Enfal’den Roboski’ye Şengal’den Kobanê’ye Kürtlerin devletsizliği

  • 26.06.2015 00:00

 Ev qulzumê Rom û behrê                               Tacik Kızıldenizi andıran şu Rom ve Acemler

Gava ku dikin xurûc û tehrîk                          Ne zaman ortaya çıkıp hareket etseler

 

Kurmanc dibin bi xwûnê mulettex                  Kürtler her seferinde kana bulanıyorlar

Wan jêk ve dikin mîsalê berzex                       Berzah misali birbirlerinden ayırıyorlar

                                                                                                                     (Ehmedê XANÎ)

Fransız yazar Jean PRADİER’in “Kürtler: Sessiz İhtilal” adlı değerli eserinin önsözünde Arman GATTİ şu cümlelere yer verir: “Günümüzde Türk otoriterleri Kürtlere sadece köle olma yani kendilerine kölelik etme hakkını tanırlarken, Iraklı otoriterler ise onlardan Kürt kardeşlerimiz diye bahsetmektedirler. Fakat sonuç hep aynıdır: Katliam… Bu katliamları protesto eden var mıdır? Bütün milli, milletlerarası, politik ya da dini teşkilatlar arasında yok mudur insan haysiyetinin çanını çalarak bu katliamları protesto edecek ve dur diyecek biri? Sadece bir tanesi sesini yükseltti: Hayvanları Koruma Birliği. Evet, sadece bu teşkilat, Irak uçaklarının Kürdistan’a savurduğu napalm bombalarından can veren koyun sürülerinden dolayı, Irak Araplarına lanet okudu. Tek bir hayvanın kınandığı dünyamızda, maalesef bir Kürt bu hakka sahip bulunmamaktadır.”

Biraz vicdan ve haysiyet sahibi olanların bu satırları okuduğunda boğazının düğümlenmemesi mümkün değildir herhalde. Yüzyılın başından beri Kürt halkına uygulanan soykırım ve katliamlar, onların en temel ulusal demokratik haklarını dillendirdikleri her dönemde şiddetle, baskıyla yüzleşmeleri; Kürt halkının dünyadaki diğer tüm halklar gibi eşit olmadığı anlamına gelmiyor.  Kürtlerin, Kürdistan’ın parçalanması, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere emperyal devletler tarafından paylaşılması;  bu devletlerin çıkarlarına göre bölgedeki Türk, Arap ve Fars yönetimlerinin işbirliği ve Kürt halkının birlikten yoksun olması, coğrafyalarının hep savaş alanı olması onları tarihte sömürge bir halk haline getirmiştir. Bölgede Kürt halkı üzerindeki egemen güçler ise birbirlerine karşı ne kadar düşman olursa olsunlar “Kürt tehlikesi(!)” karşısında anlaşmalar yapmaktan, ittifaklar kurmaktan geri durmamışlardır. Örneğin:

“ Birbirlerine komşu olan bu devletlerden her biri, kendi siyasi sınırları içerisinde ya da hudutlarında vaki olabilecek ve merkezi otoriteye doğru yönelmiş her türlü harekete ya da silahlı eşkıya gruplarına karşı, emniyeti ve güvenliği sağlamak amacıyla, sınırda ya da o memleketin herhangi bir bölümünde otoriteyi yeniden kurmak için birlikte ve beraberce harekete geçeceklerdir.” (1937 Saadabad Paktı 7. Madde)

Söz konusu maddeyle anlaşmanın asıl amacı ortaya çıkıyor.  Kürt halkının ulusal ve demokratik haklarını vermemek.  1937’de imzalanan bu anlaşmayla üç devletin (Türkiye, İran, Irak) hakimiyetleri altında yaşayan Kürt halkına karşı ittifak kurdukları apaçık anlaşılıyor. Nitekim adı geçen anlaşma için Lucien Rambout şunları söyler:“Ancak ve ancak Kürtlerin mevcudiyetinin yarattığı korkudur ki; bu üç devleti bir araya sık sık getiriyor ve böylesine bir maddeyi kaleme aldırtabiliyor…” (Les Kurdes et Le Droit/ Kürtler ve Haklar)  Yüzyılın başından günümüze, bölgedeki iktidar güçlerinin Batılı devletlerin de çıkar ilişkileri çerçevesinde Kürt halkına karşı dönem dönem oluşturulan bu ittifaklar arasında Kürt halkı için en yakıcı olan ise yakın tarihte Mahabad Kürt Cumhuriyeti üzerinden oluşturulan ittifaktır.

22 Ocak 1946 tarihinde Mahabad’ın Çarçıra Meydanı’nda Qazi Muhammed, Bağımsız Kürdistan Devletini resmen kurduğunu meydandaki kalabalığa ilan etmiştir. Fakat Ortadoğu petrolleri üzerinde hesabı olan ABD ve İngiltere, komünizm tehlikesine karşı bölgede sağlam bir cephe kurmak amacıyla bölgedeki “Kürt tehlikesi(!)” üzerinden üç ahbap çavuşu (Türkiye, Irak, İran) yine diplomatik yollarla bir araya getirmiş ve bölgede hakim bu üç devleti siyasi, askeri ve ekonomik vaatler üzerinden Kürtlere karşı birleştirmiştir. Kısa süre sonra yanı 1947 baharında Mahabad Kürt Cumhuriyetinin kurulduğu Çarçıra Meydanı’ında Qazi Muhammed ve arkadaşları idam edildiler. Böylece Kürt halkının ulusal demokratik hakları Batılı güçler ve bölge güçleri tarafından bir kez daha yok sayıldı.

Lozan’da ne olmuştu?

Lozan’da müttefik delegelerle Ankara’dan gönderilen ırkçı Turancı temsilciler görüşmelere başlamadan önce esasen bütün taşlar oynanmış, oyun sonlandırılmıştı. “…Irak Petrol şirketlerinin İngiltere dışında kalan hisselerinin tamamı yani İngiltere’nin sahip bulunduğu %50’nin dışındaki %50 hisse ABD ve Fransa arasında paylaşılacak. Türkiye İse Sevr’in tatbik edilmemesi ve Kürdistan’ın büyük parçasının kendisine bırakılması karşılığında, Musul ve petrolleri üzerindeki isteklerinden vazgeçecekti…” (J. Blau, Le Probleme Kürde)

Her ne kadar M. Hüseyin Avni Bey gibi Meclis’teki kimi Kürt milletvekilleri “ Bu memleket Kürtlerin ve Türklerin müşterek malıdır. Bu kürsüden iki milletin söz söyleme konusunda eşit hakları vardır: Türk milleti ve Kürt milleti”  dese de Kürt halkının aldatıldıklarını anlamaları çok da uzun sürmemiştir. Lozan’dan hemen sonra pek çok Kürt siyasetçi ve aydınının bizzat Ankara hükümetinin yetkilileri tarafından verilen emirlerle tutuklanmaları ve infaz edilmeleri Kürt halkının yıllar süren trajedisinin başlangıcı olmuştur.  Keza dönemin Adalet Bakanı M.Esat Bozkurt: “Gerçekleri saklamanın gereği yoktur. Türkler bu ülkenin yegane sahipleri ve yegane efendileridir. Türk orijininden gelmeyenlerin bu memlekette sadece bir tek hakları vardır: Asil Türk milletine kusursuz olarak hizmetkarlık ve kölelik etmek…” (31 Ağustos 1930 Milliyet gazetesi) diyecek ve Türk rejiminin Kürt halkına yönelik katı şoven tutumunu bu cümlelerle ifade edecekti.

Türk sosyalistlerinin Kürdistan’a dair genel tutumları…

Düşünce namusuna sahip Türkiye sosyalistlerinin ve aydınlarının bilmesi gereken en önemli nokta şudur: Filistin’in ulusal özgürlük mücadelesine emperyalizmle ilişkisine rağmen destek verdiyseniz; hatta kanınızı bu uğurda akıttıysanız “kardeş” diye nitelediğiniz ve on yıllardır ulusal demokratik haklarından mahrum bırakılan Güneyli Kürt halkının bağımsız Kürdistan Devleti kurma çabalarını da desteklemelisiniz.

Bu konuda önümüzde açık tezleri ve tutumları söz konusu olan Lenin ve yoldaşlarının görüşlerini bir kez daha hatırlamakta yarar var:“Ezen bir imtiyazlı milletin bulunduğu ülkelerde işçilerin enternasyonalist eğitiminin ağırlık merkezini zorunlu olarak ezilen milletlerin ayrılma ve bağımsız birer devlet olarak mevcut olma hürriyetinin propagandası ve bu ezilen milletlerin savunulması teşkil etmelidir. Bu propagandayı yapmayan, ezen millete mensup sosyalistleri, emperyalistler ve şarlatan diye nitelendirmek hakkımızdır, ödevimizdir. Bu istek mutlak bir istektir, hatta sosyalizm kurulmadan önce böyle bir isteğin gerçekleşmesi ihtimali binde bir olsa bile.” (J.Stalin, Marksizm ve Milli Mesele, Sol yay.)

Finlandiya, Polonya, Ukrayna başta olmak üzere ayrılmak isteyen halklara ilişkin alınan tutum ise söz konusu teorik tezlerin uygulandığının kanıtıdır. Ayrıca SSCB’de 150 bin Kürt’ün yaşadığı bilinmektedir. Bu dönemde 600 adet orijinal Kürtçe eser yayımlanmış, beş adet de sözlük hazırlanmıştır. Yine bu dönemde pek çok Kürt klasik eser Rusçaya çevrilmiştir. Oysa milyonlarca Kürt’ün yaşadığı Türkiye’de bu tarihlerde tek bir Kürtçe eser basılmamıştır.  

Kürtler için “devlet” kötü müdür?

Türkiye’de 2013 Ağustos’undan itibaren MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve heyeti ile Abdullah Öcalan arasında  “çözüm süreci” diye adlandırılan bir süreç yürütülüyor. Bu görüşmeler devam ederken İmralı’ya ve Kandil’e heyetler gidip geliyor ve önemlisi bu heyetlerin açıklamalarıyla devlet yetkililerinin çelişen açıklamaları sıkça yansıyor basına. Türk devlet yetkililerinin, anadilde eğitim olmayacak”, ”Hükümetin gündeminde böyle birsorun yoktur”; hatta devletin inkar politikasının tezahürü olan “Kürt meselesi diye birmeselemiz yoktur”lara varan açıklamaların ardı arkası kesilmiyor... Bu açıklamalar, “çözüm süreci” görüşmelerinin Kürt halkı açısından hiç de yolunda gitmediğinin kanıtıdır.  Çünkü devlet adına görüşmeleri yürüten hükümet için önemli olan, “gerillaların sınır dışına çıkması, savaşın bitmesi, silahların susması” iken Kürt halkı açısından esas olan ise ulus olmaktan gelen haklarının konuşulması dahası bu hakların iade edilmesidir.

Şunun altını çizmemiz gerekiyor; Kürt/Kürdistan sorununun, birbirinden kopartılamaz birliği bilinciyle hareket edilmesi her şeyden önemlidir. Ayrıca Türklerin, Farsların, Arapların devletine karşı çıkmayacaksın, 22 Arap devletine 23.’sü olarak Filistin halkının devletleşmesini savunacaksın (ki savunulmalı) fakat başına ne geldiyse devletsizlikten gelen Kürtlere yani kendin için ise “devlet kötüdür, biz devlet istemiyoruz” demek ne kadar doğrudur?

Unutulmasın ki Kürd/Kürdistan sorunu her şeyden önce kendini doğru tanımlama ve bu tanım doğrultusunda gösterilecek duruş sorunudur. Sosyal, siyasal bir harekette, kitleleri peşinden sürüklemek, dinamize etmek elbette önemlidir; ama o siyasal ve toplumsal hareketin sağlıklı bir duruşu yoksa büyük kitlelerin dinamik olması hiçbir şey ifade etmez.

Barzani’nin önce Batı’da daha sonra Arap ülkelerinde Bağımsız Kürdistan Devleti için görüşmeler yapması sırasında KCK yetkililerinin; “ulus devleti istemiyoruz”, “Güney Kürdistan’da merkezi diktatörlük yaşayamaz. Bu bölgeyi demokrasi birleştirir ve yaşatır…” türünden açıklamaları Kürt/Kürdistan meselesine katkı koyan açıklamalar değil. Kürdistan’ın dört parçasında meselenin çözümüne ilişkin otonomi, konfederasyon, federasyon, özerklik, bağımsızlık… gibi önermeler tartışılıp savunulabilir; ancak bu görüş farklılıkları bugünlerde uluslararası alanda bağımsızlığa destek arayan Barzani ve Güney Kürdistan iktidarına destek vermeye engel olmamalı. Kürt siyaseti farklılıklarını birbirine karşı kullanmamalı, hele hele  birbirine düşmanca yaklaşması asla söz konusu olmamalıdır. Kürtler, kendi kendileriyle barışamazlarsa E. Xanî’nin dediği gibi tarihleri boyunca “hem sefil hem de sahipsiz kalırlar!”

Sonuç olarak:

1 – Kürtler tarihte ne çektilerse devletsizlikten çektiler. Özellikle yaşadıkları soykırımların temelinde ve Kerkük’ten Kobanê’ye yaşadıkları büyük acıların temelinde belirleyici yönüyle devletsizlik yatar.

2 – Yine tarihte Kürtler ne çektilerse ittifak olamamaktan çektiler, bugünde çekmektedirler. Kerkük, Şengal ve Kobanê’de sağlanan sınırlı ittifak bile düşmana karşı büyük ilerleme sağladığı gibi halkımıza da moral vermiştir.

Bize ağır bedeller ödeten bu iki gerçeğin bilinciyle bugün Güney Kürdistan’ın bağımsızlığını destekleyelim ve ulusal demokratik Kongreyi yaratalım diye öneriyoruz.   

Yazıyı çağdaş Kürt edebiyatının büyük şairi Cegerxwin’in yüzyıllardır ezilen kimsesiz halkına yaptığı şu seslenişle bitirelim:“ Milli sebepler bahis konusu olduğu zaman; aşiret, din, mezhep ve aile farkı gütmeden tüm Kürt ileri gelenlerinin ve milliyetçi militanlarının şahsi hırslarını ve çıkarlarını bir yana iterek birleşmeleri… Ve hangi yollardan olursa olsun, milli hak ve çıkarları temsil ya da savunma durumuna geçmiş bulunanları, kayıtsız şartsız desteklemeleri… Ve her halükarda fedakarlıkta bulunmaları… Sefaletten ve cehaletten kurtuluş için, Kürt kızlarına ve kadınlarına değer verilmesini ve özellikle kızların da erkekler gibi okutulmasını…” 06-06-2015

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.