SÖMÜRÜDE GELDİĞİMİZ NOKTA

  • 9.02.2012 00:00

Yeryüzünde insan tekâmülünü tamamladığı günden bu güne kadar hiç bir zaman başıboş bırakılmamıştır. Yaradılışın ilk sahiplenme ve mülkiyet iddiası, güçlünün güçsüze egemen olma arzusu, Habil ve Kabil vakasından anlaşılıyor ki, Adem’in (ademoğlu- insan- insanoğlu) gözünü öylesine bir hırsa bürümüş ki kendi karındaşını bile öldürmekte tereddüt etmemektedir.

Kaldı ki nesli çoğalan insan yine öyle bir noktaya gelmiş ki, kendi soyunun zulmünden korunmak için, duvarları ve sınırları olmayan uzay boşluğundaki küçücük dünyasına, uzaydan görünen koca koca duvarlar, surlar, sınırlar ve görkemli kaleler yapar.

Bugün o surları delen füzeler, kaleleri yerle bir eden bombalar, kitle imha ve biyolojik silahlar var.

Hani masallardaki tekerleme var ya; “az gittik uz gittik dere tepe düz gittik.”

Az gitmedik çok gittik . Uz gitmedik, gidemedik, gidemiyoruz. Çünkü ilahi adaletten uzaklaştıkça Uz’a da ulaşamıyoruz. Uz nedir?  Türkçede en iyi ve güzel, en uygun ve doğruya ulaşmak, usta ve becerikli olmak, temiz, dikkatli, akıllı ve en iyi anlayışa varmak, yakınlık, içten ve samimi bir davranış sergilemek gibi anlamlara gelir. İnsanlığın geldiği noktaya baktığımızda “Uz” hakikaten bizden çoook uzakta kalmış ya da biz ondan uzağız.

Son yüz elli yıllık dönem insanlık tarihinde bilgi üretimi için önemli bir sürecin başlangıcı olmuştur. Milyonlarca yıllık birikimler sonucu insanlık bilgi çağına girmiştir.

Ne yazık ki bu çağda da insanlık mutsuz olup ne zaman ve nereden hangi şakinin başlarına atom bombası atacağı endişesiyle yaşamaktadır.

Bilgi mutsuzluğa giden yol olmamalı. Mutluluğa, hoşgörüye, adalete Hak’ka giden yol olmalıdır.

Global bir köy haline gelen dünya, emperyalist güçler için kaçınılmaz fırsatlar doğurmuştur. Emperyalist yayılmacı politika diğer devlet ve halklar üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda doğrudan veya dolaylı müdahalede hız kesmemiş ve kapitalizm, yani anamalcılık, bu devlet ve halkları tamamen kendine bağımlı hale getirmiştir.

Bu firavuni sistem, özel mülkiyet ve üretim araçlarının ağırlıklı bir bölümüne sahiptir. Bunları işletir, mal ve hizmet fiyatlarını belirler, kendi tiranlarını oluşturarak bağlılarını zayıf düşürür. Ayrıca dini ve kültürel yozlaştırmayı da ihmal etmez.

Kapitalist ekonomik sömürü düzeninin on altıncı ve on dokuzuncu yüzyıllar arasındaki kurumsallaşmış nitelik ve işlevselliğine ilk çağda rastlansa da, ortaçağ döneminde tüccarların yaygın köle ticareti, yakın çağda feodalizm ve toprak ağalığı ile varlığını sürdürmüştür. Bu durum henüz evrimini tamamlayamamış olsa da içinde bulunduğumuz iletişim çağı ve dijital yaşam gereği daha hızlı bir sömürü devam etmektedir.

Bu emperyalist güçlerin  karma ekonomi dedikleri kapitalizm,  insanlar arasında ciddi anlamda sosyal ve ekonomik eşitsizliklere yol açmıştır. Sonuç olarak...

“ Sizden hayra davet eden, marufu emreden, münkerden nehyeden bir ümmet ( topluluk ) bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendisidir. “ ( Ali İmran 104)

Ayetine icab ederek; islam ümmetini düşmüş olduğu şiddetli çöküntüden kalkındırmak; küfür fikirlerinden, düzenlerinden, hükümlerinden, kafir devletlerin egemenliğinden, sömürgesi/nüfuzundan kurtarmak gayesi ile mücadele eden o topluluk olmalı, o topluluğu tabii ki çıkarcı, bidat ve hurafe ağırlıklı din oluşturmaz. Ancak öze dönen kuran merkezli din oluşturabilir.

 Selam ve dua ile…

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.