• 23.12.2020 00:00

 Osman Kavala hakkında görülen davanın son duruşmasına yargı reformu iyimserliği ile bakmaya çalışarak en azından AİHM kararının uygulanması beklentisi herkesi sarmıştı ki, mahkeme AİHM kararının kesinleşmemesi ve isnat edilen suçlamanın katalog suçlar kapsamında olduğu gerekçesiyle Kavala hakkında bir kez daha tahliye kararı vermedi.

Kavala davası, kendinden menkul bir dava olmadığı için bu duruşmada verilecek olan kararın hem yargı reformu konusunda iktidarın samimiyetinin testi olarak görülmesi ve hem de “Adalet yerini bulsun, isterse dünya yansın” diyen ve hakimlere “Sadece yasaları, hukuku ve vicdanınızı dinleyin” diyen Adalet Bakanının sözlerinin yargı içinde bir karşılığı var mı, yok muyu test etmekti ama yine olmadı.

Bu kararla anlaşılan o ki, yargı reform gibi açıklamaların önü de arkası da boş gözüküyor.

Kavala davası ile HDP’nin kapatılması tartışmalarının hemen aynı zaman dilimi içinde de sürmesi genelde ki kötümser havayı daha da bir kasvetli duruma getirdi.

Ancak bu kasvetli havanın siyasette adeta bir siyasi iklim değişikliğine neden uğrayacağı hakkında oldukça yaygın tahminler yapılmasına bende katılıyorum.

Erken seçim ihtimali siyasi iklim değişikliği için yeterli bir nedeni oluşturuyor.

Olgular üzerinden bulgulara doğru analizler yapıldığında erken seçim için yürütülen bir derin süreç olduğu görülüyor.

Deva ve Gelecek partilerinin kurulması Ak Parti tabanı ve seçmeni için alternatif yeni bir siyasi seçenek oluşturmuş olması ne kadar doğru ise, Memleket Partisi ve Türkiye Değişim Hareketi partileri de CHP tabanı ve seçmeni içinde o kadar doğru görülmeli..

Bu arada tüm bunlar aşağı yukarı bir yıldan kısa süreler içinde siyaset ve ülke gündemine geldi.

Ana iktidar partisi ve ana muhalefet partisinde çatlaklar oluşmuş ve oradan sızan siyasi akımlar kendi partilerini kurarak geldikleri partiye artık rakip olmuşlardı.

İkili siyasi kutuplaşma dikkate alındığında bu partiler için şimdiden iki kutup arasında rezervasyonları tamamlanmış partiler gözüyle bakılıyor.

Memleket Partisi ve Türkiye Değişim Hareketi Cumhur İttifakı tarafında, Deva Ve Gelecek partileri de Millet İttifakı tarafında olarak genel kabul görüyor.

Bu iki ittifakın dışında bir tek HDP kalıyor.

HDP siyasette üçüncü bir taraf olarak bu iki kutuplu siyasetin hesaplarını bir yanıyla bozarken diğer yanıyla da onların siyaset yapma şekil ve söylemlerinde kimyalarının bozulmasına neden oluyor.

Mesela ABD yaptırımları için Cumhur ve Millet İttifakları ortak bir bildiriyi hiç beis görmeden iktidarı muhalefeti imzalarken HDP bu bildiriye imza atmayarak farkını ortaya koyuyor.

Bu nedenle; tüm gözler ve oklar, şiddet, baskı ve kapatma tehdidi olarak HDP’nin üzerine çevrilmiş durumda bulunuyor.

Bahçeli’nin “HDP bir daha açılmamak üzere kapatılsın” ifadesindeki kin ve nefret sadece Bahçelinin değil tüm iktidarın HDP’ye duydukları kin ve nefreti yansıtması bakımından durumun geldiği seviyeyi gösteriyor.

Ancak çare yok bir HDP gerçeği var.

HDP’nin kapatılmasının siyasi sonuçları geçmişte defalarca görüldüğü için bu yola girileceğine ihtimal vermemekle birlikte kapatılmanın zamanlamasının hesaplanması dikkate aldığımda temkinli olmayı tercih ediyorum.

İhtimal vermiyorum çünkü, Bahçeli HDP’nin kapatılmasında samimi ve ciddi olsaydı anayasa ve siyasi partiler kanunu gereği doğrudan cumhuriyet başsavcılığına başvurabilirdi. Şu saate kadar böyle bir başvuru yapılmadı. Ancak bu yapılmayacağı anlamına gelmez.

HDP kapatılmasının alınacak olan bir erken seçim kararı ile birlikte düşünüldüğünde nasıl bir sonuç yaratacağı ayrıca düşünülmeli.

HDP kapatılması dışındaki diğer bir seçenek ise HDP’nin oylarına talip olmak ve onu siyaseten güçten düşürmek olarak karşımıza çıkıyor.

Yani HDP’yi seçim barajı olan %10 oy oranının altına nasıl çekeriz?

Bildiğimiz kadarıyla bu konuda hummalı bir çalışma sürdürülüyor.

Cumhurbaşkanı danışmanları, üst düzey parti yöneticileri, bölge milletvekilleri, valiler, belediye başkanları, aşiret reisleri ve diğer tüm kamu kurum yöneticileri bölgede cirit atıp nabız tutmaya çalışıyorlar.

HDP’yi bölgede zayıflatmak için “dileyin bizden ne dilerseniz” mottosuyla didinip duruyorlar.

Bu çalışmaların içinde yeni bir Kürt partisi kurulması hesabı da yapılıyor.

Yalnız bu hesabı yapanlar bir hesap hatası yapıyorlar.

Ve HDP’yi sadece bir parti olarak görüyorlar.

Oysaki HDP sadece bir parti değil o özgürlükçü demokrasiyi kazanmak için Türkiye’nin halk hareketine dönüşmüş bir mücadele platformudur.

Yani HDP kapatılmakla kapatılacak bir şey olmaktan çıkmış bir harekettir.

Benim naçizane tavsiyem, her yönden yönetememe aczine düşmüş iktidarın, bu saatten sonra durumunu düzeltmek için baskı ve şiddet siyasetine değil tansiyonu düşürücü siyasi yaklaşımlar göstermesidir.

Örneğin Merkez Bankasının piyasalar makul gelen kararları sonucu döviz kurlarında aşağı yönlü gidişin gösterdiği gibi mesela…

Ayrıca reform dediğinizde de bu böyle…

Mesela Yargı reformu dediğiniz şey eğer Selahattin Demirtaş, Ahmet Altan, Osman Kavala davalarında hukuken karşılık bulursa sizin reform yapmak istediğinizin samimi olduğu anlaşılır.

Mesela KHK ile mağdur edilmiş binlerce insanın hakları iade edilirse,

Mesela milyonlarca seçmenin iradesi yok sayılarak kayyum atamalarını geri çekerseniz, yargı reformu yapacağınıza olan inancı arttırabilirsiniz.

Ya da siz bilirsiniz…

ABD ve AB tarafından yaptırımlar için hedef alınmış üçüncü dünya ülkesi gibi ekonomik kriz içinde yoksulluk ve işsizlikle kıvranan, demokrasi ve hukuk devletinden yoksun komşularıyla kanlı bıçaklı yaşayan bir ülke durumunuzu korursunuz.

Bu çıkmaz bir sokak bize düşen bu duruma ayna tutmak…