• 23.09.2015 00:00

 7 Haziran Seçimleri sonrasında Erdoğan tarafından çözüm masasının devrilerek PKK’ye yönelik operasyonların ardından, PKK’nin de buna aynı dille cevap vermesi sonucunda otuz beş yıldır süren ve 2013 yılı başında ara verilen “kirli savaş” yeniden başladı. 

20 Temmuz'da Suruç’ta patlayan bomba ve sonrasında çıkan çatışma ve saldırılarda, her kesimden iki yüz dolayında yurttaşımızı yitirdik.

Çatışmaların başlamasının ardından HDP başta olmak üzere demokrasi güçleri silahların susması, çözüm sürecinin yeniden işletilmesi için “Barış, hemen şimdi” sloganı ile çeşitli etkinlikler, kampanyalar başlattılar. Talep hem PKK’nin hem de devletin silah kullanmayı sonlandırması ve sorunun çözümü için masaya oturulması idi. Ne yazık ki bugüne kadar bu talebe olumlu bir yanıt alınamadı.

Toplumdaki genel kanı, çözüm sürecinin sona erdirilerek savaşın ve ölümlerin yeniden başlamasının baş sorumlusunun AKP iktidarı ve Erdoğan olduğu şeklinde. Bugün yayınlanan bir araştırma bulguları da bunu doğruluyor. Araştırmaya göre halk bugün yaşanan kaosun sorumlusunu yüzde 41 oranında Erdoğan ve yüzde 35 oranında da AKP olarak tanımlıyor.

Son günlerde toplumdaki bu algıyı değiştirmek, yaşananların tüm sorumluluğunu PKK ve HDP’ye yüklemek, böylece de HDP’yi baraj altına iterek AKP’nin tek başına iktidarı sağlaması ve Erdoğan için de başkanlık yolunun açılması çabaları yoğunluk kazandı. Bu amaca yönelik olarak geçtiğimiz hafta Ankara’da bazı kurumlar (adı sivil ama gerçekte yarı resmi kuruluşlar) “Teröre hayır, kardeşliğe evet” mitingi düzenlediler. Yaşanan olaylarda iktidarın, devletin rolü yok sayılarak sadece PKK’yi hedef alan, Türk bayraklarının öne çıktığı miting beklenen ilgiyi görmedi.

Pazar günü de aynı kapsamda bir başka miting İstanbul’da yapıldı. Bu kez miting “STK’ler” yaftası ardına gizlenmeden doğrudan iktidar tarafından düzenlendi. Başbakan Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile TBMM Başkanının konuşma yaptığı miting yine Türk bayraklarının öne çıktığı, PKK karşıtı sloganlar yanında HDP’ye yönelik ağır itham ve hakaretlerin yapıldığı bir içerikteydi. Devlet imkanları, bayrak ve şehitler kullanılarak muhalefet, özellikle de HDP hedef haline getirildi, bir bakıma seçim kampanyası başlatılmış oldu.

Bu mitingte dikkat çeken ifadelerden biri Erdoğan’’ın “Meclise 550 tane yerli ve milli milletvekili gönderin” talimatı idi. “Yerli ve milli” ifadesinin ne anlama geldiğini bilmiyorum ama, bu sözler ile Erdoğan’ın yine HDP’yi hedefine aldığı açıkça belli. Bu ifade ile de Kürtler, Ermeniler, Aleviler, Süryaniler gibi farklılıkları içinde barındıran HDP’nin Meclis dışı bırakılması, böylece AKP’nin tek başına iktidarı talep edilmekte.

2007 yılında kendilerini “laik” olarak tanımlayan bazı kesimler ellerinde Türk bayrakları ile “Cumhuriyet mitingleri” düzenlediğinde AKP bunu halkı bölmek, kutuplaştırmak ile suçlamıştı. 2013 yılında da MHP tarafından yine AKP’ye karşı “Bayrak mitingleri” düzenlendiğinde AKP tarafından yine aynı biçimde eleştirildi. Bugün AKP daha önce eleştirdiği şeyleri kendisi yapmakta, Türkiye halklarını çeşitli sıfatlarla ayrıştırmakta, bölmektedir.

Kendi iktidarı için diğer kimlik, inanç gruplarını ötekileştirmek, ayrımcılık yapmak ne kendilerine ne de ülkeye yarar sağlamaz. Bu anlayış farklılıkların ayrılması sonucunu doğurur. Bu ülkede farklı inançtan, kimlikten, cinsiyet ve cinsel yönelimden kesimlerin bir arada, eşit yurttaş olarak, barış içinde yaşaması “tek”çi politikalarla değil, HDP’nin öncülük ettiği “çoğulculuk” anlayışı ile sağlanabilir.

Seçilecek milletvekillerinde “yerli ve milli” olmak kıstası söz konusu olamaz. T.C. yurttaşı olan ve seçme, seçilme hakkına sahip herkes milletvekili olabilir. Yeter ki hırsız, namussuz, yalancı ve ayrımcı olmasın!

@aserdaresen