• 28.04.2021 09:09
  • (165)

Yarım asırlık çınar Kıbrıs Meselesi, yeniden masada.

“Soğuk Savaş döneminden kalan tek duvarın olduğu yer”, “dünyanın en uzun çatışması olarak nitelenen Kıbrıs konusu, bakalım bu kez çözülebilecek mi?

Birleşmiş Milletler’in gerçekleştirdiği “5+1 Görüşmeleri”, garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan, Birleşik Krallık ve Kıbrıs’ın iki tarafını bir araya getiriyor.

27-29 Nisan arası gerçekleştirilen 5+1 Görüşmeleri’ne, Türkiye ve dolayısıyla Ankara’ya yakın bir isim olan Kıbrıs Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “iki devletli çözümü” destekleyerek gittiler. Bu da Kuzey Kıbrıs’ın fiili durumunun resmîyet kazanması ve uluslararası çapta bağımsız bir devlet olduğunun tanınması anlamına geliyor.

Ankara ve Lefkoşa’nın, Kuzey Kıbrıs’ın bağımsızlığını öngören “iki devletli çözüm” için bastırmasına karşılık; Yunanistan ve Güney Kıbrıs, iki toplumlu ve iki bölgeli “federasyon” formülünü ileri sürüyor.

İngiltere’nin Sunday Express gazetesinin; Whitehall, yani hükümet kaynaklarına dayanarak ileri sürdüğü gibi, Birleşik Krallık’ın da “iki devletli çözümü” desteklemesi muhtemel. Elbette, tek başına Birleşik Krallık’ın tanıması ile Kuzey Kıbrıs’ın bağımsızlığının kabul görmesi mümkün değil. Başka büyük güçlerin de benzer bir destek vermesi lazım.

PAZARLIĞA TABİ KIRMIZI ÇİZGİLER

15 Nisan’daki Ankara ziyaretinde, Yunanistan Dışişleri Nikos Dendias, Mevlüt Çavuşoğlu ile gerilimli geçen basın toplantısında ülkesinin “kırmızı çizgilerinden” biri olarak, “Kıbrıs’a federal çözümün” olduğunu söylemişti. Benzer ifadeleri, Güney Kıbrıs Devlet Başkanı Nikos Anastasiades de kullanıyor. Cenevre’ye uçmadan önce, “iki devletli çözüm, bizim için kabul edilebilir değil” açıklamasını yaptı. Ancak, Çavuşoğlu ile daha önceki yıllarda gerçekleşen baş başa görüşmelerinde, Anastasiades’in de “iki devletli çözüme” hiç de öyle uzak durmadığını biliyoruz. Ülkesinde adı, başta Avrupa Birliği pasaportuna sahip olma imkanı veren Güney Kıbrıs vatandaşlıklarının satışı konusu olmak üzere çeşitli yolsuzluk skandallarına karışan Anastasiades’in, iki devletli çözüme razı gelmesi; kendisinin nasıl bir fayda sağlayacağı sorusuna bağlı.

Yunanistan’ın “federasyon” ısrarı ise, ABD’nin bu çözümü desteklemesi ve Annan Planı’ndan beri Birleşmiş Milletler’in sunduğu çerçevelerin bu eksende olmasından kaynaklanıyor. Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis, Türkiye ile ilişkilerde sadece Avrupa Birliği değil; Birleşmiş Milletler, Lahey merkezli Uluslararası Adalet Divanı gibi uluslararası mekanizmaları ön plana çıkarmayı tercih eden bir çizgiye sahip. Böylece, “Ankara’nın hukuk dışı tavırlarına karşı, hukuki yollarla hakkını arama” gibi bir algı yaratmayı amaçlıyor.

Türkiye ve Ersin Tatar yönetimindeki Kuzey Kıbrıs, masaya sadece “iki devletli” seçenek için oturduklarını söylerken ciddi ve geri adım atmaya niyetleri gerçekten yok. Öte yandan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın “federasyon” ısrarlarından vazgeçmesi mümkün ve pazarlığa tabi bir duruşları var.

CRANS MONTANA YARASI

Kıbrıs’ın halkı geneline gelince; ne yazık ki, Güney Kıbrıs’ta, AB üyeliği sonrası, “iki toplumlu federasyona” sıcak bakanlar azaldı. Özellikle, genç kuşaklar arasında “beraber yaşama bilinci ve deneyimi” de olmadığı için, “ayrılığı doğal kabul etmek” gibi bir yaklaşım yaygın. Son yıllarda, Türkiye ve Yunanistan’ın arasının bozulması, Ankara’nın Kıbrıs’ın içişlerine çok fazla karıştığı algısı, Avrupa Birliği’nin de Türkiye üzerinde bir pozitif etkisi kalmadığı inancı, Anastasiades’in milliyetçiliğin dozunu arttırması gibi faktörler de eklenince, Güney Kıbrıs tarafında “ayrılığın resmileşmesi en iyi seçenek” düşüncesi daha fazla kabul görür oldu. Kuzey Kıbrıs’ta ise Mustafa Akıncı’nın 2015-2020’deki cumhurbaşkanlığı döneminin özellikle iki senesinde yükselen “çözüm ümitlerinin” suya düşmesi büyük kırgınlık yarattı.

Anastasiades ve Akıncı’nın Lefkoşa/Nicosia’nın iki yakasını turladığı, kahve ve Zivaniya (Kıbrıs’ın milli içkisi) yudumladığı 2015 baharındaki o güzel başlangıç döneminde, federasyon kurulması için her şey hazırdı. Çözüm planına göre, Kuzey ve Güney’in kendi iki meclisi ve federal çatı olarak da iki kanattan oluşan ortak senato ve parlamentosu olacaktı. 2017’de İsviçre Alpleri’nde Crans Montana’daki görüşmelerin çökmesi ise, Kıbrıs genelinde barışa inananlarda müthiş bir hayal kırıklığı yarattı.

Federasyon, Ada’da ortak yaşam isteyenler için çok daha geçerli bir seçenek. Ancak, “iki devletli çözüm” de artık mümkünlüğü artan bir sonuç olabilir. Böylece, Kıbrıs Sorunu’na tam bir çözüm getirmese de Ada’nın iki devletli olmasının resmiyete dökülmesi, çözüm olarak sunulabilir.

BÜYÜK GÜÇLERDEN DESTEK GELECEK Mİ?

Yazının başında vurguladığım gibi, büyük güçlerden destek gelmesi “iki devletli Kıbrıs”ın gerçeğe dökülmesini sağlayabilir. Bu noktada, Birleşik Krallık’ın ve Başbakan Boris Johnson’ın tavrı belirleyici olabilir. Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Dominic Raab ise, Sunday Express’in haberini doğrulayacak herhangi bir açıklama yapmadı. Cenevre’deki görüşmeler öncesinde Raab, taraflara “esnek ve yaratıcılığa açık olmaları” çağrısında bulunması dışında Londra’nın bir renk verdiğini söyleyemeyiz. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de görüşmelerin başlamasının hemen arifesinde, Raab’ınkine benzer bir açıklama yapmış ve taraflardan “yaratıcı” olmalarını istemişti.

1 Ekim 2017’de İngiltere eski dışişleri bakanı Jack Straw’ın, Independent’ta yayınlanan “Ada’da tek olası çözüm bölünme” başlıklı yazısı, zaten Whitehall koridorlarında ülkenin devlet politikası olarak “iki devletli çözüm kalıcı biçimde destekleniyor” izlenimini veren ipuçlarından olmuştu. Bu yöndeki spekülasyonların gerçek olup olmadığı, yakında netleşecek.

Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ı “tanıtmak” için yanına çekmek istediği bir ülke de Rusya. Ne var ki, bugünlerde Moskova ile de işler çok iyi gitmiyor.

Biden yönetimi ile de Kıbrıs pazarlığı muhakkak dönecektir.

Sonuç olarak, Kıbrıs’ta bu sefer çözüm olur mu?

Eğer, “iki devletli çözüm, çözüm” diyorsanız ve pazarlıklardan, Anastasides, Mitsotakis’in ikisi ile Biden ve Putin’in arasından biri de Ankara ile el sıkışıp kalkarsa; cevabımız “Evet”.