• 6.02.2016 00:00
  • (54811)

İki gündür sosyal medyada linç ediliyorum.

 

Twitter hesabıma atılan twitlerin sayısı, herhâlde birkaç on bini aşmıştır.

 

Ne onlar öyle; nasıl küfürler, nasıl hakaretler?

 

Yenir yutulur cinsten değil!

 

Alışkın da değilim; o yüzden okumuyorum, okuyamıyorum.

 

Başı çeken tetikçiler de, AKP’nin bilinen haydut internet medyası.

 

Önce bu berikiler hedef gösteriyor; ne kadar serseri tayfası varsa, onlar da saldırıyorlar.

 

Korkulur ve her şey beklenir, bu ipten kazıktan kurtulmuş takımından.

 

Anlatayım:

 

Havalar ısındı ya; artık yavaş yavaş pencereleri açık bırakarak uyumaya başlamıştık.

 

Hoş, kapalı da olsa pek fark etmiyor ya!

 

Sabahın dört buçuğunda bangır bangır bir ses dolmasın mı odaya!

 

Sabah ezanı okunuyor, ama ne okunmak!

 

Caminin hoparlörü sonuna kadar açılmış, sanki bizim evin içinde okunuyor.

 

Aslında cami ile aramızda epeyi mesafe var ama; kaç desibelse, o ses yüksekliğini artık siz düşünün!

 

Müezzinin haykırışları kulaklarımızda patlıyor.

 

Zaten rahatsızlıklarım yüzünden kalbur gibi uykularım var ve zor uyuyorum; sıçrayarak uyandım.

 

Bu terane her gün böyle ve ben bıkmış usanmış vaziyetteyim.

 

O sinirle bir twit yazdım:

 

“Sabah 04.30 ve ben sıçrayarak uyanıyorum.

 

Çünkü ezan odamın ortasında okunuyor.

 

Bir din bu kadar vicdansız olamaz.

 

Dünya boşuna nefret etmiyor”

 

Sen misin bunları söyleyen, yakınan, rahatsızlık duyan, şikâyet eden?

 

Sen misin, AKP’nin sadece kendi yorumu kadar meşruiyet atfettiği Sünni İslâm anlayışı dışında kalan her türlü din ve vicdan özgürlüğünün adım adım daraltıldığı, uygarca yaşama iklimine oksijen yerine her geçen gün biraz daha zehir salındığı ve laik hayat tarzının giderek yok edildiği koşullara itirazı olan?

 

Al sana öyleyse, vahşi bir linç kampanyası!

 

İyi ama namaza kalkmak zorunda mıyım?

 

Neye inanıp nasıl ibadet edeceğimi siz mi belirleyeceksiniz?

 

Hepimiz bilmiyor muyuz, o hoparlör seslerinin neden sonuna kadar açıldığını?

 

Ya bizdensin ve bizim gibisin, ya da payına düşen azaptır; bunu mu demeye çalışıyorsunuz?

 

“Bir din bu kadar vicdansız olamaz” derken, vicdansızdır demiyorum ki!

 

Olamaz, vicdansızlık hiçbir dine yakışamaz, diyorum.

 

“Dünya boşuna nefret etmiyor” derken de, etmelidir demiş olmuyorum.

 

Bakın böyle yaparsanız, dünyanın nefretlerine, İslâmofobilerine fırsat tanımış oluyorsunuz, diyorum.

 

Yalan mı?

 

***

 

Din’e eleştirel bakmama da kızıyorlar.

 

Neden kızıyorsunuz ki?

 

Din, kurumsal bir yapı olarak, üç bin senede, iki bin senede veya bin dört yüz senede insanların inşa ettiği bir oluşum.

 

Eğri yanları da var, doğru yanları da.

 

İnsanların nesiller boyunca üst üste koyduklarının bir toplamı.

 

Kutsal olan, eleştirilmeyecek olan “Allah’ın kelâmı, vahiy, yani Kuran.”

 

Kuran, dinden, mezheplerden, süreçler boyunca kılıktan kılığa girmiş içtihatlardan bağımsız olarak var.

 

Siz daha bunun bile ayırtında değilseniz, ben ne diyeyim?

 

***

 

“Havalar düzeldi diye balkon kapısını açmıştım.

 

Civardaki büyük camide öğle ezanı okunmaya başladı.

 

Hemen koştum, kapıyı aceleyle kapadım.

 

Neden mi?

 

Çünkü hoparlörleri sonuna kadar açmışlar, ezanı yüz desibelin üzerinde avaz avaz kulakları tırmalayan şekilde okuyorlardı.

 

Balkon kapısını kapattığım hâlde, ezan sesi yine haddinden yüksek geliyordu…

 

Bendeniz bir Müslüman olarak ezanı çok seviyorum.

 

Lâkin ezan başkadır, hoparlör başkadır.

 

Camilerdeki hoparlör fetişizmi BEDEVİLİKTİR, İLKELLİKTİR.

 

Hele, sabah namazlarında hoparlörleri sonuna kadar açarak civarı zangır zangır titreterek ezan okumak, büyük bir yanlışlıktır.

 

Sesi bet olan ama kendilerini zamanın Bilâl’i sanan bazı kimselerin hoparlörleri sonuna kadar açarak ezan okumalarından şikâyetçiyim.

 

Kırsal kesim kültür ve zihniyetinin din işlerine burnunu sokmasından müştekiyim.

 

Ezan konusunda akustik ve estetik kurallarını ayaklar altına alanlardan hezar kere şikâyetçiyim.

 

Muhterem Diyanet İşleri Başkanlığı, HOPARLÖR TERÖRİZMİNİ önlemelidir.

 

Hoparlörleri sonuna kadar açıp avaz avaz bağırtmak FETİŞİZMDİR, GÜNAHTIR, AYIPTIR, MEDENİYETSİZLİKTİR, DENSİZLİKTİR.

 

Hoparlörlerin sonuna kadar açılmasına karşı çıkmak EZAN DÜŞMANLIĞI DEĞİLDİR.

 

Bu konuda hakkım varsa, ki vardır, haram olsun!”

 

Bunları ben demiyorum.

 

Bunları, dinî kesimin duayen yazarlarından Mehmet Şevket Eygi söylüyor.

 

***

 

Sadece o mu?

 

İlâhiyatçı yazar Dr. Hidayet Tuksal da:

 

“Ezanın, insanları rahatsız edecek şekilde icra edilmesi, ne olursa olsun doğru bir şey değildir.

 

Bu, İslâm adına da doğru değil!

 

Rahatsız olanlara ‘evinizi taşıyın’ ya da ‘faili meçhule kurban gidersiniz’ yönünde tehditler, BARBARLIKTIR.

 

Ben de bir dönem camiye yakın bir evde oturuyordum ve ezan dinlemek KORKUNÇ bir şey hâline geliyordu” diyor.

 

***

 

Yine bir başka İlâhiyatçı yazar olan İhsan Eliaçık:

 

“Kimsenin hoparlörlerin sesini sonuna kadar açıp ezan okumaya hakkı yoktur.

 

Yüksek sesle okunan ve insanı rahatsız eden, güzel şekilde okunmayan şey, ezan da olsa, GÜRÜLTÜDÜR.

 

Vatandaşların, ezanın okunuş şeklinden rahatsız olma hakkı vardır” şeklinde konuşuyor.

 

***

 

Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi ilâhiyat profesörü Mustafa Saim Yeprem ise, hoparlörden yüksek sesle okunan ezan konusunda şunları söylüyor:

 

“İnsanların çoğunun uyuyor olabileceği, hasta olabileceği veya toplantı esnasında olabileceği nedeniyle…yüksek sesli ezan…bazılarının hayatını olumsuz etkileyebilir.

 

İslâm’da dayatma yoktur!

 

Ezanın, her hal-u kârda kişiyi rahatsız etmeyecek ve gönle rahatlık, ferahlık verecek şekilde okunması lâzımdır.”

 

***

 

Star Gazetesi yazarı Cemal Aydın da, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’e köşesinden seslenerek, “HOPARLÖR ZULMÜNÜ durdurun” diye çağrıda bulunuyor.

 

***

 

Esasen, Bakan Veysel Eroğlu da, 2010 tarihli Gürültü Paneli’inde yaptığı bir konuşmada, “Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği”ninAB mevzuatına uyumlu olarak çıkarıldığını söylemiş; ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, daha 2007 tarihli bir “Dış Genelge”yle, “hoparlörlerin ses düzeninin, ezanın çevrede duyulmasını sağlayacak, fakat yakın komşuları da rahatsız etmeyecek şekilde ayarlanması temin edilecektir” talimatını illere gönderdiğini de sözlerine eklemişti.

 

Ama bakın dinleyen var mı?

 

***

 

Şimdi bütün bunları ben söylesem, demek taşlanacağım.

 

Ayrıca, açıklamak zorunda değilim, ahlâksızlar sanmam ki utansınlar ama hadi söyleyeyim:

 

Eşimin rahatsızlığı nedeniyle son on günde birkaç geceyi ambulanslarla koşuşturduğumuz hastane acil servislerinde, sair zamanları da çeşitli tahlil ve doktor muayenelerinde geçirdik durduk.

 

Kendi sorunlarımdan geçtim, bir gram dalsın da uyuyabilsin diye günlerdir ve gecelerdir üzerine titriyorum.

 

Eğer ruhlarında erdem yoksa, insanlıktan nasibini almamış vicdansızlara, tanrının dahi yapabileceği bir şeyin olmadığı görülüyor.

 

Çünkü bunlar insan olamaz!

 

Hiçbir din böyle yaratıklar yetiştiremez!

 

***

 

Dün üşenmedim, sabah ezanının okunmasına beş dakika kala, saat 04.20 sularında, sözünü ettiğim camiye gittim.

 

Tam düşündüğüm gibi çıktı.

 

Kafamı uzatıp şöyle bir içeriye baktım; önlerindeki rahlelerde Kuran okuyan altı tane din görevlisi saydım; başka kimsecikler yoktu.

 

Avludaki banklardan birine oturup beklemeye başladım.

 

Önce yaşlı biri geldi.

 

Selâmlaşma vesilesiyle, din görevlisi olup olmadığını anlamaya çalıştım.

 

Sayılır, dedi.

 

Bu camiden emekli olmuş.

 

Sonra bir genç geldi.

 

Çevredeki fırın ya da pastane işçilerinden olabileceğini düşündüm.

 

Meğer polismiş ve burada görevliymiş.

 

Hemen ardından, bu sefer üniformalı bir polis daha geldi.

 

Abdest alıp içeri girdiler.

 

Sonra da sarıklı ve cübbeli uzun boylu, iri yarı bir adam zuhur etti, o da içeri girdi.