• 23.03.2015 00:00

 

Türkiye Kürt meselesi ekseninde son bir haftadır çok ilginç ve baş döndürücü gelişmeler yaşıyor.

Tüm bu gelişmelerin merkezinde dört önemli aktörü görüyoruz.

Cumhur Başkanı Recep Tayip Erdoğan, PKK Lideri Abdullah Öcalan, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve son olarak ta Hükümet temsilcisi ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç!

Türkiye'yi bu baş döndürücü trafiğin içine sürükleyen işaret fişeğini ilkin Erdoğan yaktı; hiç kimsenin beklemediği bir anda ve de bilinmez bir gerekçe ve oldukça tartışılır bir söylem ile: "Türkiye'de Kürt Sorunu yoktur ..." diyerek herkesi şaşırttı, doğrusu bu sözün hakikat değeri, "güneş batıdan doğuyor " cümlesi ile eş değer sayılabilecek bir değerdedir diye düşünüyorum.

Hiç kuşkusuz ki üzerinde kesinlikle tartışma gereği bile duyulmayacak bu anlamsız söyleme hemen hemen herkes aynı tepkiyi koyup sayın Erdoğan'a şu soruyu sorma gereği duydu: " Madem Kürt sorunu yok; o halde durmaksızın İmralı, Ankara ve Kandil arasında mekik dokuyan Mit ve HDP heyetleri neyin sorununu çözmeye çalışıyorlar?

Madem Kürt sorunu yok; Hakan Fidan'ı özellikle Kürt sorunu merkezinde "dere geçilirken, at değiştirilmez" mantığı ile milletvekilliği adaylığından tekrar vazgeçirip Kürt sorunun da herhangi bir yol kazasının yaşanmaması yönünde telkinlerde bulunup tekrar MİT'in başına geri almak da neyin nesi idi?

Erdoğan'ın bu çıkışı sonrası en sert ve en vurucu tepkiyi HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş o malum tarihin en kısa grup toplantısı ile ve tek cümlede verdi, üstelik Erdoğan'ın en hassas yerinden vurulduğunu bize gösterircesine bunu söyledi: HDP bu topraklarda var oldukça Erdoğan Başkan olamayacak!"

Bu sert ve keskin ifade bir nevi red ve inkar zihniyetine karşı da gösterilen bir tepki idi aynı zamanda.

40 binden fazla evladını 40 yıllık kanlı savaş ve çatışma döneminde toprağa veren, binlerce faili meçhul cinayetlerde çocuklarını yitiren, yüz binlerce insanı yerinden yurdundan eden ve 3 bine yakın köyün yakılıp boşaltıldığı bir korku dönemini bu coğrafya öylesine mi yaşamıştı?

Tüm bunlar sıradan bir vakıa olarak mı kabul edilecekti?

Bunun adı kuşkusuz ki sadece 40 yılın değil aslında 300 yılın dramı olan Kürt sorunuydu!

Türkiye 40 yıllık kanlı savaştan ve çatışma ortamından kurtulmak için umutla beklerken ve üstelik barış sürecinin en önde gelen mimarlarından olan sayın Erdoğan'ın birden "U" dönüşü yapmış olmasını doğrusu anlamak mümkün değil!

Erdoğan'daki bu büyük değişikliğin sebebi acaba siyasetin yükselen yıldızı HDP ve onun genç Eş Genel Başkanı Selehattin Demirtaş mı, yoksa partisi tarafından giderek yalnızlaştırılmış olmasından mı kaynaklanıyor bilemeyiz; ama özellikle Erdoğan'ın bir gün önce çözüm sürecinde HDP ve Hükümet tarafından üzerinden uzlaşılan izleme heyetinden rahatsız olduğunu ve gelişmeleri sadece basından takip ettiğini dile getirmiş olması Erdoğan ve Hükümet arasında bir somut gerilimin olduğunu çok açık gösteriyor.

Öcalan'ın tarihi Diyarbakır Newroz'un da okunan mesajı ve bu mesajda örgütünden 40 yıllık silahlı mücadele döneminin kapatılmasını ve büyük kongreye gidilerek mücadelenin siyasete evirilmesi yönündeki telkinleri nasıl önemli ve ilginç ise en az bu mesaj kadar önemli ve ilginç olan da Başbakan Bülent Arınç'ın bir gün önce Erdoğan'ın izleme heyeti ve çözüm süreci üzerinde tartışılır demeçler veren Erdoğan'a verdiği cevaplardı.

Arınç'ın tüm söylediklerinin üzerinde kuşkusuz ki en dikkat çekenleri :"çözüm sürecini hükümetimiz yürütüyor( Erdoğan'ın müdahil olmasına bir tepkidir bu), bir diğeri de Erdoğan eğer o çok tartışılan sözleri söylememiş olsaydı Öcalan bugün mektubunda daha net ve kararlı bir kongre tarihi verebilirdi bağlamındaydı ki, bu şu anlama geliyor, Erdoğan'ın söylemleri karşı tarafta kuşku yaratıyor!

Her ne kadar bu sözler Arınç'ın kişisel görüşleri olarak kabul edilse de aslında Hükümetin de bu noktadan uzak olmadığını tahmin etmek mümkün.

Tüm bu toz duman içinde kuşkusuz ki önümüzdeki günlerde kamuoyunun dikkati çözüm sürecinden çok Erdoğan ve İktidar arasında giderek büyüyen gerilim de olacaktır.

Tıpkı Özel ve Mesut Yılmaz, tıpkı Demirel ve Tansu Çiller arasında yaşananları bugün acaba Erdoğan ve Davutoğlu arasında da yaşanacak mı? Bekleyip göreceğiz!

http://vivahiba.com/article/show/ocalanin-mektubu-ve-erdogan-ile-hukumet-restlesmes/