ABD’de kadınlar kimi seçti?

  • 17.11.2022 05:59

ABD ara seçimlerinde, Cumhuriyetçiler’in Demokratlar’ı köşeye sıkıştırıp “kırmızı dalga” yaratmasını engelleyenler, kadınlar ve gençler oldu. “Z Kuşağı”nın, ABD’nin ara seçimlerindeki yönelimlerini ayrıca 17 yaşında bir yazar; Hazar Gökçen paylaşacağından, ben bu yazıda sadece kadınlara odaklanacağım.
 
Ara seçimlerin kesin sonuçlarını ancak, Nevada’daki sayımın tamamlanması ve Georgia’da Aralık başında seçimlerin tekrarlanması sonrasında öğrenebileceğiz. Şimdilik elimizde, çıkış anketlerinin sonuçları var. CNN’in çıkış anketine göre, oy hakkını kullanan seçmenlerin % 52’sini kadınlar ve % 48’ini erkekler oluşturuyordu. Yine aynı ankete göre, kadınların % 53’ü de tercihini Demokratlar’dan yana kullandı.
 
Kadınların tercihlerini Demokrat Parti’den yana kullanmasının başlıca sebebi ise, kürtaj yasakları tartışması gibi gözüküyor. Bilindiği üzere, 24 Haziran 2022’de ABD Anayasa Mahkemesi, 1973’te “Roe v. Wade” olarak bilinen dava sonucunda kürtajın isteyen eyaletlerde yasaklanmasının önünü açan bir karar almıştı.
 
Geriye gidersek; Norma McCorvey, 1969’da üçüncü kez istemediği bir hamilelik yaşayınca, kürtaj olmak istedi. Ancak, yaşadığı eyalet Teksas’ta, anne adayının hayati tehlike yaşaması dışındaki durumlarda kürtaja izin verilmiyordu. McCorvey, kadın hakları savunucusu avukatların desteğiyle, “Jane Roe” takma adıyla, yerel mahkemede bir dava açtı. Dava, sonunda Anayasa Mahkemesi’ne kadar gitti. Ve, ABD’nin en üst yargı organı da, kürtajın yasal bir hak olduğuna hükmedince, ülkede tarihi bir dönüm noktası yaşanmış oldu. Fakat, Anayasa Mahkemesi’ne kadar giden, kürtaj konulu davaların da ardı arkası kesilmedi.
 
2018’de, Mississippi’de, “Gebelik Dönemi Kanunu” olarak anılan bir düzenleme yasalaştı ve 15 haftadan sonraki hamileliklerde kürtaj yasaklandı. Bunun üzerine, Mississippi’nin kürtaj yapılan tek kliniği Jackson Kadın Sağlığı Kurumu, farklı taraflarla davalık oldu. Sonunda, sağlık alanında yöneticilik yapan Thomas E. Dobbs’un adına açılan bir dava, Anayasa Mahkemesi’ne kadar gitti. “Dobbs v Jackson Women’s Health Organization” olarak anılan bu dava da, 24 Haziran’da karara bağlandı. ABD’nin Anayasa Mahkemesi yargıçları, 6’ya 3 çoğunlukla, kürtajın bir hak olup olmadığı konusundaki kararın, “halkın seçilmiş temsilcilerine” bırakılması gerektiğini savundu.
 
Yarım asırlık bir içtihat oluşturan ve artık ABD kamuoyu arasındaki tartışma konularından biri olması ötesinde, “yakıcı bir mesele olmaktan” çıktığı düşünülen kürtaj konusu, birden gündemin ana maddelerinden birine dönüştü. Karar çıktığı zaman, ABD Başkanı Joe Biden, kürtaj yasağının önünün açılmasının, ülke genelinde kadınların “isyanına” neden olacak bir konu olduğunu iddia etmişti. Açıkçası haklı da çıktı; seçimler sonrası, “Ben demiştim” diyen Biden, gerçekten de haklı çıktı.
 
Seçimler öncesi görev onay onayı yüzde 40’ları zor bulan Biden’ın öngörüsünün doğru çıkacağı pek de beklenmiyordu. Medya genelinde yorumcular, Demokratlar’ın kampanyalarında, anketlere göre kamuoyunun başlıca mesele ettiği ekonomi; özellikle hayat pahalılığı ve enflasyon konularına değil de, kürtaj gibi “hak ve özgürlükler” alanında bir meseleye odaklanmasının, Cumhuriyetçiler’i güçlendireceğini öne sürüyordu.
 
Ara seçimlerde aday olacakların belirlendiği ön seçimlerde, “kürtaj” o kadar üzerine kutuplaşılan bir tartışma oldu ki; bazı Cumhuriyetçiler, kadının yaşamı tehlike altında olsa bile hamileliğinin sonlandırılmaması gerektiğini savunan söylemler benimsedi. Ne var ki, bir kez adaylar belirlendikten sonra; North Carolina’nın Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi adayı Cristian Castelli ve Arizona’nın Cumhuriyetçi Senato adayı Blake Masters, kampanyalarından “kürtaj” konusunu sildi geçti. Dahası Cumhuriyetçi adaylardan, seçmenlerin özellikle hassas olduğu “yerele özgü sorunlara”; örneğin, artan suç oranı ve/veya yasadışı göçmenlerin istenmemesi gibi şikayetlere vurgu yapanlar da azımsanamayacak orandaydı. Bu tablo karşısında, Demokratlar’ın kürtaj konusu başta olmak üzere, “hak ve özgürlük” eksenli konulara odaklanması sorgulanıyordu: özellikle de, anket sonuçlarının, Cumhuriyetçiler’in hem Senato hem de Temsilciler Meclisi’ni kazanmasının yüksek ihtimal olduğunu gösterdiği bir ortamda…
 
Ne var ki, seçim sonuçlarına yönelik okumalarda, hep geriye bakınca, önceden fark edilmemiş detaylar birden dikkat çekici hale geliyor.
 
Bir kere, Demokratlar’ın kürtaj konusuna olan odağı, Cumhuriyetçiler’in “ne kadar radikalleştiğine” dair algıyı güçlendirdi.
 
Dahası ve en önemlisi; çeşitli bölge ve eyaletlerde, seçimlerle eş zamanlı, “kürtaj yasağı mı, özgürlüğü mü” konulu referandumda da gerçekleştirildi.
 
Gerçekleştirilen beş referandumun, beşinde de “kürtaj hakkına” destek çıktı. Kentucky’de, “Eyalet Anayasası’nda, kürtaj hakkına yasak getirilmesi” önerisi % 52,4 oyla reddedildi. Montana’da, “Herhangi bir dönemindeki/yaştaki fetüsün, ‘tüzel kişilik’ sayılması” önerisine, % 53,6 oyla “Hayır” dendi.
 
California’da, “Eyalet Anayasası’nda değişiklik yapılarak, ‘üreme hakkının’ korunması”, % 65,1 oyla kabul edildi. Vermont’da, “Eyalet Anayasası’nda, ‘üreme özerkliği’nin bir hak olarak tanınmasına” % 76,7 destek çıktı.
 
Ve Michigan’da da % 56,7’lik çoğunluk, “üreme hakkının” tanınması için Eyalet Anayasası’nda değişiklik yapılmasını onayladı.
 
Kadınların, kürtaj konusunu “kişisel ve mahrem bir meseleye” siyasetin karışması gibi algılaması; “normal şartlarda” oy vermeyecek veya Demokratlar’ı desteklemeyecek seçmenleri “provoke etti”. Oy vermeyeceğe de oy verdirtti; Demokratlar’ı desteklemeyeceğe de, destekletti. Ve tabii; kadın ve cinsel kimlik konusunda çalışan aktivistlerin, cinsel kimlik meseleleri üzerinden aktive olan tüm kimliklerden seçmenlerin de hakkını yememek lazım.
 
Demokratlar “kazandıysa”; biraz da “kadının hakları, insan hakları” algısı üzerinden kazandılar.
 
-----
Kapak Görseli: Roberto Schmidt (AFP)

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.