• 4.09.2021 06:35
  • (223)

Meseleler büyüdükçe -ki artık Türkiye’nin rutin halidir- makulü konuşmak ve makule kulak vermek de imkansızlaşıyor. Çözümsüz büyük problemleri olan bir ülkede sağdan say bütün tartışmaların incir çekirdeğini dolduramaması bu halin tezahürüdür. Fikir ve fikretme mesaisi merkezden kovulmuş suçlu yaftasıyla yaşamaya mahkum edilmiş durumdadır. Dahası, Türkiye’nin hak ettiği veya ihtiyaç duyduğu konuşma, tartışma ve analizin ne kadar uzağında olduğumuzu ölçemiyoruz bile…

Günlük siyaset bile mümkün olan en az kelimeyle konuşuluyor. İktidarın gündem belirleme gücü zayıflıyor ama siyaset lisanı üzerindeki tesiri hala sürüyor. Görünen o ki bu tesir bazen muhalefetin de kolayına geliyor. Siyaset kelamının bir türlü yükselmeyen seviyesi icraat puanı düşen iktidarın işini kolaylaştırırken partili partisiz bütün muhalefetin ülkenin problemlerine ilişkin derli toplu plan üretme sorumluluğunu da gevşetiyor. Çünkü, hem kolaylarına geliyor hem de sokağın anlayacağı dilden konuşmanın yeni formu derinlikli fikirlere meydanı dar ediyor.

Oysa, Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulmak mesaisinin usulü öncelikle gündelik konuşma anlamında yeni bir siyaset dilinin bulunmasından geçiyor. Yalansız, çarpıtmasız ve gerçeği örtbas etmeyen bir konuşma ve hitabet biçimi tesis edilmek zorundadır. Gerçek bir değişim aynı zamanda her kesimden insanın, bugünü ve geleceği yeni cümlelerle konuşabilmesiyle mümkündür. Değişime öncülük eme talebi olanlar da komplo teorileri, basit ifadeler ve sığ analizlerle örülmüş siyasetin zırhını delmek zorundadır. Yeni bir dil üzerinden inşa edilmeyen fikirlerin “yenilik vizyonu” vasfı kazanması beklenemez.

Ekonomi, dış politika, eğitim, kültür, spor vesairenin zayıf referanslarla, çarpıtılmış bilgilerle ve partizanca üslupla konuşulmasını önlemek ise siyaset elitleriyle birlikte medyanın vazifesidir. Kötü ve seviyesiz dilin istilasını durdurmak için kalitede ısrar etmek; sloganları tartışma zemininden tasfiye etmek zarureti vardır. Sanılanın aksine sadece havasın değil avamın da anlayacağı dil budur.

Türkiye kendi gerçeklerini, meselelerini, çözümsüz dertlerini, başarılarını veya başarı olarak takdim ettiklerini kendi fanusunda konuşmaya alışmıştır. Seviniyor veya üzülüyor ama neye göre, kime göre belli değildir. Milli gelir artıp azalırken, ormanlar yanarken, diplomaside adımlar atılırken veya herhangi bir şey üretirken aynı branşlarda dünyanın nerede olduğu bilgisine müracaat etmek şarttır. Bilhassa, herkese nizamat verme iddiasına sahip olanların buna ihtiyacı vardır. Kişi başı gelir şu kadar yılda şu kadar arttı da başka ülkelerin geliri ne kadar arttı? Veya dış politikadaki parıltılı görünen hamlenin küresel denklemde fayda maliyet analizinden hangi sonuç çıkmaktadır? Yahut altyapı yatırımlarıyla övünürken başkalarının altyapı hamleleriyle kıyastan nasıl bir tablo çıktığı bilgisi de tartışmalara dahil edilmelidir. Elbette fayda maliyet analizi de…

Doğru ve kıyaslanabilir bilgi gerçek Türkiye tablosunun ve kaliteli konuşma dilinin en büyük eksiğidir. Türkiye’yi kendi kendine, kendi basit siyasi diliyle konuşan bir ülke olmaktan çıkarmanın yolu daha fazla gerçek bilgiyi sisteme dahil etmekle sağlanabilir. Bilgi, belge, kıyas ve küresel rekabet pratiği zenginleştikçe konuşma kalitesi de artacaktır.