• 12.09.2021 08:59
  • (488)

I2 Eylül faşist darbesinin zulmü somut örnekleriyle darbenin her yıl dönümünde anlatılıyor, bugün de öyle. Anlatılmalı elbette, genç kuşaklar bu zulmün nasıl zalimce olduğunu bilmeli, unutulmamalı ve unutturulmamalı.

Ne var ki, unutmayanlar, bu insanlık dışı mezalimi bizzat yaşamış olanlar yalnızca 12 Eylül faşist darbesinin cehennemi fotoğrafını göstermekle yetinemezler, yetinmemeliler. Onlara, bizlere düşen tarihi bir sorumluluk var:

Sormalıyız kendimize, bu darbeyi neden önleyemedik? Önlemeye o günkü koşullarda gücümüz yetmese bile buna rağmen darbeyi önleyebilmek için ne yaptık?

Yalnız sol değil ama özellikle sol olarak bu soruyu sormak ahlaki bir vecibedir. Bu soru ahlaki bir vecibe olarak bizi üzerinde derinlemesine düşünmeye davet ediyor ama bundan daha fazlası var. 

12 Eylül geçip gitmedi, ardından onun devamı olarak 28 Şubat postmodern darbesi geldi, yukarıdaki soru yine geçerliliğini koruyordu ama ilkine yanıt vermediğiniz durumda ikinci darbe karşısında aynı hataları işlemek kaçınılmaz olacaktı ve öyle de oldu. Bu dediğim 12 Mart askeri müdahalesi için de geçerli.

Bana göre sorunun yanıtı o denli karışık ve zor değil. Derin analizler de gerekmiyor. 12 Eylülcü generaller ve CİA darbe planını inceden inceye hazırlarken sol büyük bir aymazlıkla DEMOKRASİYLE değil devrim ile uğraşıyordu, sanki kapının ardında bizi bekliyormuş gibi, devrim/sosyalizm adına, “yüce ilkeler” adına birbiriyle kavga ediyor, bin parçaya bölünüyordu.  Oysa kapı ardında bile değil artık açıkça geliyorum diyen bir askeri darbe bekliyordu bizi. Ve bu darbe demir yumruğunu öncelikle ve en ağır biçimde sola indirecekti.

Bugün de durum dünden çok farklı değil, bugün DEMOKRASİ için birleşmesi gereken sol yine bin parça ve yine birbirini yemekle meşgul. Kader gibi ama değil, geçmişiyle, dogmatizmiyle yüzleşemeyen, dünyaya at gözlüğüyle baktığı için değişimi göremeyen, kendini yenileyemeyen sol için tarih hep bir tekerrürden ibarettir. Çok yazık ki bu hep böyle oldu. 

Oysa nesnel olarak sola ihtiyaç en fazla böylesi derin kriz dönemlerinde ortaya çıkar.

Bugün olduğu gibi.