Fevzi Karadeniz: 1981 Gölcük TKP Davasında Ortak Savunma Tanıklılları, değerlendirme...

Fevzi Karadeniz: 1981 Gölcük TKP Davasında Ortak Savunma Tanıklılları, değerlendirme...
20.06.2022 - 07:05
Güncelleme 21.06.2022 - 05:47
Haber Merkezi
319

“ 1981 TKP GÖLCÜK DAVASINDA – Ortak Savunma ve Tanıklıkları “ kitabını bana taktim ederek detaylı bilgilenmemi sağladığınız için her şeyden önce size teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca ortak irade göstererek böylesine kapsamlı bir çalışma yapmanızdan ötürü de sizi ve tüm emeği geçenleri kutluyorum.

Kitabın kendisine gelince; daha açmadan ön kapakta “ Yayına Hazırlayanlar “ dikkatimi çekti ve fark ettim ki, 18 kişi olan bu heyetin içinde bir tek kadın yok. Oysa okurken 20 den fazla kadın yoldaşın sizinle birlikte yargılanmış olduğunu, aynı işkencelere maruz kaldığını, dava süresince sizler gibi başlarını dik tuttuklarını, onurlarını koruduklarını görmüş, anlamış oldum. Üstelik bölgenizde sizinle birlikte aynı amaçlar uğruna mücadele etmiş olup da yakalanamadıkları için bu davada yargılanmayan kadınlar da belki var, bilemiyorum. Ama geçelim…

Öte yandan kitaptan öğrendiğim, dolayısıyla bildiğim, arandığınızda sizleri koruyan, cezaevine ziyarete gelen, görüşme günlerinde itilip kakılan, hakarete uğrayan kadınlar var. Onların duygu ve düşünceleri bu kitaba yansısaydı, bir hakkın teslimiyle birlikte  ayrı bir zenginlik de olurdu. Bunu da geçelim.

Siz tümünüz bu davada “ Anadili “ nizde savunma yapmışsınız. Anadili kadın dilidir. Sonradan değil, ana karnında öğreniliyor.

Yıllar önce Almanya Tübingen Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre, bebek daha ana karnında iken annenin çıkardığı seslere, ninnilere, tonlara, vurgulamalara karşı son derece duyarlıdır. Uzatmayayım; sizinle birlikte yargılanan, aynı zulüm çemberinden geçen bir tek kadın olmamış olsaydı dahi, sadece anaların yüzü suyu hürmetine “ Yayına Hazırlayanlar “ içinde kadınları yok saymasaydınız. Kitabın ilk baskısı Aralık 2020’de yapıldığı göz önüne alındığında 40 yıldan fazladır maalesef hala erkek egemen anlayışı içindeyiz.

Nabi Yağcı’nın yazmış olduğu ÖNSÖZ’e ilişkin de birkaç şey söylemek isterim.

“…Yeni kuşakların geçmişte verdiğimiz mücadeleleri incelemeye, sorgulamaya değer bulabilmesi için bizim de o geçmişin hakikatini sorgulayarak aktarmamız gerekir…”deyip de hiç örneklememiş olması bir eksiklik. Çok genel şeyler söylenmiş. 750 sayfalık bir kitap için yazılan ÖNSÖZ oldukça da kısa olmuş.

ÖNSÖZ’ler genellikle kitap okunduktan, en azından içeriği konusunda bilgi sahibi olunduktan sonra yazılıyor. Nabi Yağcı da davanın ve kitabın içeriği yanı sıra sözü edilen geçmiş hakkında fazlasıyla bilgi sahibi olduğuna göre hiç bir eleştirel ve sorgulayıcı cümle kurmamasını doğrusu yadırgadım.

Kürt sorununa gelince; daha doğrusu “ Kürt Sorunu “ demeyeyim. TKP Gölcük Davası savunmaların ilk 500 sayfasında “ Kürt “ sözcüğü dahi geçmiyor. Daha ileriki sayfalarda TİP, TSİP yöneticilerinin tutuklanmalarından, Ecevit’in durumundan, onun açıklamalarından söz ediliyor; Kürt aydınlarının, partilerinin davaları hatırlanmıyor. Dahası TKP davalarının görüldüğü şehir isimleri sayılıyor; Diyarbakır ve orada görülen dava önemsenmiyor.

Bazı savunmalarda Türkiye’nin sorunları, Türkiye halkının istemleri sıralanıyor; çay, fındık, pamuk, buğday, gübre fiyatlarından, kişi başına düşen miktarlardan, Doğudan, ağalıktan, toprak reformundan söz ediliyor, Kürtlerin adı yok. Söz konusu edilen sorunları, istem ve talepleri TİP daha 4. Büyük Kongresinde dile getirmişti. Üstelik Kürt halkının hak ve talepleri olarak, sorunun adını koyarak.

Haklarını yemeyelim; M. Ali Alçınkaya  Kürt ve Alevi olduğunu söyleyerek bir miktar değiniyor. Keza Hatice Ceylan Özcan bir yerde “ Kürtlerin acısını duyuyorum “ cümlesi kuruyor. Daha ileriki sayfalarda da HDP ve Selahattin Demirtaş’ın durumuna değiniliyor, dayanışma vurgusu yapılıyor. Ama hepsi o kadar.

Bu konuya ilişkin son olarak şunu söyleyeyim: TKP Gölcük Davası savunmaları, tarihsel TKP’nin genel bakışının, programının, diğer yazılı belgelerinin, Kongre ve Plenum kararlarının ve de yayınlarında dile getirilen yaklaşımların çok gerisinde.

Dönüşler konusuna ilişkin de birkaç söz söylemek isterim. Bilindiği gibi M. Suphi ve yoldaşlarının dönüşünde Maria Suphi de var. Kadın, komünist ve M. Suphi’nin eşi. Akibeti bilindiği halde senelerce gizlendi. Artık sır değil. Onun çektiği acı ve ızdırap herkesinkinden fazla. 15’lerin dönüşünden söz edilirken Maria Suphi’nin adının anılmaması, bir bakıma yok sayılması, eksiklikten öte, yaralayıcı.

Kutlu ve Sargın’ın dönüşleri ise parti tarihinde bir başka dönemeç. Haliyle çok konuşuldu, çok yazıldı, Kitapta da geniş yer alıyor. “ Onların sayesinde komünist kimliğimizi açıkça savunur olduk”, “ Tarihe not düşüldü “, “ Tarih böyle yazacak “ benzeri cümleler var ki, katılmamak mümkün değil. Tabi hamasetle de bakmamak lazım. Kendi tarihimize eleştirel ve sorgulayıcı bakacaksak “ TKP’ nin nasıl yok edildiğini tarih yazacak” cümlesini de rahatlıkla kurabilmeliyiz.

Dönüşler bölümünde yanlış anlaşılmaya müsait bazı yerler var. Birinde “ Dönüşler komünistler ve Kürt hareketinin dönüm noktasıdır.” Deniyor.  Komünistler için öyle de, Kürt hareketi açısından ilgisiz.

Bir diğerinde TKP’den “ Türkiye Komünist Hareketi “ diye söz ediliyor. Oysa bu hareket TKP’den daha geniş kapsamlıdır. Geçmişte TKP’ye bulaşmış veya hiç bulaşmamış Türkiyeli komünistler, hareketler, partiler var ve yıllarca ayrı kulvarlarda yürüdüler. Onları – iradeleri dışında - TKP çatısı altında göstermek doğru değil.

Tek tek savunma yapanlarda klişe sözler, kalıp cümleler var. Uzatmamak için örneklemiyorum. Ayrıca içlerinde “ iyiden güzelden yana “ gibi kimsenin itiraz edemeyeceği güzel olanları var. Ama ayrı savunmalardaki bu tekrarlar tek kalemden çıkma izlenimi uyandırıyor. Tabi karşılıklı yardımlaşma, etkileşim, avukatların yönlendirmeleri yanı sıra partinin dili, üslubu, jargonu böylesi durumlarda etkili oluyor. Dolayısıyla büyük kusur değil, sadece değinmek istedim. Ama buna karşın sözlü tarihle kendi hikayelerini yazanlar daha yaratıcı, daha özgür, daha sahicidirler. Oldukça da ilginç ve öğreticiler. Hayatın zenginliğini yansıtmışlar.

Değerli dost,

Bu kitabı okurken; gözaltında, emniyette, cuntanın mahkemelerinde, cezaevlerinde size yapılan baskılardan, işkencelerden, hakkınızda düzenlenen sahte belgelerden, düzmece ifadelerden ötürü, bir kere daha faşizmden nefret ettim. Bunlar karşısındaki savunmalarınızdan, dik duruşunuzdan da bir yoldaşınız olarak onur duydum. Zaman zaman da çok duygulandığımı söylemeliyim. Davada yargılanan bazılarıyla geçmişte yoldaşlık ve dostluk hukukum oldu; kimileriyle bugün de sürüyor. Onlardan birini anmadan geçemem. Ahmet Hilmi Feyzioğlu.

DİSK-Teknik-İş Sendikası İstanbul Şube Başkanı olduğum 70’li yıllarda sendikamızın avukatlığını yaptı. Direniş kararı aldığımız Fruko-Tamek işyerinin Merter’deki ana dağıtım deposunda bulunan onlarca kamyonete mahkemeden tedbir kararı koydurtarak onları seferden alıkoydu. Direniş yerinde kurulan çadırda, bağlanan kamyonlarda onunla birlikte günlerce nöbet tuttuk, geceler boyu sabahladık.

Ve 12 Eylül Cuntası döneminde  tutuklu bulunduğum Diyarbakır 5 nolu cezaevinde, bir vesileyle koruduğumuz koğuştaki Bizim Radyo’ dan Ahmet Hilmi Feyzioğlu’nun Bursa Emniyetinin 5. katından atılarak katledildiğini, tarifsiz bir acıyla öğrendim. Şimdi vesile olmuşken değerli yoldaşımı, arkadaşımı sevgi ve saygıyla anıyorum.

Değerli yoldaşlar, dostlar,

Bu kitabı hazırlarken besbelli ki çokça emek vermişsiniz. Kitapta, komünistlerin dışarda iken şehrinde, semtinde, köyünde, okulda, fabrikada, işyerinde nasıl fedakarca çalıştıklarının, hangi koşullarda parti faaliyeti yürüttüklerinin somut örnekleri var. Ama bu kadar değil.

Askeri cunta döneminde, en zor koşullarda emniyette, işkencede, mahkemede, cezaevinde onların ülkesine ve halkına bağlılıkları var. Bu anlamda siz de tarihe bir not düştünüz. Emin olun harcanan emek boşa gitmemiştir. En başta kendi tarihlerine yeniden bakmak isteyen komünistler, siyasete ilgi duyan genç kuşaklar, tarihçiler, araştırmacılar, akademisyenler için oldukça kıymetli bir eser bırakmışsınız.

Sizi tekrar tekrar kutluyorum.

Yoldaşlık ve dostluk duygularımla.

Fevzi Karadeniz/  15 Haziran 2022

 

                                                                                   

 

 


Editör: N. Cingirt

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar