EL ELE ÖZGÜRLÜĞE

Adana Bölge Gazetesi yazarı Mustafa Köseoğlu, Nabi Yağcı'nın Elele Özgürlüğe kitabını köşesine taşıdı. Türkiye’de sol-sosyalist ve komünist hareketle ilgilenen ve bu hareketlerle şöyle veya böyle ilişkisi olanların Nabi Yağcı'nın kitabını mutlaka okuması gerekir diyen Köseoğlu, "Nabi Yağcı’yı bu anlamda takdir etmemek mümkün mü? " diye sordu.

EL ELE ÖZGÜRLÜĞE
31.12.2021 - 19:20
Güncelleme 31.12.2021 - 19:21
Özel Haber
3212

 

28 Aralık 2021 Günlü köşe yazımda TKP son Genel Sekreteri Nabi Yağcı’nın (Haydar Kutlu’nun) Hüseyin Çakır’la ‘EL ELE ÖZGÜRLÜĞE’ kitabını sizlere tanıtacağımı söylemiştim.

EL ELE ÖZGÜRLÜĞE kitabı söyleşinin kitaplaştırılmasından ibarettir.

Türkiye’de sol-sosyalist ve komünist hareketle ilgilenen ve bu hareketlerle şöyle veya böyle ilişkisi olanların mutlaka okumasını istediğim bir yapıt.

Geçmişinden sorumlu olmasa da, üstlendiği sorumluluk ve görevi gereği TKP’nin tüm olumsuzluklarını da üstlenecek kadar  kendini bu büyük yükün altına girecek özverideki sayın Nabi Yağcı’yı bu anlamda takdir etmemek mümkün mü?

Ben 597 sayfa olarak kamuoyunun önüne konan bu kitabı altını çizerek defalarca okuduğum, bölüm bölüm irdelediğim bu kitabın tanıtımını izin verirseniz yine Nabi Yağcı’ya bırakıyorum!…

“Bu uzun söyleşi boyunca önceki bilgilerimle yetinmeyip tekrar tekrar geriye gidip tarihi araştırdım. Her seferinde bilmediğim yepyeni bilmediğim yeni şeyler gördüm orada…

Gördüğüm her şey, edindiğim her yeni bilgi geçmişe bakışımı sürekli daha derinlere çekti. Öyleki bir ara bu söyleşiye devam edemeyeceğim duygusuna kapıldım yine.

Şurası kesin!.. Aslında geçmişin kapısını daha yeni aralıyoruz!…

Yazdıklarıma ve söylediklerime baktığımda gördüğüm şey geçmişe ait bilgisizliğimdir. Ama buna rağmen ben dün TKP Genel Sekreteri olarak konuşuyordum. Geçmişi bilmemekten bir parti üyesi sorumlu tutulamaz ama ben bulunduğum konumda tek sorumluyum. Bunun mazereti, kaçışı yok…

TKP tarihini bilmiyordum ama üstüne gidebilirdim. TKP 4.kongresinde Nazım Hikmet’lerin muhalefetini biliyordum ama bu neydi, ne diyorlardı diye sormadım. Sormuş olsaydım yukarıda beni anlatmaya çabaladığım ‘BİZE ÖZGÜ’ yolu daha o zaman büyük bir olasılıkla görebilirdim.

Sarkis usta bana Ermeni soykırımını, soykırım demeden anlatmıştı ama bu konuda TKP ne demişti diye kendime sormadım. Peşine düşmedim. Daha TİP döneminde Kürtlerle beraberdik ama Genel Sekreter olduğumda Kürtlerin tarihini öğrenmek diye bir çabam olmadı.

Böyle bir çaba düz parti üyesinden beklenemez ama ben Genel Sekreterdim, onların bilgisizliğinden de ben sorumluydum.

Mustafa Suphi’lerin katledilmesi olayını her komünist gibi ben de biliyordum ama Sovyetlerin, Komintern’in bu konuda neden suskun kaldığını sormam gerekirdi kendime, sormadım.

Şimdi gördüm ve şimdi açıkladım.

Bunları sormuş olsaydım içinden geldiğim partinin geçmişteki günahlarını görür her şeyden önce onu temizlemeye çalışırdım. Bizim gerçek yenilenmemiz ancak böyle olurdu.

TKP’yi bu temizlemeyle milliyetçilikten/ulusalcılıktan arındırmak demekti. Bugün TKP’nin Şeyh Sait, Dersim isyanlarındaki yanlışlarını görüyoruz artık, hatta buna yanlış da değil, günah demek gerek.

Taraf Gazetesi’nde bir yazımda geçmişe dönük olarak, bu konuda özeleştiri yapmıştım ama yetmez. Affedersiniz demek önemsiz değil ama yetmezdi.

Milliyetçiliği doğuran köklere inmek gerekirdi. Bu köklerin derinliğini ancak yeni görebiliyorum. Yeni dediğim öncesi de var ama yoğun olarak yaklaşık 15 yılı aşkın tarihi öğrenme çabamı kapsayan süredir.

Öğrendiklerimle dönüp dün partimin politikalarına, söylediklerine yeniden ve yeniden baktım. Oralarda milliyetçiliğin sinmiş izlerini, sinik milliyetçiliği gördüm.

Geçmişte o burnu büyük kurtarıcılık misyonumuzla Kürt halkını da kurtarmaya soyunmuştuk. Komintern’in ‘TEK ÜLKE, TEK SINIF, TEK PARTİ’ şablonu gerekçemizdi. O nedenle Güneydoğu’da TKP örgütlenmesinde çalışmalara neden olmuştuk.

Yenilenme sürecimizde bu yanlışı görmüştük. Yasal TBKP programımızda bunu düzeltmiştik. Kurtarıcılık misyonunu bırakıyor, kendimize Kürt özgürlük mücadelesine destek olma sorumulluğu veriyorduk.

Fakat geçmişi öğrenme çabamın bana kazandırdığı tarihi hissiyle bugün geriye dönüp o programımıza baktığımda orada bile milliyetçiliğin tortusunu görebildim.

Şöyle demişiz ‘Kürt sorunu adil, demokratik ve barışçı çözüme kavuşmalıdır. Bu çözüm Kürt halkının özgür iradesini temel almalı Türk ve Kurt uluslarının ortak çıkarına dayanmalı.’

Bu önerme çok doğru ve masum görülüyor ama öyle değil. Her şeyden önce çözüme bir şart koşuyoruz. Ortak çıkara dayanmalı şartını.

Oysa Türk Ulusu bir devletti, egemen ulustu, devlet olmuş bir ulusla, devleti olmayan bir ulusun ortak çıkarları ne olabilirdi. Türk ve Kürt halkının barış ve demokrasi gibi kuşkusuz ortak çıkarları vardır, ama burada halklardan değil ulustan yani devletten söz ediyoruz. Devleti olanla devleti olmayan arasında nasıl ortak bir çıkar olabilir ki…

Sormamıştım, sormamışız…

Sormamışız çünkü günahlarımızla yüzleşmemişiz. O günah ki, ta Osmanlı’ya uzanıyor. Osmanlı’nın Kürt yurdunu ve Ermeni yurdunu fethetmesi yani sömürgeleştirmesiyle başlıyor.

Cumhuriyet hazıra konuyor, bu sömürgeleştirmenin üstüne devleti nşa eidyor. Bunu görmeden ve söylemeden Şeyh Sait ve Dersim için gözyaşı dökmek, özür dilemek timşah gözyaşı dökmek oluyor.

Devlet Türk kökenli Koministleri, solcuları da ezdi ama biz yine de egemen ulusun ayrıcalıklarına sahiptik, örneğin en azından dilimiz özgürdü, yani egemen ulusun solcularıydık!..

Tarihin gerçek dilini çözdüğümde görüyorum ki biz dün farkına varmadan TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ değil TÜRK KOMÜNİST PARTİSİ olmuşuz. Oysa Kominist olmanın ayrıksı yani en başta ENTERYANALİST olmasıdır. Hem ENTERNASYONALİST, hem ULUSALCI olunamaz, olunursa da Komünist olunamaz.

Bu nedenle dünün TKP Genel Sekreteri ve aynı zamanda bir Türk olarak geriye dönüp Kürt halkından, Ermeni halkından, bu topraklarda soykırıma, tehcire, aşimilasyona, baskıya ve tenkile uğramış bütün halklardan özür diliyorum.

Türk halkından da özür diliyorum, zira diğer halklar özgür olmadan halkım da özgür olamazdı.

Ve ancak ve şimdi bu yüzleşmeyle gerçekten kominist olarak hissediyorum. Bir kominist dindar olabilir, başka şeyde olabilir ama asla milliyetçi/ulusalcı olamaz…

İnanıyorum ki, gerçek solculuk, greçek yurttaşlık, gerçek demokratlık, gerçek insanlık bundan böyle geçmiş günahlarımızla yüzleşme içinde doğacak.

İşte o zaman ‘Bir ağaç gibi tek ve hür/Bir ormang ibi kardeşçesi’ne’ diyebileceğiz ve BU HAREKETLİLİK bitecek.”

Ben burda benimde içinde bulunduğum TKP’nin son Genel Sekreteri Nabi Yağcı’nın (Haydar Kutlu) TKP’yi ve geçmişin öz eleştirisini siz okurlarımla sayın Nabi Yağcı’nın iznini de alarak sizlerle paylaşmış oldum.

Mustafa Köseoğlu

https://bolgegazetesi.com.tr/el-ele-ozgurluge/


Editör: N. Cingirt

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar