• 22.07.2015 00:00
  • (67460)

 Türk devleti ve Türk hükümeti bile bile bir lanetin içine doğru koşar adım ilerledi.

Üstelik koştuğu menzilin bir bataklıkla son bulacağını ve o bataklığın girdabından kendini asla ama asla bir daha kurtaramayacağını bildiği halde rotasını o istikamete doğru belirledi.

Bu gidilen istikamette seçilen yöntem bir intihar mı, yoksa bir bir büyük kumar; bir rus ruletimiydi oynanan veya oynanmak istenen bilinmez; ama bilinen tek şey var Suriye artık Türkiye’nin her yerinde.

Nereden bakarsanız bakın bugün Suriye dış politikası sonucu yaşadığımız ağır travmanın ülkedeki sosyal ve siyasal dokuyu ciddi manada etkileyebildiğini tartışmaya bile gerek yok.

İnsanlığa ve insanlığın kadim mirasına yönelik katliamlar, tecavüzler ve akla gelebilecek her türlü aşağılık yöntemle cürüm işleyen bir barbarlar çetesine sessiz kalınması bugün için geldiğimiz noktaya adeta zemin hazırladı.

Dolayısı ile Suruç, Diyarbakır, Adana ve Mersin de patlatılan bombalar ve gerçekleştirilen katliamlar izlenen yanlış Suriye dış politikasının birer sonucudur.

Suriye sınır hattı boyunca barbarlar çetesinin militanları ile nerdeyse el-ense olunmuş bir vaziyette Türk devletinin tüm hoşgörüsünden(!) faydalanmış IŞİD elbette ki dilediği yerde ve dilediği zamanda katliam ve cinayet işleme serbestliğini kendinde bulabilecekti ve buluyor da!

Geldiğimiz şu vahim noktada şimdi şunları sormak lazım: Daha birkaç gün önce katliamın işlendiği Suruç’un bağlı olduğu Urfa ilinin valisine gazetecilerin kentte IŞİD’in varlığı konusunda sorduğu soru üzerine takındığı tavır ve gazetecileri sordukları bu çok yerinde ve haklı soru yüzünden gözaltına aldırması üzerine şimdi şunu sormak gerekmez mi?

“Valisi olduğun şehirde adım adım katliam hazırlığı yapılırken, sen nerdeydin, senin asıl görevin emrindeki kolluk kuvvetlerini gazetecilere mi saldırtmak ve yaka paça gözaltına aldırmak mı, yoksa Suruç’ta bu alçakça cinayeti işleyen barbarları mı hedef almaktı?”

Sayın vali, masumları cezalandırıp, katilleri görmezden gelmek asla ama asla af edilebilecek bir durum değil, Ankara af etse bile bizim vicdanlarımızda mahkûm olacaksın!

Ve yandaş, satılmış medyaya da şunu sormak lazım; insanların kafasını kesen, insanları kafeslere koyup diri diri yakan, kadınlara, kızlara ve çocuklara tecavüzü adeta kazanılmış bir zaferin ödülü olarak gören bu insanlık tarihinin en karanlık ve en aşağılık çetesini aklayıp, kendi vatanlarını koruyan PYD’yi bu katiller sürüsünden daha tehlikeli görenler Suruç katliamının sorumluları değimlidir?

Tüm Türkiye toplumu olarak her zamankinden çok kenetlenmeye ve birleşmeye ihtiyacımız var, birilerinin ısrarla bizi Suriye bataklığına çevirme istek ve heveslerine karşı verebileceğimiz en büyük cevap bu olmalı.

Daha düne kadar Esat ile “kanki” olup neredeyse Ankara-Şam arası akşam çayına gidecek durumda olanların bugün geldikleri nokta ve ülkeyi sürükledikleri bataklığın doğurduğu vahim sonuçlar çok net ortada.

Ankara ivedilikle Kürt fobisinden kendini kurtarmalı, bu fobinin giderek bir IŞİD “hobisine” dönüştüğü ne yazık ki çok açık ortada.

Azıcık tarih bilgisi olanlar çok iyi bilirler, Yavuz Sultan Selim ile İran Safevi Devleti arasındaki çetin savaşlarda Osmanlının İran sınırı boyunca yiğit Kürt beyleri ve gözü pek Kürt savaşçılarından faydalandığı bilinir ve hatta ve konuda dilden dile dolaşan çok manidar bir anekdot vardır.

Yavuz’un durmadan batıya açılması üzerine annesi Gülbahar hatun sorar: “tüm orduları batıya sürerken, doğuda Safevilere karşı sakın bir zafiyet oluşmasın?”

Yavuzun cevabı çok çarpıcı ve çarpıcı olduğu kadar Kürtlerin bir türlü devletleşmemeleri açısından oldukça manidardır.

“Ben doğuda Kürtlerden kaleler kurdum, onun için imparatorluğun doğusu güvence altındadır!”

Kendi iç çekişmeleri ve hesaplaşmalarının derdine düşen, “küçük olsun, ama benim olsun” hastalığından bir türlü kendini kurtaramayan Kürt beylerinin bu amansız hastalığı ne acıdır ki bugün torunlarına da sirayet etmiş durumda.

Bu tarihi vakıa bize şunu çok açık bir şekilde aslında göstermiyor mu veya göstermesi gerekmez mi?

Dün Safavilere karşı Osmanlı sınırında adeta kale gibi duran Kürtler, bugün gerek Kürdistan bölgesel yönetimi ve gerekse Rojava kantonları sayesinde adeta bir “hilal” gibi Türkiye’nin sınırlarını IŞİD belasından korumuyor mu?

Emin olun eğer sınır komşularımız Kürtler olmasaydı bugün IŞİD, Suriye ve Irak’taki barbarlıklarını yaşadığımız coğrafyada sahneleyecekti ki nihai hedefi de zaten budur.