• 23.04.2022 15:23

Haberi olursa çok fena şaşıracak adamcağız herhalde. Serbestiyet önce salı günü İsmail Kılıçarslan’ın Yeni Şafak’taki “Bir beka meselesi: Ekonomi” başlıklı köşe yazısını haber yaptı, yazının bütününü aktardı. Ardından Alper Görmüş aynı yazıdan yola çıkarak “Bir muhafazakâr eleştiri stili: Eleştirmek ama Erdoğan’ı esirgeyerek…” başlığıyla, tam başlıkta ifade edilen stili uyguladığı için Kılıçarslan’ı eleştirdi. Siz henüz farkında değilsiniz, ama şimdi de ben yine aynı Kılıçarslan yazısı hakkında yazıyorum!

Alper’in ilgisini çeken, memleketteki gidişatın (aslen ekonomik gidişatın) kötüye gittiğini görüp Cumhurbaşkanı’nın bu gidişattan sorumlu olmadığını, hiç parmağının olmadığını düşünmenin garipliği olmuş.

Benim ilgimi başka bir şey çekti.

Kılıçarslan yazısına şöyle başlıyor:

“Kendisinden pek hazzetmediğim, bunun böylece biliniyor olmasından da epeyce memnuniyet duyacağım eski siyasetçi Bülent Arınç…”

Ve Arınç’ın “Ulan 2 kilo et kaç para biliyor musun sen?” diyerek AKP’li bazı isimleri fırçalamasını haklı buluyor. Ama bu basit haklı buluşun kendisi için bir sorun yaratabileceğini düşünüyor, önceden önlemini alıyor. Tam bu kelimeleri kullanmasa da, öz olarak şöyle diyor: “Arınç’ı sevmem ha, sakın yanlış anlaşılmasın. Günahım kadar sevmem, hiç hazzetmem, Arınç da kimmiş? Arınççı değilim, vallahi de, billahi de değilim.”

Arınç’ın tümüyle haklı olan ve herkesçe de haklı bulunan iki lafını Kılıçarslan da haklı buluyor ve haklı bulduğu için yazının ilk paragrafında özür dilemeye başlıyor!

Niye? Niçin özür dilemesi gerekiyor?

Belli ki çok gerekiyor, çünkü ilk paragrafta Arınç’la arasına mesafe koyduktan sonra, dördüncü paragrafta tekrar önlem alma ihtiyacı hissedip şöyle diyor: “Açık konuşacağım. Dilerseniz gönlünüzce linç edebilirsiniz beni açık konuştuğum için.”

Niye linç edilmeyi bekliyor?

Şu basit, sıradan, tartışılmaz gerçeği dile getirdiği için: “Kirasını ödeyemeyen babalar, akşam evinde çocuklarını neyle doyuracağını bilemeyen anneler, ailesi servis parasını denkleştiremediği için okuluna yürümek zorunda olan öğrenciler beka meselesidir. Ve emin olun, bundan daha büyük bir beka meselemiz yoktur.”

Linç nedeni olabilecek ne var bu sözlerde?

Ben herhangi bir şey bulamıyorum, ama çok açık ki Kılıçarslan buluyor. Çünkü yazısının en sonunda “Bilmem, kızdınız mı bana?” diye soruyor. Niye kızacaklar? “Ekonomi kötü gidiyor” dediği için!

Ve linç olma ihtimaline karşı bir önlem daha alıyor: Ekonomiyi tek başına ve tam istediği gibi ve hiç kimsenin sözünü, önerisini, ikazını dinlemeden yöneten kişinin kötü gidişattan sorumlu olmadığını savunuyor! “Ben sadece ekonomiden söz ediyorum, söylediğim hiçbir şeyin ucu Cumhurbaşkanı’na gitmez, sakın onu eleştirdiğim zannedilmesin” demiş oluyor. Gülünç, evet, ama bunu yapmak ihtiyacını hissediyor demek ki.

Kılıçarslan’ın salak olmadığını zannediyorum. Bir zamanlar ilkeli ve ahlaklı işlere bulaşırdı, sanki omurgalı gibi dururdu. Ama “Bir beka meselesi: Ekonomi” yazısından anlıyorum ki, Kılıçarslan’ın mahallesinde ilkeli, ahlaklı ve omurgalı olmak değil, Reisçi olmak önemli, sadık yalakalık önemli. İlkeli, ahlaklı ve omurgalı olmak linç nedeni olabiliyor, tehlikeli bir şey.

Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul Ensar Vakfı’nın 38. Genel Kurulu’nda Mayıs 2017’de yaptığı konuşmada şöyle yakınmıştı:

“Biliyorsunuz siyasî olarak iktidar olmak başka bir şeydir. Sosyal ve kültürel iktidar ise başka bir şeydir. Biz 14 yıldır kesintisiz siyasî iktidarız. Ama hâlâ sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var…”

Üç yıl sonra Cumhurbaşkanı, İbn Haldun Üniversitesi’ndeki bir konuşmasında aynı konuyu tekrar gündeme getirmişti:

“Medyamız bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor. İlimde, sanatta, kültürde benzer sıkıntılarla karşı karşıyayız. Dünyaya kendimizi anlatamıyoruz. Bunun için de fikrî iktidarımızı da hâlâ tesis edemediğimiz kanaatindeyim.”

İsmail Kılıçarslan’ı Yusuf Kaplan’a benzeyen bir adam hâline getiren, iki laf etmeden önce otuz defa özür dileyecek kadar omurgasızlaştıran, Reisçilik etmeyenin linç edilmekten korkar olduğu bir mahalle ne sosyal iktidar, ne kültürel iktidar, ne fikrî iktidar kurabilir.

Ne kurar?

Bakın işte çevrenize. Kültürel ve fikrî bir çöl.