• 28.02.2022 09:45
  • (1)

Yazının başlığı şaşırtmasın, Ukrayna’da yaşanan trajedi –bana göre- bir Rusya işgalidir. Yine bana göre, müsebbibi ya da kışkırtıcısı ABD emperyalizmi ve NATO’dur. Seyircileri de AB devletleri.

Bu yazının amacı, uzun politik analizler yapmak değil. Her gün, her saat bu konuda onlarca, yüzlerce yazı – analiz yayınlanıyor.

1989’da Berlin Duvarının yıkılmasını 2 sene sonra SSCB’nin dağılması izledi. Aynı yılın (1991) Temmuz ayında da NATO’ya karşı kurulmuş olan VARŞOVA PAKTI kurucu ülkeler tarafından dağıtıldı.

Yani, bir zamanlar “komünizm tehlikesine karşı kurulmuş olan” NATO karşısında bir karşı cephe olan VARŞOVA PAKTI kalmadı. Artık çift kutuplu bir dünya olmadığına göre NATO’da kendini dağıtabilirdi. Hatta ve eğer niyeti savaşlar yerine bir barış dünyası oluşturmak olsaydı, dağıtmalıydı. Dahası dünya demokrasi güçleri o günden bugüne bunun ısrarlı talepçileri, takipçileri olmalıydı… O kadarını bıraktık bir kenara, neredeyse hiç kimse, “NATO neden halen varlığını devam ettiriyor, hatta gücünü genişletiyor” diye sormadı. Soranlarda marjinal kaldı.

Bu satırların yazarı olarak, “1991’de dağılan Sovyetler Birliği’nin bürokratik kapitalist bir devlet olduğunu, Sosyalizm ile alakasının olmadığını” düşünürüm. Hal böyle olunca, ortaya çıkan irili ufaklı onlarca ULUS DEVLET, yönetici dar bir kesimin ayrıcalıklı olduğu, halkın çoğunluğunun zaruret içinde yaşadığı, MİLLİYETÇİLİKLE MUZDARİP, yapılar olarak yaşadı, halen de öyle yaşıyorlar. (Ukrayna’dan önceki Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan örneklerini hatırlayın)

Yeni “ULUS DEVLETLERİN” kurulmasıyla adına milliyetçilik denen “ideolojik yanılsama” bu devletlerin kuruluş harcı durumuna geldi. Bu devletler de egemen ulus dışında kalan insanları düşmanlaştıran, milliyetçi canavarlara dönüştüler. Şimdiki Ukrayna, Azerbaycan, daha önceki Yugoslavya savaşları bunun en kanlı örnekleridir.

Sovyetler Birliğinde 70 yıl sonra ortaya çıkan bu durum, milliyetçi ulusalcı devlet kavramının insanlık için yarattığı tehlikeyi de göstermeliydi. Hem dünyada hem de bizim coğrafyamızda göstermedi. Hatta bizde ULUSALCILIK -PRİM YAPAN- BİR POLİTİK YATIRIM ARACINA DÖNÜŞTÜ.

Yanı başımızda, Suriye’deki savaşı seyredenler, savaştan kaçan milyonlarca insana düşman oldular. Savaşı kimin çıkardığını, savaşa karşı nasıl insani görevleri olduğunu sorgulamadan, ölümden kaçanları yargıladılar.

Tüm –inanç, dil, kültür, cinsiyet anlamında- farklılıkların sorunsuz bir arada yaşayabileceğinin canlı örneğini Rojava’da görebildik!

Tam bu günlerde olduğu için öneriyorum: Kendinizi Ukrayna’nın herhangi bir yerinde sakince yaşayan bir insanın yerine koyun. Bir yaşlının, bir çocuğun, bir hastanın, hamile bir kadının, bir sokak hayvanının yerine koyun. Savaşın çıkmasında hiçbir etkisi olmayan tüm canlıların yerine… Onların başına gelecekleri düşünün! Kendi evini, yaşam alanlarını terk etmek zorunda olanları düşünün! Milyonlarca yeni mülteciyi!

Savaşa mı, savaşı çıkaranlara mı, savaşın en ağır sonuçlarını yaşayan, saydığım canlı grubuna mı karşısınız?

Ya da halen mülteciliği yaratan “savaş ağalarını” umursamayıp, mülteci düşmanlığına devam mı edeceksiniz?