• 24.11.2015 00:00

 Bu yazıyı yazmaya başladığımda, “Selahattin Demirtaş’a yapılan suikast girişimi” kısa bir haber olarak, sosyal medyada dolaşıyordu.

İlk okuduğumda, öfkeme teslim olur gibi hissettim kendimi, “bu kadar ileri gidemezler” zannettim, ardından sakinleştim. Yüz yıllık “devlet refleksi”, o devlet refleksine geri dönen iktidar, o iktidarın yeni müttefikleri, “daha düne kadar o iktidarın mezar kazıcıları”  ve onların sokağa salınışı geldi aklıma.

“At izi, it izine karıştıysa artık her şey olabilir”, dedim kendime.

Bu coğrafyanın milyonlarca insanının, bir iç savaş, bir darbe, bir kaos istemediğini, milyonlarca insanın kardeşçe bir arada yaşamak istediğini biliyorum.

Üstelik bu insanların hangi partinin seçmeni olduğunun da hiç önemi yok…

Sorun, “barışta, insan hak ve özgürlüklerinde, demokraside direnmekten geçiyor”, sorun, “bunları cesaretle savunmaktan geçiyor” diye düşündüm.

Duyarlı insanlar, EN TEMEL HAKLARINDAN, DEMOKRASİ VE BARIŞA DAİR UMUTLARINDAN ASLA VAZGEÇMEZLER.

Bu yüzden direnirler, bu yüzden cesaretleri kırılamaz…

Keşke erkenden anlasanız: Ne cesaretimizi, ne de demokratik direnme gücümüzü kırma şansınız var.