• 11.10.2015 00:00

 Bugüne kadar Türkiye’de sosyalist siyasetin en önemli seçim başarısı olarak tarihe geçen bu olayın ardından elli yıl geçti. TİP’in bu başarısından yarım asır sonra, 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan genel seçimlerde ise Halkların Demokratik Partisi(HDP) %13,1 oy oranı ile mecliste seksen sandalye kazandı. 1 Kasım tarihinde yapılacak olan tekrar seçimde de HDP’nin benzer bir başarı kazanması beklenmekte.

Kuşkusuz ki TİP ve HDP birbirlerinden çok farklı iki parti. Ancak gerek yüklendikleri misyonlar, gerekse de devlet ve milliyetçi kesimlerden gördükleri tepkiler açısından ortak yönleri de çok.

TİP 1961 yılında bir grup işçi ve sendikacı tarafından kurulmuş, 1962 yılında bazı aydınlar ile birlikte partiye katılan M. Ali Aybar’ın genel başkan olmasının ardından hızlı bir gelişme göstererek, “ulusal bakiye” seçim sisteminin de yardımı ile 1965 yılında meclise on beş milletvekili sokmayı başarmıştı. Kendisini “İşçi sınıfı” partisi olarak niteleyen TİP tüzüğünün 2. maddesinde partinin karakteri “TİP, Türk işçi sınıfının ve onun demokratik öncülüğü etrafında toplanan bütün emekçi sınıf ve tabakaların kanun yolundan iktidara yürüyen siyasi teşkilatıdır” biçiminde tanımlanmaktadır.

Sosyalizme demokratik geçişi savunan TİP’in ekseni demokrasi mücadelesi idi. 1960 yılına kadar yasak ve baskılarla sindirilen sol, 1961 Anayasasının getirdiği kısmi özgürlükleri kullanarak siyasi yaşama katılmıştı. Ancak sağ ve merkez siyaset sol, halktan yana bir partinin meclisteki varlığını kabullenmek istemedi. Mitingleri, salon toplantıları, parti binaları resmi ve sivil faşistler tarafından basıldı. Mecliste TİP milletvekilleri dövüldü. Bugün HDP’ye yapılanlar o dönemde TİP’i hedef almıştı. Bugün nasıl HDP “Kandil”den emir almakla suçlanıyorsa, o dönemde de TİP’in Moskova’dan talimat aldığı söyleniyordu.

HDP ise kendisini tüm ezilenlerin, sömürülenlerin, dışlanan ve yok sayılan bütün halkların ve inanç topluluklarının, kadınların, işçilerin, emekçilerin, köylülerin, gençlerin, işsizlerin, emeklilerin, engellilerin, LGBTİ bireylerin, yaşam alanları tahrip edilenlerin her türden baskı, sömürü ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak ve insan onuruna yaraşır bir yaşam kurmak üzere bir araya geldiği, demokratik halk iktidarını hedefleyen bir siyasi parti olarak tanımlamaktadır.

HDP ne bir Kürt partisi ne de Sosyalist bir partidir. Sosyalistleri de içeren ve Kürtlerin ağırlıklı olarak yer aldığı HDP “radikal demokrasi”yi savunmaktadır. HDP, 7 Haziran seçimleri öncesinde uğradığı yoğun saldırılara karşın farklı toplum kesimlerini temsil eden 80 vekili meclise sokarak AKP iktidarını engellemiştir. Bu seçimde HDP’ye yönelik saldırılar artarken, sivil faşistlerce binaları yakılan HDP’ye resmi saldırılar da yoğunlaşmış, seçim çalışması yürüten üye ve yöneticileri tutuklanmaya başlamıştır.

TİP ve HDP “Kürt sorunu”na bakış konusunda ortaklaşmaktadırlar. HDP Kürt sorununun demokratik ve eşitlikçi çözümünü en temel görevlerden biri olarak gören, bu sorunun çözümünü ülkenin demokratikleşmesi ile birlikte düşünen bir parti. Bu nedenle Kürt siyaseti ile Türkiye’nin diğer mağdur kesimleri ve sosyalistlerini ortaklaştırıp, birlikte mücadeleyi temel almıştır. TİP ise Cumhuriyet döneminde bu sorunu gündeme getiren ilk parti olup, bu tutumu nedeniyle kapatılmıştır.

TİP işçi sınıfını temel alan bir parti olmanın yanında, partinin karakteri tanımlanırken her türlü ayrımcı yaklaşımın reddedildiği de belirtilmiştir. Bu durum , Kürt grupları parti saflarına çekmekte etkili olmuştur. TİP içinde “aydınlar”, “sendikacılar” gibi farklı grupların yanında “doğulular” olarak adlandırılan Kürt sosyalistleri de yer alıyordu. Tarık Ziya Ekinci, Kemal Burkay, Mehdi Zana bu isimler arasındaydı. TİP seçim mitinglerinde Doğu sorunundan söz etmiş, kalkınma problemi dile getirilmiş, 1967 yılında yapılan “Doğu mitingleri”ne öncülük edilmişti. 31 Ekim 1970 tarihinde yapılan TİP 4. Büyük Kongresinde “Türkiye’nin doğusunda Kürt halkının yaşadığı” ve “Kürt sorunu” ifadeleri dile getirildi. İlk kez bir siyasi partinin kullandığı “Kürt” sözcüğü, daha sonra partinin kapatılma gerekçesi olarak gösterildi.

Bugünden elli yıl öncesine bakıldığında TİP’ten HDP’ye, “Doğulular”dan Kürtler’e, bölgesel kalkınmadan demokratik özerkliğe nasıl bir dönüşüm yaşandığını görebiliyoruz. Kürtler, sosyalistler ve diğer demokrat güçler elli yıl önce olduğu gibi bugün de birlikte daha demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir Türkiye mücadelesini sürdürüyorlar.