• 8.08.2021 07:29
  • (159)

Bugünlerde Yunanistan ile aynı yakıcı kaderi paylaşmamız hiç de tesadüf değil. Yangınların başlama sebebi her ne olursa olsun, havadaki nem oranının azalması, kuraklığın artması gibi sonuçları nedenleriyle küresel iklim krizinin, yangınların yayılmalarına neden olduğunu net biçimde söyleyebiliriz.

Küçüklüğümden kalan anılardan biri, yazın yaşanan önü alınamaz bir yangındı. Ege ve Akdeniz bölgeleri gibi yerlerde yangınların ne denli hızla yayılabildiğini ve önüne geleni alevlerle yakıp yuttuğunu o tanıklıktan hatırlıyorum. Diğer bir deyişle, çocukluğumdan geriye kalan en başta bir yangın yeri manzarası...

Küresel iklim krizi, sınır tanımıyor...

Bugünlerde de Atina’da resmî olarak 47 C dereceye ulaşan sıcaklıklar var. Kent merkezinde termal kameraların 55 C’ye ulaşan sıcaklıkları ölçtüğü de paylaşılıyor.

Atina’yı çevreleyen ve şehrin ciğerleri olarak nitelenen ormanlar yandı, yanıyor. Göz önüne getirmek gerekirse, İstanbul’un Kuzey Ormanları’nın, şehir içinde kalabilen ormanlık alanlarının yanıp yok olduğunu düşünün. Kenti çevreleyen Polonezköy, Zekeriyaköy, Şile civarı gibi yerlerin yanıp bittiğini...

Üstüne üstlük, Atina için İstanbul’un Büyükada’sı gibi olan Evia/Eğriboz’un neredeyse yarısının yanıp kül olduğu yangınlar gerçekleştiğini. Atina’nın yaşadığı böyle bir şey: bir yangın depremi. 1999 İstanbul Depremi’nin yangın hali...

Yangının alevlerinden uzak olanlar da gökten yağan siyah kül yağmuruna ve sarı siyah kızıl kararan bir gökyüzüne tanık oldular Atina’da. 50C dereceye yaklaşan sıcakta elektriksiz kaldılar. Korona tehlikesi ötesinde, yangın dumanı ve isinin neden olduğu kirliliğe karşı, Atina’da dışarıda maske giyilmesi çağrısında bulunuldu ve evlerde de pencerelerin kapalı tutulması...

Dediğim gibi, hissedilen sıcaklığın 50-55C’ye ulaştığı sıcaklarda ve yaygın elektrik kesintileri yaşanırken pencerelerin yangın dumanı nedeniyle açılmaması gerektiği söylendi.

Türkiye’de Bodrum’da Kemerköy Termik Santrali’ni alevler çevrelerken ve yanıp yanmayacağı merak edilirken, Atina’da da kentin başlıca su kaynağı Limni Marathonos/Limni Gölü çevresini yangın yalayıp yutuyor ve millî park Parnitha Dağı’nın da kül olup olmayacağı dehşet ve endişe ile takip ediliyordu. İronik biçimde, biz iyi niyetle hala çevreye zaten zarar veren ve iktidara yakın çevrelerin termik santralinin akıbetini merak edip, bu santrali kurtarmaya çalışıyoruz; “yan git” diyemiyoruz.

Suyun öte yakasında ise dert öncelikli olarak “Natura” olarak ilan edilen “dokunulmaz”, “doğal ulusal değerler”.

Öte yandan, Tokyo Olimpiyatları’nın sonuçları dünya genelinde merakla izlenirken de Olimpiyatlar’ın orijinal mekânı ve meşalesinin her dört yılda bir yakıldığı antik Olympia kenti de yangınla boğuşuyordu.

Atina’yı ve genel olarak da kentin bulunduğu Attica’yı sarsan yangınlara karşı, Yunanistan’da resmî makamların önceliği “tahliye” oldu. 2018’de Atina’nın doğusundaki sayfiye mekanları Mati ve Kokkino Limanaki’daki yangınlar, 102 kişinin ölümüne neden olmuştu.

Bu sefer, can kaybı için alınan tedbirler öncelikliydi ve iki kişi yaşamını yitirdi; birisi gönüllü itfaiyeci ve diğeri de fabrikasını kurtarmaya çalışan bir iş adamı.

Hakikaten de “cehennem” olarak adlandırılanın adeta canlı tasvir edildiği görüntülere tanık olduk Yunanistan’da da Türkiye’de de.

Başkaca aradaki fark neydi peki?

Öncelikle, Yunanistan’da da resmî makamların yetersiz bulunduklarına dikkat çekelim. Her şeyden önce, “yetersiz tedbirler” sorgulandı. Bunun ötesinde, iktidardaki Nea Demokratia/Yeni Demokrasi’nin “muhalefeti suçlayan trollerinin olduğunu” öne sürenler oldu. Yunanistan’da da siyasi kutuplaşma yaşanıyor ve politikanın farklı tarafları birbirini suçlayıp duruyor.

Buna karşılık, bana kalırsa Yunanistan ile aramızda “siyasi tepki, toplumsal yaklaşım ve uluslararası ilişkiler” bakımından ciddi farklar vardı. Ve tabii, yangına müdahalede devletin, hükümetin aldığı roller bakımından da...

Yunanistan, yangınlarına karşı mücadelede uluslararası dayanışma sağlamayı bir ulusal gurur vesilesi haline getirdi; ulusal gurur meselesi değil. Yunanistan’a şu ülkeler bilfiil yangınla mücadelede uçak, araç ve itfaiyeci desteği yaptı: ABD, Britanya, İsveç, İsviçre, İsrail, Fransa, Hırvatistan, Ukrayna, Romanya, İspanya. Yunanistan’da da gururla paylaşıldı bu durum: canlı yaşamı silip süpüren bir afete karşı insani ve hayati olanı korumayı amaçlayan dayanışmanın göstergesi olarak algılandı.

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis, sorumlu olarak “küresel iklim krizi” vurgusunu dile getirdi. “Sorumlu belediyeler” demedi.

Yunanistan’da da insanlar dehşete düştüler, yapılanları eksik buldular ve tıpkı Türkiye’de olduğu gibi “iyi ve sorumlu insanlar” canla başla mücadele ettiler.

Ama, Türkiye’deki gibi birbirlerinden kopmadılar, alevlerden de öncelikli birbirleriyle mücadele etmediler ve “ateşin düştüğü yerdekiler” bu kadar yapayalnız, başıboş, yüzüstü bırakılmış hissetmediler.

Yüzüstü bırakılmanın acısı, belki 1999 Depremi’nden beri bu kadar kolektif, bu kadar toplumsal yansıma bulmamıştı. Yüzüstü bırakılmanın yarattığı acıyı ve neden olduğu tepkisel dönüşümleri de sadece yaşayan, hisseden bilir.

Yangınların yarattığı sebep-sonuç ilişkileri bakalım ne olacak...