Osman Kavala: Yapacağım ilk iş annemi görmek olacak, sonra Gezi'ye gidip ağaçları izlerim

Osman Kavala: Mantık dışı kurguya inandırıcılık kazandırmak için benim cezaevinden çıkmamam gerekli görülüyor... Hapisten çıkınca, hayatta olacağını ümit ediyorum, ilk annemi ziyaret edeceğim. Sonra Gezi Parkı'na gidip ağaçları seyrederim.

Osman Kavala: Yapacağım ilk iş annemi görmek olacak, sonra Gezi'ye gidip ağaçları izlerim
31.10.2022 - 13:29
Haber Merkezi
728

 1826 gündür tutuklu olan ve hakkındaki AİHM kararlarına rağmen srbest bırakılmayan iş insanı Osman Kavala, "somut delil olmadığı için Soros ismi kullanılarak bir kurgu oluşturulduğunu" söyledi. "Gezi parkına giderken yanımda poğaça götürmüş olmam, protestolara maddi kaynak sağlamış olduğumun somut delili olarak iddianamede yer aldı" diyen Kavala, "Sanırım bu mantık dışı kurguya inandırıcılık kazandırmak için benim cezaevinden çıkmamam gerekli görülüyor" ifadelerini kullandı.

Halk TV Program Koordinatörü İpek Özbey, halktv.com.tr yazarı Fikret Bila ve gazeteci Barış Pehlivan'ın sorularını yanıtlayan Kavala, cezaevinden çıktıktan sonra ilk yapacağı şeyin, "hâlâ hayatta olmasını ümit ettiği" annesini ziyaret etmek olacağını söyledi:

"Çıktıktan sonra evimde, eşimle, dışarı çıkmadan birkaç yıl yaşayabilirim gibi hissediyorum! Ama, tabii, dostlarımı, çalışma arkadaşlarımı da çok özledim. İlk yapacağım, o zaman hala hayatta olacağını ümit ediyorum, annemi görmek olacak. Gezi parkı onun evine çok yakın. Sonra oraya gidip ağaçları seyrederim herhalde."

Kavala'nın verdiği yanıtlar şöyle:

Tam 5 yıldır hapissiniz. 'Dışarıda' olan biteni nasıl izlediğinizi merak ediyorum. Örneğin sansür yasasının çıkarılması size önümüzdeki günlerle ilgili ne söylüyor?

Salgınla ve ekonomide kötüleşmeyle yoksulluğun arttığını, yoksul ailelerin çocuklarının eğitimden mahrum kaldıklarını izlemek çok rahatsız edici oldu. Aynı şekilde kadın cinayetleri, katliam niteliğini alan iş kazaları haberlerini okumak ve hukuk devletine, demokrasi kurumlarına yönelik tahribatın artarak sürdüğüne şahit olmak da. OHAL yasalarını hariç tartışacak olursak bu yeni sansür yasası 80’li yıllardan bu yana gördüğüm, keyfi biçimde uygulanmaya en müsait, bu nedenle de ifade özgürlüğünü ve haber alma hakkına, yani temel hak ve özgürlüklere yönelik en ciddi tehditi barındıran yasal düzenleme. Son dönem RTÜK uygulamalarıyla birlikte değerlendirilince yeni bir eşiğin atlanmış olduğu anlaşılıyor. Bunlara karşılık, muhalefet partilerinin temel demokrasi ilkelerini hayata geçirmek, hukuk devletini tesis etmek için birlikte çalışıyor olmaları bana büyük moral veriyor. 71 ve 80 darbelerini takip eden dönemlerde özgürlükler üzerindeki kısıtlamalar hafiflemişti. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası özgürlüklerin kısıtlandığı bir sürecin yaşanıyor olmasını oldukça olağanüstü bir gelişme olarak görüyorum.

'İNANDIRICI OLSUN DİYE HAPİSTEN ÇIKARILMIYORUM'

Sizi hapiste tutarak İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 18’inci maddesi ihlal edildi... Onlarca diplomatik kriz oluştu. Sizce iktidar bunları neden göze alıyor? Sizi içeride tutmanın kime, nasıl bir mesajı var?

Gezi davasının son perdesinde görüldüğü gibi, amaçlanan, seçilmiş birkaç kişiyi ağır cezalarla mahkum ederek iktidara karşı kitlesel protestolara katılanlara caydırıcı bir mesaj vermekti. Gezi davası Gülenci emniyet ve yargı mensuplarınca hazırlanmış olan darbe girişiminden sonra da iktidar çevrelerince benimsenen, protestoların dış güçlerce organize edilmiş bir kalkışma olduğu kurgusu ekseninde hazırlandı, bu anlatıya hukuki destek sağlamak için sahneye kondu. Bu mantık dışı iddiaya dayanak olabilecek hiçbir delil, somut bilgi olmadığından Soros’un ismi kullanılarak bir kurgu oluşturuldu. İsmi kullanılarak diyorum, zira yargı sürecinin hiçbir aşamasında Soros şüpheliler listesine eklenmedi, tanık olarak dahi ifade vermesi talep edilmedi. Açık Toplum Vakfı ile ilişkili olduğum, protestolarla katıldığım, AVM projesine açıkça karşı çıktığım için, muhtemelen iktidarı rahatsız eden başka faaliyetlerimin de göz önüne alınması sonucu, Soros’la protestocular arasındaki ilişki benim üzerimden kuruldu. Gezi parkına giderken yanımda poğaça götürmüş olmam, protestolara maddi kaynak sağlamış olduğumun somut delili olarak iddianamede yer aldı. Sanırım bu mantık dışı kurguya inandırıcılık kazandırmak için benim cezaevinden çıkmamam gerekli görülüyor.

Cumhurbaşkanı birkaç defa cezaevinde olmamı suçluluğumun kanıtı olarak ifade etti. Malum, dış güçlerin hükümete karşı faaliyetler sürdürdüğüne dair siyasi propaganda sadece Gezi’yi itibarsızlaştırmak için değil, ekonomide kötüleşmeyi açıklamak, muhalefeti yerli ve milli olamamakla suçlamak için de kullanılıyor. Sanırım aynı zamanda “Biz faaliyetlerini sakıncalı bulduğumuz kişileri cezaevinde tutarız, AİHM kararları ve dışarıdan müdahaleler bunu engelleyemez” şeklinde bir mesaj da veriliyor. Şunu hatırlatayım: AİHM’in 18. maddenin ihlal edildiğini içeren 2019 yılındaki kararından ve ilk Gezi duruşmasından beraat ettikten sonra yaşananlar, AİHM’in herhangi bir suça işaret etmediğini tespit ettiği sözde deliller kullanılarak önce casusluktan tutuklanmam, sonra da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi, 18. Maddenin ihlali olarak değerlendirilmiş olan ilk tutuklanmamdan daha vahim hukuksuzluklar. Bunlar planlı yapılan hukuku dolanma eylemleri.

'YENİ BİR SİYASİ İRADE ÖZGÜRLÜĞÜN ÖNÜNÜ AÇACAKTIR'

Kemal Kılıçdaroğlu iktidara geldikleri zaman sizin özgürlüğünüze kavuşacağınızı söylüyor. Aksi durumda, yani iktidar tekrar kazanırsa akıbetinize dair tahmininiz nedir?

Gezi davasında, benzer davalarda yargı mensupları bazen siyasi baskıdan çekindikleri için, bazen de yaptıklarından dolayı korunacaklarını bildiklerinden bu kadar rahatlıkla hukuk ilkelerini çiğneyebiliyorlar. Ülkemizde hukuk devletinin tesis edilmesi konusunda kararlı bir siyasi irade iktidara geldiğinde, yargıdaki iklimin hemen değişeceğine, sadece benim değil, cezaevinde hukuksuz olarak bulunan binlerce yurttaşımızın özgürlüklerine kavuşmalarının önünün açılacağına inanıyorum. İktidar bloğu seçimleri kazanırsa ve Yargıtay üzerinde ağır bir baskı oluşturulursa cezaevinde kalışım uzayabilir. Ancak hayatımın sonuna kadar burada kalacağımı sanmıyorum, aydınlık günleri göreceğimi tahmin ediyorum. Sonuç olarak yurttaşlarımızın hak hukuk adalet talepleri, muhalefetin bu yönde mücadelesi sönümlendirilmiş olmayacak.

'İLK ANNEMİ ZİYARET EDECEĞİM, SONRA GEZİ PARKI'NA GİDECEĞİM'

Bir gün özgürlüğünüze kavuştuğunuzda, “ilk şunu yapacağım” dediğiniz şeyler neler?

Cezaevinde uzun süre kalınca kapalı bir yerde yaşamaya alışıyorsun. Çıktıktan sonra evimde, eşimle, dışarı çıkmadan birkaç yıl yaşayabilirim gibi hissediyorum! Ama, tabii, dostlarımı, çalışma arkadaşlarımı da çok özledim. İlk yapacağım, o zaman hala hayatta olacağını ümit ediyorum, annemi görmek olacak. Gezi parkı onun evine çok yakın. Sonra oraya gidip ağaçları seyrederim herhalde.

'DERHAL SERBEST KALMAM GEREKİR AMA...'

Ne zaman serbest kalabileceğinizi düşünüyorsunuz? Seçimden önce böyle bir gelişme olabilir mi?

Malum, derhal serbest kalmam gerekir. Ancak yargı süreci hukuk temelinde yürümediği için bir tahminde bulunamıyorum, böyle bir beklenti içine girmemeye de gayret ediyorum. İktidarın dış düşman söylemini seçimlerde de kullanacağı anlaşılıyor, seçimlerden önce bu söylemi zayıflatacak bir adım atacaklarını pek tahmin etmiyorum.

'EN ETKİLİ TEPKİ CHP'DEN GELİYOR'

Muhalefetin, sivil toplum kuruluşlarının, uluslararası kuruluşların siz ve sizin gibi siyasi tutuklular için yeterli duyarlılığı gösterdiğini düşünüyor musunuz?

AİHM kararlarından dolayı benim durumum, Selahattin Demirtaş’ın durumu, uluslararası kuruluşlar tarafından izleniyor, bu kararların gereklerinin yapılması talep ediliyor. Anayasamıza göre bağlayıcılığı olan AİHM kararlarını uygulamayan bir yönetimin uluslararası kuruluşlardan gelen mesajlardan etkilenerek hukuka uygun davranması pek olası değil. Kamuoyunca tanınmayan, başvuruları AİHM’de karar bağlanmamış birçok insan, somut delil içermeyen farklı suçlamalarla cezaevinde bulunuyor. Hukuksuz uygulamaların bu kadar yaygınlaşması “bizde yargı böyle” tavrına neden oluyor, hukuk ilkelerini benimsemiş, demokrasiye inanan birçok yurttaşımız, barolar ve hak örgütleri dışındaki sivil toplum kuruluşları, ağır hak ihlallerinin pasif izleyicileri haline geliyorlar. Tabii, tepki göstermeleri halinde kendilerine zarar geleceği endişesinin de suskunlukta payı oluyordur. Hukuksuzluklara karşı en etkili tepki gene muhalefetten, özellikle de CHP’den geliyor. Adalet yürüyüşü son derece önemliydi. Sonrasında da Kılıçdaroğlu hukuku savunmaya devam etti. Mustafa Yeneroğlu ve Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun hak ihlalleri konusunda duyarlılıklarından da söz etmem gerekir. 6’lı masa bileşenlerinin bağımsız ve Avrupa normlarına göre çalışacak bir yargının oluşturulmasına öncelikli hedef olarak benimsemiş olmaları da oldukça umut verici.

'TÜRKİYE KAPALI OTORİTER REJİMLERDEN FARKLI'

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin rafa kaldırıldığı, siyasi davalarda yargının siyasi otoritenin beklentisine göre karar verdiği Türkiye’deki bu sistemi nasıl tarif edersiniz?

Hukuk devleti olma niteliğinin bu kadar tahrip edilmiş olduğu bir ülkede demokrasi kurumları ve kurallarının amaçlarına uygun bir şekilde işlev görmeleri mümkün değil. Denge ve denetim mekanizmaları son derece zayıflatılmış bir başkanlık sistemine geçilmiş olması, ülkemizin önemli bir bölgesinde kayyumlar yoluyla yerel demokrasi organlarının işlemez hale getirilmiş olması da yönetim biçimini demokrasi olarak tanımlamayı imkansız hale getiriyor. Sanırım, kuralsız ve keyfi davranışların yaygın olduğu otoriter bir yönetimle idare ediliyor olduğumuzu söyleyebiliriz. Buna karşılık, büyük şehirlerin yerel idareleri, belediyi başkanlıklarının gösterdiği gibi, demokratik siyaset alanı kapalı değil, muhalefet siyasette etkili oluyor. Köklü bir toplumsal muhalefet geleneğine, örgütlenmesine sahip olmamız, güçlü bir siyasi muhalefetin varlığı, ülkemizi kapalı otoriter rejimlerden farklı kılıyor. Bu durumun yönetim biçiminin kalıcı bir otoriter rejime dönüşmesi önünde engel teşkil ettiğine inanıyorum.

NE OLMUŞTU?

İş insanı Osman Kavala tam 1826 gündür tutuklu. 18 Ekim 2017'de gözaltına alınan Kavala, 1 Kasım 2017'de Gezi olaylarını finanse etme suçlamasıyla tutuklandı.

Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 312. maddesinde düzenlenen 'Cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek' ve TCK'nin 309. maddesinde düzenlenen 'Cebir ve şiddet kullanarak Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek' suçlamaları ile tutuklanmasına karar verildi. Kavala hakkında verilen tahliye kararları yeni suçlamalarla bozuldu ve tutukluluğu devam etti.

ARTI GERÇEK


Editör: N. Cingirt

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar