• 8.10.2012 00:00
  • (63619)

 Akçakale’ye Suriye’den düşen top mermisi beş kişinin hayatını kaybetmesine, 13 kişinin de yaralanmasına yol açtı ve siyasi gündem bir anda değişti.

Oysa düne kadar Türkiye, yeni anayasayı, AK Partinin kongresini ve bu kongrede dile gelen demokratik vaatler manzumesini konuşuyor, Kürt meselesiyle ilgili gelişmeleri tartışıyordu.

Bu gündem dün akşam saatleri itibariyle hızla değişti.

Bu satırların yazıldığı saatlerde hükümet ve parlamento tezkereyi tartışıyordu.

Hükümet adına açıklama yapan Ömer Çelik, bunun bir ‘savaş tezkeresi’ olarak anlaşılmaması gerektiğini, Türkiye’nin uluslar arası hukuktan doğan haklarını kullanmaya dair bir kararlılık ifadesi olduğunu açıkladı. Çelik, siyasi partilerin ulusal sorumluluğun bir gereği olarak hükümetin arkasında durması gerektiğini de  ifade etti ki, bütün bu  gelişmelere‘ulusal’ bir pencereden bakılması gerektiği çok açık.

CHP’den gelen ilk açıklama bu partinin tezkereye evet demeyeceğini  ortaya koyuyordu. Oysa CHP lideri Türk füzesi Suriye tarafından düşürüldüğünde ve iki pilotumuz hayatını kaybettiğinde, farklı bir tutum göstermiş ve Kıbrıs’a müdahaleyi hatırlatmıştı. Kıbrıs’a çıkarma yapmak  ile Suriye’ye savaş ilan etmek arasında bir fark görmemiş ve Turan Güneş’in tarihe geçen ‘Ayşe tatile çıktı’ parolasıyla başlayan Kıbrıs Harekatına atıfta bulunarak, hükümetin ikinci kez ‘Ayşe tatile çıktı’ demek suretiyle  Suriye’ye askeri bir müdahalede bulunmasını  istemişti.

CHP şimdi farklı bir görüş ortaya koyuyor ve savaş tezkeresine evet demeyeceğini söylüyor.

Savaşı Türkiye’nin istemesi için hiçbir sebep yok. Türkiye’yi bugün yönetenlerin ve dış politikasına yön verenlerin bu gibi durumlarda kamuoyunu saran milliyetçi hissiyatlara göre hareket etmediklerine defalarca şahit olduk.

Ama bu, Türkiye’nin eli kolu bağlı, gelişmelere seyirci kalan, saldırganlığı toleransla karşılaması gibi bir tavır içinde olmasını gerektirmiyor.

NATO üyesi bir ülkenin topraklarına gerçekleşen bir saldırı söz konusudur. Üstelik bu ilk kez de olmuyor. Benzeri top atışları daha önce de oldu.

İlk tespitler, top atışının, Suriye Özgür Ordusuyla sınır yörelerinde çatışmaları sürdüren ve kaybettiği mevzileri tekrar ele geçirmek isteyen Suriye ordusundan geldiğini gösteriyor. Akçakale’nin ortasına düşecek kadar uzun menzilli bir top olabilir mi, teknik olarak bu mümkün mü bilemiyorum. Ama şehrin ortasına düşen bir top mermisinin  kaza sonucu düştüğünü düşünmek çok gerçekçi görünmüyor.

Akçakale olayı,  bence Esat’ın ve onunla işbirliği yapan uluslararası güçlerin yeni bir hamlesi olarak okunmaya çok müsait.

Halep yerle bir oldu. Suriye ordusundan hatta Baas Partisine  en yakın asker-sivil bürokrasiden kaçışlar hız kazandı. Zaman Esat’ın aleyhine işliyor. Esat kendi halkına karşı yürüttüğü savaşı kazanamayacak. Ama eğer bu savaşı Suriye’nin dışına taşıyabilirse, Ortadoğu’da Filistin ve Kürt meselesi tarihine eşdeğer bir uzun tarihi süreç ve sorunlar yumağı  yaratılabilir. Suriye devrimi, ve karşı-devrimi, böylelikle dünyanın bütün siyasi aktörlerinin kendilerini içinde bulduğu bir sürece  dönüşebilir.

Türkiye’nin Suriye’ye savaş açması şimdilik ulusal düzeyde ve bir iç sorun gibi görünen bu devrime uluslar arası bir karakter kazandırabilir.

Türkiye Suriye’yle savaşa tutuşursa, bu devrim kırk yıl sürmüş bir diktatörlük rejiminden, bir halkın özgürleşmek istemesi  olarak değil, artık bütün dünyaya, etnik temelli bir çatışma, bir tarafında Arapların bir tarafında Kürtler’in ve Türkler’in bulunduğu etnik bir çatışma olarak sunulabilecektir.

Bununla da kalınmayacak Esat’ın şimdiye kadar başaramadığı yegane şey olan, yani bu bir mezhep savaşıdır yollu söylemin güçlenmesine yol açacaktır.

Ve en önemlisi, PKK’nin Suriye ve Türkiye’deki varlığı bütün bu gelişmelere bağlı olarak uluslar arası bir hüviyet kazanacaktır, yani Türkiye’nin Kürt sorunu uluslar arası bir sorun haline gelecektir. Dolayısıyla PKK’nın silah bırakması, ya da muhtemel bir silahsızlandırma programı için gündeme gelebilecek yeni bir müzakere ve diyalog süreci tamamen rafa kalkacak, kendi topraklarında PKK’yla savaşan Türkiye bu sefer de Suriye topraklarında Esat’ın güçlendirdiği ve her geçen gün desteğini arttırdığı PKK’yla iki ayrı ‘cephe’de savaşmak zorunda kalacaktır.

Yani Suriye’ye bir askeri müdahale demek, Rusların Afganistan batağına, Amerikalıların Vietnam batağına saplanması gibi, Türkiye’nin Esat tarafından kendi Vietnamına çekilmesi sonucunu doğuracaktır. Ve Türkiye Suriye topraklarında, ‘Kendi Vietnamını’ ona hediye etmek isteyenlerle değil, yirmi milyonu onun yurttaşı olan Kürtlerle savaşmak zorunda kalacaktır.

Financial Tımes’te yer alan bir habere göre, PKK’nın Suriye kolu PYD yetkilileri,  halkla beraber gerçekleştirdikleri toplantılarda Öcalan’ın 15 bin kişilik bir ordu kurulması yolundaki talebini açıklamakta ve Kürt gençleri PYD saflarında silah almaya çağrılmaktadır.

Silahsız Kürt partileri ise iki ateş arasındalar. Bir yandan Esat’ın askerleri bir yandan da PYD’nin askerleri. İki hafta önce bu partilerden birinin lideri, infaz edildi.

Suriye’nin Kürtleri maalesef PKK’ya teslim edildiler. Peki bütün bunlar olup biterken Esat’ın ordusu ne yapıyor dersiniz

Yine Fınancıal Tımes’ın haberine göre, karakollarda kağıt oynuyor..

Türkiye burada ve kendi topraklarında nasıl ki, PKK eliyle 90’lı yıllara çekilmek isteniyorsa, şimdi de Suriye’de ‘kendi Vietnamına’ çekilmek isteniyor.

Sayın Davutoğlu Türk dış politikası bakımından büyük bir şans. Ama bu yetmez. Hükümetin milli hezeyanları ve daha da olabilecek kışkırtmaları, Akçakale’dekinden daha büyük provokasyonları hesaba katarak süreci yönetme becerisi göstermesi tarihsel bir sorumluluk olarak beliriyor.   

 Kaynak:Todays zaman