• 4.02.2015 00:00

 Artık son düzlüğe girdik, 8 Haziran sabahı hiç kuşkusuz ki Türkiye'nin geleceği belki çok farklı bir noktada şekillenecek.

Doğrusu bu seçim sıradan bir genel seçimden çok; Erdoğan'ın üzerinde ısrarcı olduğu “başkanlık” sisteminin oylandığı bir referandum seçimi gibidir diyebiliriz.

Türkiyenin hem sistem ve hem de bir anlamda geleceğini şekillendirmek bu saatten sonra Türkiye toplumunun elinde.

Tüm partiler artık söyleyecekleri son sözleri söyleyip sanırım 8 Haziran sabahını bekleyecekler.

Bu seçimin öne çıkan en büyük özelliği kuşkusuz ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir Cumhurbaşkanı'nın ilk defa elinde Kuranı Kerim ile meydanlara çıkıp bir parti için oy istediği seçimdir diyebiliriz.

Bir yandan Devletin tüm olanaklarını arkasına alıp, Cumhurbaşkanı'ndan tutun, köy muhtarlarına kadar AKP için var gücü ile çalışan ve bunun yanında devasa bir bütçe ile meydanlarda boy gösteren iktidar partisi, diğer yandan alışılmışın dışında ekonomik söylem ve projeleri ile özellikle emek sınıfını heyecanlandıran CHP, bir diğer yandan başta Erdoğan’a ve AKP’ye karşı en sert üslup ile muhalefet yapan MHP ve en önemlisi de genç ve karizmatik eş genel başkanı ve de çarpıcı ve iddialı söylemleri ile hem Erdoğanın başkanlık yolundaki en büyük engel ve hem de AKP iktidarının sonunu belki de getirecek bir HDP var.

Başkanlık sisteminde ısrarcı olan Erdoğan'ın verdiği yemine sadık kalmayarak tarafsızlık ilkesini ayaklar altına aldığını ve meydanlarda adeta AKP genel başkanı gibi boy göstermesi doğrusu toplumda olası bir başkanlık sisteminin hayat geçmesi durumunda ciddi endişe ve kaygılara yol açmış görünüyor.

Erdoğanın durmadan muhalefet ile çatışması, bu mücadelesine Diyanet İşleri Başkanlığı makamı ve Kuranı Kerim'i katması kendi kitlesi hariç toplumun diğer geri kalan kesiminde ciddi rahatsızlığa yol açmış durumda.

AKP’nin alacağı oy oranı üzerinden hareket etmek ve Türkiye toplumunun geriye kalan % 60-65‘lik kesimini hiçe saymak çok ciddi toplumsal hareketlere ve sorunlara sebep olabilir nitelikte.

Gezi, bu anlamda ciddi olarak ders çıkartılması gereken bir büyük toplumsal hareket ve muhalefet değimliydi?

Durmadan medyaya ve gazetecilere hakaret etmek ve onları hedef göstermek, muhalefet partilerini ve onların liderlerini ağza alınmayacak söylemler ile suçlamak, aşağılamak ki Erdoğan'ın son olarak Kılıçdaroğlun’a “klozet”, Demirtaş'a ise “bar sanatçısı” üzerinden saldırması doğrusu hem yakışıksız ve hem de itici durdu.

Erdoğan'ın bu salvoları ve tarafsızlığını yitirmesi kaygı verici bir boyuta doğru tırmanırken, son olarak Cumhuriyet gazetesinin görüntülerini paylaştığı mit tırları ve mühimmatlar konusu ve de bunun akabinde Erdoğan'ın gazetenin Genel Yayın Müdürü Can Dündar hakkında sarf ettiği sözler ve tehditler Erdoğan için toplumun ekseriyetinde çok negatif bir izlenim oluşturmuş durumda.

İşte böylesi karmaşık ve böylesi gerilim dolu bir seçime gidilirken Erdoğan ve iktidarın olası mağlubiyeti karşısında oluşabilecek tablonun çok farklı alternatif seçenekleri olsa bile kesin olan şu ki Türkiye bir koalisyon hükümetine AKP’nin tek başına iktidarına göre daha yakın gibi.

Bekleyip göreceğiz!

http://blog.radikal.com.tr/politika/turkiye-koalisyona-dogru-102247