorum, ne kadar başarılıyım bir yorum yapamam fakat mütevazı olarak bir yol aldığımı söyleyebilirim.

Peki, ana tema ne?

Ben insanın nasıl mücadele verdiğini, nasıl hayata tutunmaya çalıştığını, örgütlülüğün yerini de vurgulayarak okuyucuya vermeye çalıştım. Zaten örgütlülüğün ne kadar önemli olduğunu 12 Eylül’den sonra anlıyorsunuz. Bunu ikinci kitapta daha detaylı işledim. Burada, İzmit’te, durakta beşten fazla kişinin yan yana otobüs dahi bekleyemediği bir yasaklar süreci yaşadık. Beş kişiden fazla durduğumuzda askeri bir cip gelip dağıttı ve beş kişiden fazla otobüs bekleyemeyeceğimizi söyledi. Sivil toplum örgütlerinin kapılarına kilit vurulduğu, siyasi partilerin kapatıldığı, Anayasa’nın feshedildiği bir toplumsal travma dönemini edebi bir dille anlatmaya çalıştım.

KENDİ TARZIMI YARATMAYA ÇALIŞIYORUM

İhtilal dönemini anlatan pek çok kitap var. Zaten yazılmış pek çok örnek bulunan bu konuda yeni bir kitap yazmak sizde fark yaratamayacağınıza dair bir endişe oluşturdu mu?

Siz bir şey yazsanız da yazmasanız da birileri bir şeyler yazıyor. Bunun iyi olup olmadığını ise okurlar belirliyor. O komplekse girmeye gerek yok, sonuçta hayat devam ediyor. Açıkçası ben kendi tarzımı yaratmaya çalışıyorum. Kendime özgü bir yazım stili benimsemeye çalışıyorum. Başkalarının hayat hikayelerinden etkilenebilirim ama tarzlarından etkilenmiyorum.

Hiç otobiyografik bir roman yazmayı düşündünüz mü?

Bu bana çok soruluyor. Biyografimi kitap olarak değil ama makale olarak yazdım. İleride kitaplaştırabilirim tabii. İmam hatip lisesini yarım bıraktıktan sonra işçi olup komünist bir partide yer almamı ilginç buluyor sanırım insanlar. Özellikle Mehmet Altan beni biyografimi yazmaya çok zorladı. Kendisiyle ’92 yılından beri tanışıyoruz. Köşesinde benim mektuplarımı yayımlamıştı, Daha sonra dostluğumuz gelişti. Beni yazmaya da o teşvik etmiştir. İlk kitabıma önsözü o yazmıştı, üçüncü kitabıma da kapak yazısı yazmıştı.

Son olarak yakın gelecekteki projelerinizden bahseder misiniz?

Öncelikle üçüncü kitabım üzerinde çalışıyorum. Bunu bitirdikten sonra beş kavram üzerine bir deneme yazmayı düşünüyorum: doğum, aşk, din, para ve ölüm. Çok ağır kavramlar, bunlar üzerine okumalar yapıyorum. Din toplumları derinden etkileyen bir kavram zaten. Aşk deseniz aynı. Ölüm, hayatın sonlandığı nokta. Doğum ise ölüm korkusunu yenen bir şey. Para olmadan hareket alanımız bitiyor. Bu denemeyi çok önemsiyorum ama romanı bitirmeden buna başlamayacağım. Haftalık makalelerimi yazmaya devam edeceğim. Roman çıkarmayı planladığım bir hikaye daha var elimde. Bursa’da bir köyde yaşayan bir kızla, İstanbul’daki bir inşaat işçisinin birbirine aşık olur, ikisi Umuttepe’de buluşurlar ve aralarında bir yakınlaşma olur. Daha sonra kız hamile kalır, oğlan ortadan kaybolur. Kız hamileliğini gizler ailesinden. Doğum aşamasına gelindiğinde lavaboya geçen kız doğumu orada yapıyor ve bebeğini tuvalete düşürüyor, bebek kafasını tuvalete çarpıyor. Anne, çocuğunu orada bırakıp kaçıyor. Bu kıza 27 yıl ceza veriliyor fakat daha sonra avukatının da itirazıyla bir şekilde 3 yılda tahliye oluyor. Bu gerçek bir hikaye. Kendisi benimle görüşmek istemedi fakat bu konu benim oldukça ilgimi çekti. Görüşmeyi kabul etmese bile bir kurguyla bunu yazmayı düşünüyorum.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar