• 3.02.2016 00:00

Şimdi de başımıza yeni icat, daha düne kadar çoğu kimsenin adını bile duymadığı şu “Kut’ül Amare zaferi” çıkmasın mı!

 

Yahu, ne zaferi?

 

Koskoca Dünya Harbini kaybetmişsiniz; beş milyon km2 toprağınız gitmiş, siz halâ “İngilizleri nasıl da yenmiştik” derdindesiniz.

 

Erdoğan, ne siyasi tarihten, ne de harp tarihinden haberi olan; bunları ancak televizyon dizilerinden öğrenmeye kalkan kara kalabalıkların o zayıflıklarını hiç kaçırır mı!

 

Bir üfledi, o sabah hepsi yataklarından kahraman olarak uyandılar.

 

Size gülemiyorum bile.

 

Zafer denince, siz ne anlıyorsunuz, Allah aşkına?

 

On bin şehit vermiş, neticede o toprağı da kaybetmişsiniz.

 

Neresi zafer bunun?

 

Savaş, kumar masasına benzer. Sonunda parayı kimin götürdüğü önemlidir. Kıçından donuna kadar alınmış adamın, “bir ara nasıldım ama” diye sevinmesi ne hazindir.

 

Kaldı ki, askeri stratejide mühim olan muharebelerin değil, harbin kazanılmasıdır. Kimi hâllerde, kesin sonuç almak için yapılacak “taarruz harekâtının sıklet merkezi”ni gizli tutmak maksadıyla, hasmı yanıltacak kayıplara bile başvurulabilir.

 

İngilizlerin Hint tümenini yem gibi kullandıkları Kut’ül Amare’de siz enerji kaybederken, birkaç sene sonra az daha Anadolu’yu bile kaybedecek bir noktaya nasıl geldiğinizi halâ anlayamadınız mı?

 

Dünya Harbi, temelde, “dönemin küresel hegemonyacısı İngiliz emperyalizmi”yle, “sömürgecilikte geç kalmış Prusya yayılmacılığı” arasında geçen bir kavgaydı.

 

Osmanlı ise, çağın gerisinde kalmış köhne emperyal yapısının dağılmasını, Almanların yanında yer alarak önleyebileceğini uman bir piyon konumundaydı.

 

Araplar da, Osmanlı idaresine karşı İngilizlerle müttefiktiler.

 

O yüzden, Osmanlı’nın İslâm dünyasını koruduğu palavrası bir yana, ortada bu mahiyette bir kutsal savaş da yoktu.

 

Peki Erdoğan bunları neden yapıyor?

 

Dikkat ederseniz, son nutuklarında hedefinin “nişan hattı”nı bir çıt daha yükseltti.

 

“Önder İmam Hatip Gençliği”ne yaptığı konuşmada “tüm ümmetin, hattâ tüm insanlığın geleceğini inşa etme vazifesinin, (tanrı tarafından) İmam Hatiplilere verildiğine inandığını” söyledi.

 

Ayrıca, “İmam Hatiplerin ve İlâhiyat fakültelerinin, eski medrese geleneğinin kültür birikimine henüz ulaşamadığı”ndan da yakındı.

 

Biz de böylece, yozlaşma hususunda alacağımız daha epeyi bir yolun olduğunu öğrenmiş olduk!

 

Bu bilinçten yoksun herkesin, “sıradan diploma sahibi” kimseler kaldıklarını ilâve etmeyi de ihmal etmedi.

 

Erdoğan’ın bütün yaptığı, Kemalizm’den yararlanarak Kemalizm’le hesaplaşmak ve toplumu dine dayalı bu ümmet siyasetine sürüklemektir!

 

İşte Kut’ül Amare’yi de o ümmetçiliğine bir fenomen olsun diye seçmiş gözüküyor.

 

Tabii ortada, bunu benimseyecek herhangi bir Arap dünyası falan yok.

 

Örneğin Irak yönetiminin, daha birkaç ay önce, oraya eğitim maksadıyla giden az sayıdaki askerimizi topraklarından derhâl çıkarması için BM nezdinde Türkiye’ye ültimatom verdiğini hatırlasanıza!

 

Bunun zaferle maferle de ilgisi yok!

 

Erdoğan ne yapıyor, ediyor; ümmetçi emellerine sizi alet etmeyi başarıyor.

 

Oysa daha birkaç gün önce “Ortadoğu’da Müslüman Müslüman’ı kırıyor” demiyor muydu?

 

Yüz sene önce olanların ne farkı var ki, bugünkülerden?

 

Bir tarafın başında Almanların, diğer tarafın başında İngilizlerin olduğu, Türklerle Müslüman Hintlilerin ve Arapların birbirini kırdığı savaşlar değil miydi onlar da, şimdi kalkmış o İttihat Terakki projelerinden zaferler devşirmeye kalkıyor?

 

Alman yayılmacılığının peşine takılarak yapılan bir savaşla övünmek ayıptır.

 

Savaş, kendi toprağını savunursan meşrudur; aksi hâlde cinayettir.

 

Adını bile telâffuz edemediğiniz yerleri bir zamanlar kendi toprağınız sanmak gaflettir.

 

“Bir vakitler şuraları şuraları bizimdi.”

 

“Biz” kim ya?

 

Bir kere o “biz”, siz değilsiniz; siyasal iktidarlardır!

 

Bütün egemenler kara kalabalıkları, milliyetçilik duygularını sömürmek suretiyle kendileriyle birmiş, özdeşmiş gibi göstererek aldatırlar.

 

Kendinizi devletle kaim görmeyin; siz devlet değilsiniz, onun ufaladığı birisiniz.

 

“Macaristan’a iki yüz sene hükmettik!”

 

Kim hükmetti; Amasyalılar, Çorumlular, Niğdeliler, Kastamonulular mı?

 

Onlar Boşnaklardı; Arnavutlar, Hırvatlar, Sırplardı.

 

İtalyan sahillerini haraca berece kesenler Cezayirliler, Tuna boylarını kılıçtan geçirenler de Kırım Tatarlarıydı; size n’oluyor?

 

Sizin dedeleriniz kıraç Anadolu’da, bir çift öküz ve bir karasabanla zorla toprağa koşulmuş kölelerdi, yüzlerce yıl.

 

Hattâ son dönemleri saymazsak, uzun Osmanlı tarihinin kanlı sayfalarının aktörlerinden değillerdi, diye sevinseniz bile yeridir.

 

O yüzden, siz kendi evinizi idareye muhtaç, yarın ölseniz belediye olmasa cenazesi ortada kalakalacak garibanlarsınız; size mi düştü emperyal hayaller kurmak?

 

Tutun ki dedeleriniz muhteşemdi; bunun çocuklarınıza yedireceğiniz bu akşamki yemeğin protein değerine faydası ne?

 

Siz kendi derdinize yansanıza!

 

Bugüne bugün, dünyanın “İnsanî Gelişmişlik Endeksi”nde, eski Osmanlı toprağı ülkelerinden bile geridesiniz.

 

Bir afra tafranız eksikti, bir de boş boş böbürlenmeniz!

 

Kapağı atabilme fırsatı doğsa, bugün o İngiliz evlerine çocuk bakıcısı olmak için bile, ilk siz girerdiniz alimallah kuyruğa!

 

Zaten dikkat edin, bu tür cengâverlik meraklıları, evde babasından, okulda öğretmeninden, askerde de komutanından bol bol sopa yiyerek büyümüş; kafasını sokacak iki göz evi ya da iki dönüm toprağı olamamış baldırı çıplaklar arasından çıkar, genellikle.

 

Efendim, adamlar Çanakkale’ye bak ta Avustralyalardan, Yeni Zelandalardan gelip de anıyorlarmış dedelerini.

 

Biz yapınca mı kötüymüş?

 

Anzakların hepi topu bir tane savaşı var.

 

Onu da yanlış buldukları için, her sene nedametle ve elemle yâd etmek üzere geliyorlar.

 

Sizin algılayamadığınız da bu!

 

Bir de, Çanakkale ile Kut’ül Amare’yi aynı kefeye koymazlar mı?

 

Biz Çanakkale’de kendi yurdumuzu, öz toprağımızı savunmuştuk.

 

Kaldı ki, onun kazananı da Sovyetlerdir ya, neyse…

 

Kut’ül Amare ise, söylerken bile dilinizin dolandığı bir Arap ülkesi.

 

O topraklara bakarak bir zamanlar bizimdi derken, unutmayınız ki, şimdi yaşadığınız yerler de bir vakitler başkalarınındı.

 

Kalkıp aynısını size söyleseler, ne düşünürdünüz?

 

Bugün itibariyle, bağımsızlıklarını kazanmış toplumların toprakları üzerinden şan şeref devşirme devri kapanmıştır.

 

Türkiye, düşmanlık üretecek tarihsel iddiaları geride bırakmış, herkesten aynı anlayışı bekleyen, çağdaş dünyanın uygar bir üyesidir artık.

 

Neticede harp tarihi, şoven duygularınızı tatmin edeceğiniz bir meditasyon alanı değildir.

 

Cenk meraklısısınız diye, sizi kimseler alkışlamaz.

 

Bu çağda böyle törenler yapılmaz.

 

Olsa olsa, şu Türkleri baskı altında tutmak ne kadar da doğruymuş, derler.

 

Yeni nesilleri ölüme dair güzellemelerle değil, yaşama sevinçleriyle barışçı insanlar olarak yetiştirmek en doğrusudur.

 

Erdoğan gibiler, evrensel değerleri söküp atmak suretiyle, yerlerine tarihin çöplüğünden topladığı köhnemiş dokularla Frankenstein özelliklerinde bir ucube yaratmaya kalkışarak, sizi ancak sonu hüsranla biten bir maceraya sürüklemeye yararlar.

 

O kadar!

 

NAMIK ÇINAR / HABERDAR