• 9.03.2022 06:14

Kadın Hareketi bir yandan anılmayı yani bu uğurda geçmişten günümüze verilen çok zorlu ama o ölçüde de onurlu olan o mücadeleleri hatırlamayı gerektirir, başka deyişle çiçeklerle, güzellemelerle ya da sloganlarla yılda bir defa kutlanacak bir gün değil 8 Mart; Öte yandan elbette yalnızca geçmişi hatırlayıp anmak değil aynı zamanda kutlamak da gerekiyor, zira bugün bizde ve dünyanın hemen her yerinde pek çok kadın şiddet görüyor, eşitsizliklerle, türlü mağduriyetlerle karşılaşıyor ama bu çıplak gerçeklere karşın yine de Kadın Hareketi dünya ölçeğinde kendini varedebilmiş, erkek dünyası karşısında bir Kadın Dünyası yaratabilmiş, etkili bir küresel özgürlük hareketi niteliği kazanmış ve dünyayı değiştirmeye soyunmuş ve böylece kendisinin kutlanmasını fazlasıyla hak etmiştir, o nedenle çiçekli, şenlikli bir bayram olarak kutlanmalıdır elbette. Ne yazık ki, bizde öyle olamıyor, bu 8 Mart’ta da, engellemeler vardı, barikatlar kuruldu, yer yer biber gazı, coplar konuştu yine, ama yine de engellenemediler.
Bütün bunlar bir yana şu soru üstüne düşünmeyi tam da bugün çok önemsiyorum:
Kadınlar bu başarıyı nasıl yakaladılar?
Bu konuda esas olarak kadınlar konuşmalıdır, onların başarılarını onlara öğretmek gibi bir haddini bilmezlik içine düşmekten sakınırım. Bu konuda başkaca referanslar da verilebilir ama ben İstanbul Bilgi Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Birimi tarafından düzenlenen 2007 konferanslar dizisi içinde yer almış olan Prof. Dr. Fatmagül Berktay’ın “ Kadınların İnsan Haklarının Gelişimi ve Türkiye” başlıklı makalesini öneriyorum. Eğer ulaşırsanız bu makalede özellikle “ Yeni bir kavram “Kadınların İnsan Hakları” bölümüne bakmanız yararlı olur. Bu makale hayli uzun o nedenle aktaramıyorum, dilerseniz internet üzerinden ulaşabilirsiniz.
Biliyoruz ki, Kadın Hareketi, Feminist hareket tek parça, monolitik bir hareket değil, içinde ideolojik, siyasi, din, dil, etnik, renk, örgüt farklılıklarına karşın, bütün bu farklılıkları bölünüp parçalanma nedeni değil bir zenginlik nedeni haline getirmeyi başarmış bir hareket. Bunu görüp söylemek için derin analizler gerekmiyor şüphesiz. Ama yukarıda sözünü ettiğim makaleden kalkarak şunun altını çizmek istiyorum: Kadınların, halâ mağdur olsalar bile mazlum olmaktan çıkıp hak talep eder duruma gelmelerinde yani muktedir bir güç olma pozisyonu kazanmalarında, yalnız hukuk alanında değil siyasal, kültürel, sanatsal, özel ve kamusal her alanda kadın sorununu “EVRENSEL İNSAN HAKLARI SORUNU” olarak ortaya koymaları belirleyici olmuştur. Diğer yandan insan hakları ilkesi “ÜST BELİRLEYİCİBİR İLKE” olarak kadın hareketini, içindeki tüm farklılıklara karşın çoğulcu, dayanışmacı bir özgürlük hareketi olarak ortaya çıkmasını, Feminist hareket olarak kendine özgü bir kişilik kazanmasını sağlamıştır. “Kadın, ne erkeğin ne de toplumun güzellik nesnesi değil, kölesi hiç değil eşit haklı bir insandır” gerçeğinin, aslında bu çok doğal, yalın gerçeğin pek çok aşamadan geçen zorlu mücadelelerle ilke düzeyine yükseltilerek kabul ettirilmesi demekti bu.
Kadın Hareketinin, Feminist hareketin başarılarının nedenlerini görmek, yalnızca bu hareketi daha iyi anlamak için değil, son derece güncel ve hayati başka bir nedenle önemlidir. Daha önce Suriye ve başka yerlerde de gördüğümüz ama bugünlerde Putin’li Rusya’nın Ukrayna’yı her tür insan haklarını çiğneyerek işgal etmesiyle artık iyice su yüzüne çıkmış olan; diğer yandan gerisinde “Batı ittifakı” perdesiyle gizlenmiş silah tekellerinin yer aldığı küresel çapta savaşın ve ırkçılığın “yeni” dalgasına karşı durabilmek için; bir başka açıdan ise, ikinci dünya savaşından iyi bildiğimiz “vatan savunması” şovenizmiyle toplumların şaşırtılıp silahlandırılmasına, militarize edilmesine karşı koyabilmek için, tüm bunlar için küresel çapta bileşik bir barış hareketinin yaratılabilmesi hedefiyle kadın hareketinden çıkaracağımız dersler önemlidir kanımca.