• 22.02.2021 00:00
  • (1731)

 Global Energy Monitor tarafından her yıl gerçekleştirilen küresel analizin sonuncusu  geçtiğimiz günlerde yayınladı. Analize göre, petrol ve doğal gaz boru hatlarına yapılan ilave yatırımların son 10 yıldır süregelen yavaşlamaya paralel şekilde 2020 yılında yüzde 13 düşüş yaşadığını gösterdi. 

Ancak, atıl varlık riski taşıyan küresel ölçekteki boru hatlarının inşa planları, bu düşüşe rağmen, dünyanın karbon nötr hale dönüşme hedefleriyle çelişiyor.

Dünyada 1 trilyon doları aşkın finansman gerektiren yeni boru hattı projesi geliştirilmeye devam ederken, bir yandan proje geliştiren şirketlere politika ve finansman desteği verilmesi sürüyor. 

Projelerin tamamlanması durumunda, bu büyük ekonomilerin karbon nötrlüğüne ulaşma taahhütleri büyük ölçüde baltalanacak. 

Bunun yanı sıra emisyon azaltımına yönelik hedeflerin küresel ölçekte güçlenmesiyle, bu boru hatlarının ekonomik ömrünü doldurmadan kullanımdan kaldırılması ve atıl varlık haline gelmesi riski artıyor. 

Yine yakın zamanda açıklanan The Production Gap Report’ta yer alan tespitlere göre, dünyadaki toplam fosil yakıt üretiminin küresel ısınmayı 1,5°C sınırının altında tutmak için gereken seviyeye yakın olmadığını gösteriyor. 

Rapor, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin Paris İklim Anlaşması'na uymak için gerekenden yüzde 120 daha fazla fosil yakıt üretmeyi planladığını ortaya koyuyor. Buna elbette petrol ve doğal gaz boru hatlarına yapılan yatırımların etkisi de dahil.

Paris İklim Anlaşması hedeflerini karşılamak ve küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırabilmek için, ülkelerin kolektif bir şekilde 10 yıl içinde fosil yakıt üretimini küresel ölçekte yıllık yüzde 6 azaltması gerekiyor. 

Suudi Arabistan, Rusya ve ABD gibi önde gelen ihracatçıların üretimi daha da hızlı bir şekilde azaltması gerekecek. Oysa, bunun yerine ülkeler, fosil yakıt üretiminde yıllık yüzde 2'lik bir artışa doğru ilerliyor.

Paris İklim Anlaşması’nın uyum koşullarına ulaşmak için, kömürün yüzde 11, petrolün yüzde 4 ve doğal gazın da yüzde 3 oranlarında azaltılması gerekiyor. Rapora göre ise her birinin üretiminin 2030'a kadar her yıl yüzde 2 oranında artacağını öngörüyor.

Petrol ve doğal gaz da kullanımlarını garantileyen devamlı yatırım ve altyapı nedeniyle karbon bütçelerini aşma yolunda ilerliyor. Üretim şu anki seyrinde devam ederse ülkeler, 2040’a kadar ısınmayı 2°C ile sınırlandırmaya uygun seviyeden yüzde 40 ila yüzde 50 daha fazla petrol ve doğal gaz üretecek.

Ulusal tahminlere göre ülkeler, 2030’da küresel ısınmayı 1,5°C veya 2°C ile sınırlandırmaya hâlihazırda dahi yetmeyen Nationally Determined Contributions (Ulusal Katkı Beyanları) uygun seviyeden yüzde 17 daha fazla kömür, yüzde 10 daha fazla petrol ve yüzde 5 daha fazla doğal gaz üretmeyi planlıyor.

Global Energy Monitor’ün araştırmasına geri dönecek olursak, rapor, milyarlarca dolarlık atıl varlık riskinin yanı sıra, ülke ölçeğinde atmosfere salınacak emisyon miktarını ve önemli bölgelerde yer alan projelere ilişkin detaylı analizleri içeriyor.

Rapordaki bazı temel tespitler ise şöyle sıralanıyor:

  • Çin’de, 173 milyar dolar değerindeki petrol ve doğal gaz boru hattı atıl varlık riski taşıyor. Geliştirilme aşamasındaki projelerin tamamlanması durumunda projelerin yaşam döngüsü boyunca atmosfere salacağı emisyon, günümüzde Çin'de faaliyette olan kömür santrallerinin yarattığı emisyona eşdeğer.
  • Çin Hükümeti tarafından yönetilen finansal varlıkların büyük bölümünü devralan PipeChina, günümüzde önemli bir oyuncu haline geldi. 2020 yılının başında ülkedeki boru hattı ağını 32 bin 800 kilometre genişleten Çin, dünyanın önde gelen petrol ve doğal gaz boru üreticisi olmayı hedefliyor. Ancak bu hedef, Çin’in 2060 yılına kadar karbon nötr hale gelmesi taahhüdüyle çelişiyor.
  • ABD'de toplamı 110 milyar dolar değerindeki petrol ve doğal gaz projesi, atıl varlık riski taşıyor. 
  • ABD'de inşası süren ya da geliştirilme aşamasında bulunan petrol ve doğal gaz boru hatlarının yaşam döngüleri boyunca atmosfere salacakları karbon emisyonları, 282 adet 1.000 MW'lık kömür santraline eşdeğer. Bu miktar, Rusya tarafından planlama ve yapım aşamasında bulunan boru hatlarının atmosfere saldığı miktarın üç katından fazla.
  • AB, Mayıs 2020'de ilan edilen Yeşil Mutabakat’a rağmen, fosil yakıt boru hatlarına büyük ölçekli yatırım gerçekleştirmeye devam ediyor. G20 hükümetleri, salgının başlangıcından bu yana fosil yakıt projelerine 242 milyar dolar taahhüt ederken, yenilenebilir enerji projeleri için 180 milyar dolar aktarmayı taahhüt etti.
  • Biden yönetimi, Keystone XL boru hattını iptal etti. Biden yönetimi, boru hatlarının onaylanması süreci, yeşil teşvik önlemleri, Federal Energy Regulation Commission (Ulusal Enerji Düzenleme Komisyonu) atamaları, icra faaliyetleri, kabine atamaları, ülke dışına sunulan teşvikler ve petrol ve doğal gaz ihracatına yönelik terminallerin onayını içeren yedi temel alanda harekete geçerek üçüncü hat petrol boru hattının yenilenmesini engelleyebilir ve Keystone projesinin kaderini belirleyebilir. 
  • Avustralya ve Brezilya, atıl varlık riski oluşturan ve sırasıyla 43 ve 40 milyar dolar değerinde doğal gaz boru hattı projesi planlıyor. 
  • Kanada, varlıkların atıl kalması durumunda, petrol ve doğal gaz boru hatlarından yaklaşık 32 milyar dolar zarar edebilir. 
  • Hindistan'daki boru hatları, 104 milyar dolarlık atıl varlık riski taşıyor.
  • Suudi Arabistan'daki Ghawar petrol sahasını geçerek dünyanın en büyük petrol sahası olan Permiyen Havzası'nın finansmanını mercek altına alan analiz, bu sahaya 100'ü aşkın kurumun finansal destek sağladığını gösteriyor. Günümüzde en büyük 50 finans kurumunun katran kumullarına ya da Arktik bölgesinden fosil yakıt çıkarılmasına ilişkin politikaları bulunsa da bu kurumların yalnızca dört tanesi botu hatlarına yönelik finansmanı sonlandıracak politikaları hayata geçirdi.

Boru hattı inşasında yaşanan duraksama, büyük petrol şirketlerinin salgından önemli ölçüde etkilenmesi sonucunda 2020’de şirket finansallarında yaşanan düşüşleri yansıtıyor. Ancak bu durum Eylül 2019 ile Eylül 2020 döneminde, yüzyılın ortasına gelindiğinde net sıfır emisyon hedefi veren ülkelerin iki katına çıktığı dönemde gerçekleşti. 

Rapor, pandemi sonrası dönemde yenilenebilir enerji teknolojilerine yapılan sermaye harcamalarının, petrol ve doğal gaza yönelik sermaye harcamalarını geçeceğini ve boru hatlarına yapılan harcamalardaki düşüşün devamını öngörüyor.

Burada bir Türkiye parantezi açacak olursak, Türkiye petrol ve doğal gaz naklinde stratejik bir transit ülke konumunda. Rusya, Azerbaycan, Irak ve İran'dan Türkiye'ye giden ve yapım aşamasındaki boru hatları, stratejik öneme de sahip. 

Türkiye ile Azerbaycan arasında gerçekleştirilen Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) ve Rusya ile gerçekleştirilen TürkAkım Gaz Boru Hattı Projesi, dünya enerji piyasaları açısından önemli görülüyor. Türkiye, yıllık doğal gaz ihtiyacının büyük kısmını İran, Rusya ve Azerbaycan'dan boru hatları ile temin ediyor.

İşin ilginci, geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı kararı ile BOTAŞ ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) bağlı ortaklığı olan Turkish Petroleum Overseas Company Limited (TPOC) tarafından üç yeni şirket kuruldu. 

Aralarında Kamu İhale Yasası’nın da bulunduğu birçok yasa, bu şirketler için uygulanmayacak. Kurulan şirketlerin ortaklık yapısı, yeni şirket kurabilmesi ya da ortak olabilmesi konusunda tek yetkili ise Cumhurbaşkanı olacak.  

Bu şirketlerden Turkish Petroleum International A.Ş.’nin sermayesi 11,7 milyar TL. Şirkette hâkim ortak BOTAŞ. 

Kurulan diğer şirketin ismi BOTAŞ International A.Ş.’nin sermayesi 3,5 milyon TL. Bu şirkette de hâkim ortak yine BOTAŞ olacak. 

Yeni kurulan Turkish Petroleum Off-Shore Technology Center A.Ş.’nin sermayesi ise 21,4 milyon TL olarak belirlendi. Bu şirkette de hâkim ortak TPOC olacak.

Yeni şirketler, birçok yasadan da muaf olacak. Aralarında kanun hükmünde kararnamelerin de bulunduğu 11 yasa ile çeşitli mevzuat bu şirketler için ya hiç uygulanmayacak ya da kısmi olarak uygulanabilecek. Şirketler, Kamu Kuruluşlarının Yurtdışındaki İhalelere Katılması Hakkında Yasa’ya tabi olmaksızın yurtiçinde ve yurtdışında faaliyet yürütebilecek.

Bu şirketlerin Karadeniz’deki gazın işlenmesi ve taşınması için kuruldukları belirtiliyor.

Karadeniz’de keşfedilen doğal gazın denizin 2 bin 200 metre derinliğinden Filyos’a ulaştırmak için 155 kilometrelik doğal gaz boru hattı inşa edilecek. Bu sistem, 2 bin 173 kilometrelik bir alan içerisinde 30-40 üretim kuyusunu birleştirip gazın boru hattına aktarılmasını sağlayacak ve deniz tabanında kurulu bir şebeke şeklinde çalışacak.

Karadeniz'deki Sakarya Gaz Sahası'nda keşfedilen doğal gazın kullanıma sunulması için üretim ve iletim altyapısına 780 milyon lira yatırım yapılacak. 

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) Sakarya Gaz Sahası Denizaltı Üretim Tesisleri, Denizaltı Nakil Hatları ve Kara Doğal Gaz İşleme Tesisi Entegre Projesi için hazırlanan ÇED başvuru dosyasından derlenen bilgilere göre, proje üç ayrı bölümden oluşacak.

Bu kapsamda, entegre projenin ilk kısmındaki denizaltı doğal gaz üretim tesisleri Türkiye Münhasır Ekonomik Bölgesi'nde, ikinci kısmındaki kara doğal gaz işletme tesisi Filyos Endüstri Bölgesi'nde kurulacak. Her iki üniteyi bağlayacak üçüncü kısmı oluşturan doğal gaz nakil hatları ise deniz ve karada inşa edilecek.

Raporlarla açık şekilde ortaya konulduğu üzere 100 milyonlarca dolar yatırım yapılan ancak gerek iklim hedefleri gerekse karbon nötr hedefleriyle çelişen boru hatları israfına Türkiye de milyonlarca para dökerek eşlik edecek. 

Üstelik tamamen şeffaflıktan, denetimden ve hesap verebilirlikten uzak şekilde…