• 21.12.2015 00:00

 Artık yazacak sözcük bulmakta zorlanıyorum. Son aylarda yaşananlar hiçbir mantığa, vicdana, ideolojiye sığmayan işler.

Yaklaşık iki buçuk yıl süren ateşkes ve çözüm süreci barış umudunu yeşertmeye başlamıştı ki yeniden 1990’ların kabus dolu günlerine döndük. Hatta kimi uygulamalar 1990’ları bile aratır düzeyde.

2015 yılı Şubat ayında Dolmabahçe mutabakatı ile açıklanan on madde hem Kürt sorununun çözümü, hem de Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından önemliydi. Ancak bir süre sonra Erdoğan yaptığı bir açıklama ile mutabakatı inkar etti, çözüm masası devrildi. 7 Haziran Seçimlerinde AKP önemli bir yenilgi alıp, HDP de büyük bir çıkış yapınca Türkiye yeniden savaş bataklığına gömüldü.

Kuşkusuz ki barış sürecinin sona ererek yeniden savaşa dönülmesi tek bir gerekçe ile açıklanamaz. Kürt tarafında da savaş isteyen, ulus devlet savunusu yapanlar mutlaka vardır ve yaşananlarda onlar da etkili olmuştur. Ancak sürecin savaşa evrilmesinin temel nedeni AKP’nin iç ve dış politika tercihleridir.

AKP’nin Suriye sınırında PYD’yi, Kürtleri komşu olarak istemediği bilinen bir gerçek. Rojova’da oluşturulan özerk ve demokratik kanton yönetiminin gelişmesi ve bölgeye örnek oluşturması AKP’yi tedirgin ediyor.

Öte yandan 7 Haziran Seçimlerinde HDP’nin büyük başarı kazanması ve Türkiye partisi olma yolunda ilerlemesi AKP’de korkuya yol açtı. Barış ortamında HDP’nin güçlenmesinin süreceği ve bir sonraki seçimde iktidara bile aday olabileceği endişesi ile düğmeye basıldı.

HDP bir barış partisi idi ve savaş ortamında işinin zorlaşacağı biliniyordu. Silahların konuştuğu yerde sözün değeri azalır ve milliyetçi söylemler öne çıkar. Nitekim 1 Kasım Seçimlerinde HDP bir milyona yakın oy kaybetti. AKP’nin planı tuttu ve yeniden tek başına iktidar oldu. Ama yetmedi, sırada Erdoğan’ın başkan olması var.

Öyle görünüyor ki AKP bu savaşı başkanlık referandumuna kadar sürdürecek. Savaş ortamında kutuplaşma keskinleştiği için MHP’lilerin de desteğini alarak rahatlıkla başkan olacak. Savaşı durdurup yeniden çözüm masasına dönerse, MHP tabanından oy alması zor. CHP ve HDP’den zaten oy alma şansı yok. Bu durumda başkanlık için tek yol savaş!

Aylardır çok acı olaylar yaşıyoruz. Kentler, ilçeler, mahalleler abluka altında. Günler, haftalar süren sokağa çıkma yasakları ile insanlar perişan. Üç aylık bebekten, 75 yaşında ihtiyara kadar onlarca sivil yaşamını yitirdi. Son günlerde polise ek olarak asker de savaşa girdi, tanklar sokaklarda dolaşmakla kalmıyor, evleri, okulları top ateşine tutuyor. Suriye, Filistin görüntüleri artık ülkemizde.

İktidar yapılan yıkımları, katliamları meşru göstermek için “ama onlar da hendek kazdı” söylemini kullanıyor. Bu söylem pek çok kişinin kafasının karışmasına, hatta iktidara hak vermesine yol açabiliyor. Aslında hendekler, barikatlar savaşın nedeni değil, sonucu.

Süreç sonlandırılıp savaş kararı alınınca, o bölgedeki gençler kendilerini savunmak için hendek açıp, barikatlar kurmuşlar. Bunu da eleştirebiliriz, ama öncelikle savaş kararını alanları eleştirmek gerekmiyor mu?

Daha önce çok söylendi ama bir kez daha yazayım, PKK bir sonuçtur, Kürt sorununun çözülmemesinin sonucu. Dolayısıyla Kürt sorunu çözülmeden PKK bitmez. Otuz beş yılda kırk bine yakın PKK’li öldürülmüş ama bitmemiş, çünkü ölenlerin yerine yenileri gelmiş.

Bu sorun, vatandaşlık tanımı, ana dilde eğitim ve özyönetim hakkı gibi demokratik hakların teslim edilmesiyle çözülür. Bu hakların hiç birisi de bu kadar insanın ölmesini gerektirecek, ülkeyi bölecek konular falan değil. Ayrıca hak!

Bu kirli savaşın hiçbir mantıklı gerekçesi olamaz. Eninde sonunda yeniden müzakere masasına dönülecektir, başka çaresi yoktur.

O halde şimdi bu insanlar neden ölüyor? Bu soruyu yüksek sesle sormak ve hep birlikte “Barış, hemen şimdi” diye bağırmak zamanıdır.

Ya hendekleri aşıp barışı, eşitliği kuracağız ya da “ama hendek” diye diye o hendeklerde birlikte boğulacağız.

@aserdaresen