Türkiye, neredeyse 24 saatlik bir zaman dilimi içinde önce ABD ve sonra da Çin Dışişleri Bakanlarıyla görüşen tek ülke oldu. Brüksel’deki NATO Zirvesi’nin “yan ürünü” olarak Anthony Blinken ile “yapıcı” olarak niteledikleri bir görüşme gerçekleştiren Çavuşoğlu, ertesi gün Ankara’da Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile bir araya geldi. Normal şartlar altında, dünyanın en güçlü iki ekonomisi ile bir araya, art arda gelebilmek büyük bir güç. Bu da Türkiye’nin kendisinin stratejik öneminden kaynaklanıyor. Ancak, bu görüşmelerden hemen önce “Kara Pazartesi”yi yaşamış, iç ve dış politikada kutuplaşması ve sorunları arttıkça artan bir Türkiye’den bahsediyoruz.

Kendi içinde ve dışında büyük ve kronik sorunlar biriktirmemiş, büyütmemiş bir Türkiye, ABD ve Çin arasında “iklim krizi” gibi konular başta olmak üzere yeni bir Soğuk Savaş’ın engellenmesi için arabuluculuk yürüten bir ülke olabilirdi.

Şimdi ise, iki tarafı da birbirine oynamaya çalışarak kendine kısa vadeli çıkarlar elde etmeye çalışan bir konumda. Çin’den, Kara Pazartesi kayıplarının yeniden yaşanmasını ve derinleşmesini engelleyecek finansal destek ve yatırım gelebilir. ABD ile de, NATO üyeliği üzerinden Halkbank ve çeşitli diğer konularda baskı gelmesini engelleyecek “zaman kazandırıcı” temaslar gerçekleşebilir. Ancak gerek Çin gerekse de ABD ile ilişkilerinde, Türkiye’nin bir muhatabı daha var: o da hiç şakası olmayan Rusya. Putin yönetimi, engellemek istediği gelişmeyi engelleyebilecek denli güçlü kartları elinde tutuyor Ankara nezdinde...

Avrupa Birliği Liderler Toplantısı, Türkiye’ye yaptırım uygulanıp uygulanmayacağının belirleneceği çok kritik bir buluşma olacaktı. Tabii ki böyle olmadı. Aralık 2020’de top nasıl taca atılıp, kararlar Mart 2021’e ertelendiyse; şimdi de Haziran-Temmuz 2021’e ertelendi.

2021 yazı da, Avrupa Birliği ile ABD’nin ilk kez Joe Biden’ın yüz yüze katılımı ile liderler teması gerçekleştireceği dönem olduğundan, hemen her kritik karar için işaret edilen tarih. Sadece Türkiye ile ilgili değil, AB’nin kendi içinde Polonya ve Macaristan’a dair yaptırım kararları için de 2021 yazı bekleniyor. Şu an AB için “Bakalım Joe Biden yönetimi ne diyecek” kullanışlı bir bahane. Türkiye’ye yaptırımlar konusunda, Reuters kanalıyla “ABD yönetimi istediği için AB’nin yaptırım kararını ertelediği” yönündeki haber de, aslında Beyaz Saray’ın yalanlayamayacağı bir sorumluluğu Biden tarafına yıkma hamlesiydi. Bu açıdan, bir dönem nasıl AB, Türkiye’de insan hakları ilkeleri ve demokratikleşme konusunda etkili olduysa; şimdi de Türkiye, riyakâr politikaları AB’ye öğretme ve benimsetme konusunda “ilham verici” bir rol oynuyor. Diğer bir deyişle, Türkiye’ye yaptırım uygulanmaması, bilfiil AB’nin ve özellikle de Almanya’nın kendi politikası olsa da, top Biden yönetimine atılıyor ve “ABD istedi” deniyor. Beyaz Saray, tam da Transatlantik müttefiklik ilişkilerini yeniden canlandırmak ister ve 23-24 Mart’ta da Brüksel’de NATO çatısı altında Avrupa’daki ilk büyük temasını gerçekleştirecekken, bu haberi çıkıp da yalanlayabilecek durumda değildi. Ertesinde de Joe Biden, AB Liderler Toplantısı’na sanal olarak katıldı ve Avrupa siyaseti önünde “görücüye çıktı” -bunu da hatırlatalım.

2021 yazı da, Joe Biden’ın temmuzda gerçekleştirilmesi beklenen Avrupa ziyareti esnasında Türkiye ve diğer konularda durumun tam netleşebileceği bir zaman değil. Almanya’da 26 Eylül’de gerçekleşecek genel seçimler, tarihi bir dönüm noktasına sebep olacak: Hep vurguluyoruz, Angela Merkel siyaseti bırakıp emekli oluyor. Forsa Araştırma’nın son verilerine göre, Merkel’in partisi Hıristiyan Demokratlar (CDU) ve Yeşiller (Grünen) arasındaki fark şu an sadece yüzde 4: CDU yüzde 26 ve Yeşiller yüzde 22’lik desteğe sahip. Yeşiller ve Sosyal Demokratlar’ın koalisyon hükümeti de hiç uzak bir ihtimal değil: Her halükârda giderek netleşen, Yeşiller’in Almanya siyasetinin merkezine oturmaya başladığı. Bu da demektir ki, Türkiye’nin Merkel sonrası muhataplarından biri büyük ihtimalle, Yeşiller’in eş başkanı Cem Özdemir olacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2018’deki Almanya ziyaretinde Özdemir’in elini sıkmamış ve kendisi hakkında “Birileri de diyor ki, güya Türk... Ne Türk'ü be? Bunların kanlarının laboratuvar testinden geçmesi lazım” demişti.

TEMMUZ'DA...

“Im July” (Temmuz’da), yönetmen Fatih Akın’ın bir filmi. Filmi de, temmuzun bir gününü anımsar gibi hayal meyal anımsıyorum; kader bağı olduğuna inandığı bir kadının peşinden Avrupa’yı boydan boya aşıp İstanbul’a gelen Alman bir öğretmenin hikayesiydi. Filmin özü, Avrupa’da sınırların “beyhudeliği” ve kültürlerin nasıl iç içe geçtiği üzerine kuruluydu.

Şimdi, korona virüsünün yarattığı sınırlamaların ötesinde, Avrupa’nın kendisini sınırlaması söz konusu: Bugün, Avrupa Birliği sınırları içinde serbestçe dolaşmak, AB’nin kendi vatandaşları için bile kolay değil. Dahası, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, “AB’nin kendi aşı ihtiyacını karşılamakta zorlanırken, diğer ülkelerin aşı talebine yanıt vermeyeceğini” açıkça ifade etmesi, son derece “içe kapanmacı” bir yaklaşımdı. AB’nin yıllardır geliştirmeye çalıştığı “Avrupa aidiyeti”, böylelikle Birlik’in en üst düzeyinde “milliyetçi” ve “dışlayıcı” biçimde somutlaşıyordu.

AB içe kapanırken, öncelikle kendi sorunlarıyla uğraşmak istiyor: Kendi üyeleri Polonya ve Macaristan’ın hukuk devleti-demokrasi ile ilgili sorunlarını çözemezken, Türkiye’ninkileri yüklenmek niyetinde de değil. Vurguladığımız gibi, AB şimdilik her kritik kararını temmuza bıraktı. Ancak temmuz da, Almanya’nın yeni hükümetinin nasıl şekilleneceğinin belirlendiği ekim-kasım olabilir. Sonra da devreye aralık ve Noel tatili-sene sonu toparlaması girer. Konular 2022 başına yığılır. Tabii, eğer Türkiye’deki gelişmeler AB için de “midenin kaldırmayacağı” noktaya gelmezse...

BORRELL’İN İKİ KULVARLI RAPORU

AB’nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Komisyoneri Josep Borrell’in 20 Mart’ta tedavüle giren ve AB Liderler Toplantısı’na çerçeve olarak alınan Türkiye raporu, “pozitif” ve “negatif” gündem gibi iki kulvarlı bir kurguya sahipti. Ancak, her ne kadar kulvarlarla ayırsanız da havuz aynı havuz. Bir taraftaki toksik etkinin öbür tarafı etkilememesi imkânsız.

Öncelikle bu rapor, Türkiye’deki son hızlı gelişmeler nedeniyle daha paylaşılırken eskidi. Dahası, raporda Borrell, “pozitif gündeme” sadece Türkiye-AB Göç Mutabakatı'nın yenilenmesini koyabilmişti. Bu mutabakat şu veya bu şekilde yenilenmek zorunda, çünkü AB’nin 2021 ertesinde Türkiye’deki Suriyelilere destek olmak için ayırdığı bir bütçe yok. “Pozitif” gündem çerçevesinde, Türkiye’nin ek bir kazanımı, AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesine sarı ile yeşil ışık arasında bir yarım yamalak bir geçiş kapısı aralanması. 1995 tarihli bu anlaşmanın çoktan güncellenmesi gerekiyordu. Bu açıdan, zaten olması gerekenin olabilme ihtimalinin belirmesi de bir kazanım mı, -tartışılır.