• 24.05.2021 09:00
  • (286)

Yaklaşık 20 yıllık AKP iktidarlarının sonunda geldiğimiz nokta, siyasetle içiçe geçmiş mafya ve derin devlet ilişkileri, kıtalararası uyuşturucu trafikleri, faili meçhul cinayetler, kirli para alışverişleri, devlet adına işlenen çeşitli suçlar, tüm bu yapılarla orantısız ilişkilere sahip medya… 

90’lı yıllardan hiç bir farkı yok, üstelik tamamen o yılların uzantısı şeklinde biçimlenmiş bazı aktörlerin ve yöntemlerin değiştiği ancak özünde aynı kirli kaynaktan beslenen bir organize yapı…

Tabi az çok bilinen derin devlet, siyaset, mafya, medya işleyişi içinde işlenen suçların zaman içinde neredeyse kurumsallaşması, büyük büyük birlikte yenen lokmaların bazı taraflarda yarattığı hazımsızlar sonucu narkotize devlet işleyişinin birinci elden itirafnamesi…

Marinaya mafya çökmesin diye, organize suç örgütü lideri köfteciye çökmesin diye durumdan vazife çıkaranlarla, AKP’li milletvekili istedi diye medya kuruluşlarına çökenlerin devasa rant kavgasını eli çenesinde izleyen yargı mensupları…

İsviçre için kuralların geçmediği yer denir, Türkiye de artık kanunların geçerli olmadığı bir ülke. Yasaların geçerli olmadığı, askıya alındığı yerlerde, güçlü ve acımasız olan egemen olur. 

Yasal sistemlerin temeli zayıfları, savunmasız olanları da korumaktır. Yasaların ya da onları uygulayacak olanların yokluğu, güçlü olanın haklı olana üstün geleceğini garanti etmekle aynı şeydir. 

Devletin adil olamadığı bir ülkede güçlü devletten bahsedilebilir mi

Suçun işlenmesinin ardından olayın hiç ortaya çıkmaması, ortaya çıksa bile yeterince soruşturulmaması, hatta yargının ve dolayısıyla mahkemelerin baskı altında olmasından alınan cesaretle, muhtemel cezanın şiddetini azaltacağı ya da sıfırlayacağı için suçun rasyonelleştirilmesiyle karşı karşıyayız. 

Diğer yandan, suçun işlenmesinin rasyonel bir davranış haline dönüşmesiyle ve cezasız kalmasıyla birlikte, diğer ahlaki açıdan zayıf insanlar da mevcut durumun özendiriciliğine kapılıp suç işlemekte bir beis görmüyor.

Bu da bizlere, suçun nasıl araçsallaştırılıp rasyonelleştirildiğine dair çok önemli bir gerçeği de göstermiş oluyor.

Hatırlanacağı üzere, eskiden daha sınırlı çevreler içinde tekil olarak adlandırabilecek yolsuzluk örnekleri ya da devlet içerisindeki klikleşmiş yapıların uzantılarının organize suç yapılanmaları öne çıkardı. Bunlar islami birtakım gruplar, tarikatlar, cemaatler yoluyla ya da holdingleşmiş bazı yapılar taşeronluğuyla gerçekleşirdi.

Şimdilerde, doğrudan AKP rejiminin ekonomi politiğinin bel kemiğini oluşturan yapılar, kurumlar ve sermaye organize biçimde suç işleme özgürlüğünün birer aktörü halinde, neredeyse “kurumsal” bir biçimde, sermaye transferleriyle zenginleşiyor. 

Bu yapılar içindeki aktörlerin ortaya çıksa bile yeterince hatta hiç soruşturulmayacağına yönelik güven o kadar yüksek ki, onların durduğu yerden suçu işlememek mümkün değil…

Suçüstü yakalanmak hatta suçu itiraf etmek bile sanılandan çok çok daha az önemli çünkü…

Duke Üniversitesi Davranışsal İktisat Profesörü Dan Ariely’nin The (Honest) Truth About Dishonesty (Dürüst Olmamanın Ardındaki Dürüst Gerçek) adlı kitabında dünyanın farklı saygın üniversitelerinde yaptığı deneyleri anlatır. 

Bu deneyler, temelde dürüst olan insanların bile önlerine fırsat çıktığında, bir miktar hile yapmakta sakınca görmediğini ortaya koyması açısından çarpıcıdır.

Ariely, suç işleme motivasyonuna, kişinin suçtan sağladığı fayda, yakalanma olasılığı ve yakalanma durumunda beklenen ceza parametreleri üzerinden yaklaşır.

Tüm bu gelişmeler, hem Türkiye kamuoyuna hem de dünyaya, hukuk devletinden, demokrasiden, şeffaflıktan ve hesap verilebilirlikten ne kadar uzaklaştığımızı sergiliyor. Hukuk tanımazlık, kanunların etkisiz kılınması, tamamen keyfi uygulamalar, yolsuzluğu ve cezasızlığı “normalleştiren” bir alana çekiyor. 

Daha önceleri insan hakları ihlalleri alanında daha çok konuşulan cezasızlık kavramı artık günümüzde yolsuzluklarla gündemde. Yolsuzluklarla ilgili gerçek bir soruşturma, yargılama ve hesap verme süreci gerçekleştirilemedikçe de cezasızlığı daha çok konuşmaya devam edeceğiz.

Dan Ariely’nin kitabından bir alıntıyla bitirelim:

“Roma gücünün zirvesindeyken, önemli zaferler kazanan Romalı generaller şehir merkezi boyunca ilerleyerek ganimetlerini sergilerdi. Generaller bir taht üzerinde taşınırken, mor ve sarı renkli merasim kıyafetleri giyer, defne yapraklarından yapılmış bir taç takar, yüzlerine kırmız boya sürerlerdi. Alkışlanır, kutlanır ve takdir edilirlerdi. 

Fakat törenin bir parçası daha vardı: Gün boyunca bir köle generalin yanında yürür, zafer kazanmış generalin yanında yürür, zafer kazanmış generalin kibre sürüklenmesini engellemek için kulağına sürekli, “Fani olduğunuzu hatırlayın” anlamına gelen “Memento Mori” cümlesini fısıldardı.

Bu ifadenin modern versiyonunu geliştirmekten sorumlu olsam, muhtemelen “Yanılabilirliğinizi hatırlayın” ya da belki “Akıldışı yanınızı hatırlayın” cümlelerini seçerdim.”

Ariely’ye göre, insanın suç işlemeye iten sahtekar yanı, insanın akıldışı eğilimlerinin önemli örneğidir. Sahtekarlık, yayılmacıdır, bizi nasıl etkisi altına aldığını anlamayız. En önemlisi de, hileyi kendimize yakıştırmayız. Ancak, insanlar hem dürüst olmak istediğini iddia ediyor, hem de sahtekarlıkta yararlanmanın cazibesinden vazgeçemiyor.

Maalesef politik aktörlerin alışkanlık haline getirdiği üzere, Türkiye’de yerleşmiş ve giderek daha kötü bir hal alan cezasızlık kültüründen istifade etme, haklarındaki suçlamalarla ilgili hesap verme yükümlülüğünden kurtulma hali tehlikeli şekilde yaygınlaşıyor.