• 7.02.2020 00:00

 İktidarda ve muhalefette sınav verecek…

Siyasetin toplumsal alanda yarattığı aşırı kutuplaşmanın sonuçları neler olacaktır.

Bunu bugünden kestirmek zor olsa da olası sonuçları hakkında akıl yürütmek ve sonucunda karşılıklı kabullenmeyi ve doğal olarak normalleşmenin nasıl sağlanacağını düşünmeden edemiyor insan…

Çünkü herkes için yaşayacağı bir tane ülkesi var.

Biliyorum toplumsal ilişkiler ağır bir travma aldı ve bu süreç halen acımasızca devam ettiriliyor. Hukuk ve demokrasi adına ortada hiçbir şey kalmadı.

Durumu özetlersek, herkesin birbirinin gözünü çıkarmaya hazır beklemesini normal görmek demek önce kendi gözünü feda etmekten geçiyor.

Muhalif olana zarar verme, zulüm etme üzerine kurulu bir iktidar siyaseti baskısı altında yaşamanın yarattığı psikolojik sarsıntı çekilmez boyutlara tırmandırılmışsa ve bu durum iktidar varlığını sürdürmek için araçsallaştırılması, bu ülkede sağlanan kutuplaşmanın ne kadar kin dolu boyutlara geldiğini göstermesi bakımında oldukça ibret vericidir.

Nereye kadar sürdürülebilir bilinmez ama sürdürülmesi olanaksız bir durumda olduğumuz kesin…

İktidarla muhalefet arasında hiçbir şekilde bir iletişim, bir diyalog yok, onu demeye çalışıyorum. Tüm kapılar kapalı ve bu durum beş seneden fazladır böyle ve daha vahimi ise artık iş karşılıklı şiddete kadar tırmandırılmış durumda.

İktidar elindeki polis ve yargı gücünü hak ve adalet için değil iktidarını tahkim etmek için kullanıyor.

Kimse ama kimsenin haksızlığa ve şiddete uğramayacağının garantisi yok…

Her yanıyla içine düşürüldüğümüz bu cinnet kuyusundan çıkmak ve normalleşme için kimsede umutlu falan değil aksine herkeste bir karamsar ve bir umutsuzluk gırla gidiyor.

İktidarın bu durumu değiştirmeye hiçte yanaşmadığını ve yanaşmak istemediğini Bülent Arınç’a yapılan linç ile bir kez öğrenmiş olduk.

Yıllar yılı beraber yürüdükleri kadim dostlarını bir kalemde defterden siliverdiler.

Yalnız şimdi herkes için yeni bir sınavın verileceği fırsatların ve tehlikelerin eşiğine geldik.

Gelinen bu nokta herkes için ya bir kırılma yada başarı yaratma potansiyeli taşıyor.

İktidar için sınav, yıllarca batıya karşı atarlı,giderli izlenen dış siyasetin artık onu ciddi bir krizin ve bir yol ayrımının çatısına getirdiği göstermesi bakımından önemli ve bu sınavı nasıl vereceğini de bilmiyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca 40’lı yıllardan beri batıya açılan ve batı kurumlarıyla hukuk oluşturan Türkiye şimdi bir yol ayrımında bulunuyor.

Kanımca devletin resmi görüşü olarak “jeo-politik konumumuz nedeniyle bizi gözden nasıl olsa çıkaramazlar” kurnazlığına dayalı batılı ve doğulu ilişkilerde artık bu işin sonuna gelinmiş gibi gözüküyor.

Özellikle AB ilişkileri açısından durumun ciddiyeti çok açık, Türkiye içinde iş olağanüstü öneme sahip…

İki tarafta aralarındaki ekonomik ilişkilerin hatırına ya bir şey olmamış gibi yapacaklar ya da her iki tarafta aralarındaki ilişkileri sürdürülebilir bir zemine taşıyacaklar hangisi olacak göreceğiz ama durum pek bir ciddi…

AB’nin tüm yetkili sözcüleri 10-11 Aralık Konsey toplantısından kısa veya uzun vadeli yaptırım kararları alınacağının altını çiziyor. Sorunların bulunduğu dosyada Libya’dan, doğu Akdeniz’e oradan Karabağ’a ve göç meselesine oradan gümrük birliği ve vize sorununa kadar bir dizi çözüm bekleyen sorunlar yumağı ile dolu olduğu biliniyor.

Haziran ayı Konsey toplantısında sonraki altı ay içinde “pozitif gündem” çerçevesinde Türkiye’nin yapıcı bir adım atmamasının altı çizilerek durumun ilişkileri daha da kötüye götürdüğünü açıklayan AB sözcülerinin, yaptırım için ne karar verileceğine olan merakı daha da arttırılmasını tetikledi.

ABD’nin seçilmiş başkanı Joe Biden ise hızla kabinesini ve çalışma arkadaşlarının kim olacağını tespit etmekle meşgul olsa da 20 Ocak’tan sonra yapacağı işlerin ajandası da belli olmaya başladı.

Biden tüm açıklamalarında Trump döneminde prestijini kaybetmiş ABD’in geri döneceğinin mesajını vermeye çalışıyor.

BM kurumlarına, İklim sözleşmesine ve İran nükleer anlaşmasına kadar geri dönüleceğini daha bugünden ilan etti.

Türkiye içinde Halkbank ve S400 sorunlarında hukukun işlemesi ve CAATSA yaptırımlarının gündeme alınacak olması bu durumdan çıkarılacak sorunlar olarak görülüyor.

Evet…

Önceki yazımda Ak parti yol ayrımında demiştim aslında geniş açıdan bakacak olursak Türkiye’de bir yol ayrımında…

Türkiye batı ve batı kurumlarıyla ilişkilerde artık karar verme durumunda..

Yarım yamalak değil bu sefer, durum “geleceğimizi Avrupa’da” görüyoruz diyen demeçlerle atlatılacak bir durum olmaktan iş çıkmış gözüküyor.

Ancak İktidar, yine bildiğini okuyan bir vurdum duymazlık içinde olursa özellikle ekonomik ve toplumsal göstergelerin bu durumdan ne kadar kötü etkileneceğini bilmek için kahin olmaya gerek yok.

Muhalefet vereceği sınavda en az iktidarın vereceği sınav kadar hayati önemde bulunuyor.

Soru şu;

Muhalefet partileri, iktidar koalisyonu karşısında millet ittifakından daha güçlü bir demokrasi ittifakını, asgari müştereklerde birleşerek oluşturabilecekler mi?

Millet İttifakından daha güçlü bir ittifak derken, HDP’nin de içinde olduğu dahageniş bir muhalif ittifak zemininden bahsediyorum.

Yoksa çeşitli siyasi ve kabul edilemezlerle böylesi geniş bir ittifakın kurulmasının önüne geçilecek ve iktidar koalisyonuna destek mi verilecektir.

Asgari müşterek derken söylemeye çalıştığım şey şimdilik anayasa ve yasalarına saygılı bir devlet olmaktan bahsediyorum çünkü ortada böyle bir devlet yok.

Bu durumda iktidarda, muhalefette sınav verecek…