• 4.04.2015 00:00

 7 Haziran seçimleri yaklaştıkça Türkiye’de toplumsal gerilimin giderek artacağı ve hatta bu gerilimin birtakım “manipülatif” etkenler ile hiçte arzu edilmeyen bir noktaya doğru çekileceği tahmin edilen ve aslında beklenen bir şeydi.

Zira iktidar ile muhalif kesimler arasındaki ipler hiçbir dönemde bu denli gerilmemişti.

13 yıllık AKP iktidarının icraatları karşısında zamanla toplumun büyük bir kesiminde kendiliğinden meydana gelen bir muhalif gücün oluştuğu artık bilinen bir gerçek.

Tüm muhalefetin politikalarını AKP iktidarını devirmek üzerine kurguladığını düşünürsek bu kanının ne denli doğru olduğunu görürüz, lakin muhalefetin de böylesi bir düşüncede olması tartışılması gereken bir mevzudur.

31 Mart’tan bu yana Türkiye’de çok olağanüstü gelişmeler yaşanıyor, tüm ülkeyi karanlığa gömen elektrik kesintisi, Çağlayan adliyesindeki kanlı baskın ve en son İstanbul Emniyet Müdürlüğüne yönelik silahlı saldırı teşebbüsü; tüm bunlar adeta kurgulanmış ve önceden düşünülmüş bir senaryonun parçaları gibi önümüzde duruyor.

Kuşkusuz ki tüm bunlar olağan ve sıradan hadiseler değil. Türkiye tarihini ve geleceğini ciddi anlamda etkileyecek olan ve adeta bir normal genel seçimden çok, Cumhurbaşkanı Erdoğan için ve dahası “başkanlık” seçeneğinin bir büyük referanduma doğru şekillendirilmeye çalışıldığı 7 Haziran seçimine giderken birtakım kirli ve provokatif eylemlerin tezgâhlanma olasılığı zaten beklenen bir gelişmeydi.

Doğrusu bu eylemlerin etki gücünü şimdiden kestirmek güç değil. Bu eylemlerden ikinci bir “Gezi” çıkartma çabalarını belki tahmin etmek mümkün, ama akla gelen bir başka tahmin de PKK’ya silah bıraktırılıp örgütün siyasal zemine doğru çekilmesi yönünde çabalar varken hücrelerdeki birtakım radikal örgütlerin PKK’dan boşalan yeri kapma çabalarını da tahmin edebilmek mümkün.

Özellikle iç güvenlik paketi, seçim barajındaki adaletsizlik ve başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere kurucusu olduğu partiden Kürt sorunu üzerine verilen birtakım çelişkili demeçler beraberinde istenmeyen birtakım gelişmelere zemin hazırlamaya oldukça müsait görünüyor.

Uzun süreli iktidarların zamanla otoriterleştiği ve güç sahiplerinin kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak adına bireylerin temel hak ve özgürlüklerini zamanla tırpanladıkları Dünyanın her yerinde yaşanan ve bilinen hadiselerdir.

AKP iktidarının şekillendiği ve güçlendiği argümanlar ile bugün kendisinin güç bulduğu o argümanlara yönelik politikaları doğrusu şaşırtıcı ve oldukça da ilginçtir.

İktidarın ilk beş yılında temel hak ve özgürlükler ve toplumsal ayrışmaları tetikleyen faktörlerin ortadan kaldırılmasına yönelik söylemlerini bugün görebilmek mümkün mü? Elbette ki değil, işte bu farklılaşma zamanla iktidara yönelik tepkileri arttırdı, toplumsal muhalefeti güçlendirdi.

Özellikle son dönemlerde Kürt meselesi ve HDP üzerinde yaratılmaya çalışılan düşmanca algı iktidara karşı bu nefreti daha da derinleştirmekten başka da bir işe yaramadı.

Belki AKP penceresinden bakıldığında şu gerçekle karşılaşıp mevcut durumu daha net anlayabiliriz.

HDP’nin 8 Haziran sabahı % 10 ve üzeri bir oy alması halinde iktidar partisinin meclisteki sandalye sayısı 250 civarına kadar inebilecek ve hatta bu noktada MHP’ye yönelecek AKP seçmenleri ile bu oran belki tek başına iktidar olabilme şansını da ortadan kaldıracaktır.

Bu ihtimaller düşünüldüğüne özellikle HDP’nin hedef alınması ve milliyetçi söylemlerin giderek hem köşkten ve hem de iktidar kanadından daha yüksek sesle dillendirilmesi doğrusu düşündürücüdür.

Bir anlamda hem HDP frenlenmek istenirken, hem de milliyetçi seçmene göz kırpıp MHP’ye doğru herhangi bir eğilimin önüne geçmenin hedeflendiği çok açık ortada.

Tüm bunları üst üste koyduğumuzda başta iktidarın ve sonrasında herkesin toplumsal gerilimi arttıran ve şiddete evrilen tepkilerin önüne geçmek için çok dikkat edilmesi gerekir.

Hiçbir değerin insan yaşamından daha kutsal olmayacağını ve Çağlayan baskını gibi herhangi bir cana yönelik hiçbir eylemin meşru olmayacağını bilmek ve kabul etmek gerekir.

Demokrasi ülke barışı için her zaman en doğru ve en meşru seçenektir.

http://vivahiba.com/article/show/kaos-ve-iktidar/