• 9.06.2022 09:30

Yukarıdan aşağıya sayarsak tamamı Türk tipi olan birtakım modellerle idare olunuyoruz. Neredeyse hiçbirinin dünyayla bağı yok, yerli malı sistemler. Türk tipi başkanlık modeli en tepede; hükmünü icrada beşinci seneye döndü, ilerliyor. İktisadi politikaların adı da Türkiye ekonomi modeli olarak bağlandı. Sağa sola savrulduktan ve çaresiz kaldıktan sonra adını “Türkiye” koyduk, “Varsın başarısız olsun. Ama bizim olsun” der gibi… Sadece bu ikisi değil, bir süredir hemen her işimizin adı “yerli ve milli” ve de “Türkiye”… Siyaset, eğitim, yargı, savunma, kültür, spor.

Ortada bir model var mı gerçekten? Yani, denenmiş, sonuç almış, olgunlaşmış ve dünya örnekleriyle kıyaslanabilir sistemlerden mi söz ediyoruz. Onların yaptığı ne kadar başarılı, bizimki ne kadar? Türk tipi başkanlık veya Türkiye ekonomi modelimiz veya irili ufaklı işlerimiz verimlilikte hangi sırada?

***

Soruları uzattıkça göreceğimiz, gerçekte bir modelimiz olmadığıdır. İnsanlığın, demokrasi ve iktisat tecrübesinin söylediği ne varsa tersine iddialar içeren, iddiaları da tutmayan politikalara model denemez. Aksine, yapılmakta olan modelden, sistemden, tecrübeden ve bilhassa liyakatten kaçıştır. “Türk tipi” adı verildiği için bir yönetim sistemi veya “Türkiye modeli” denildiği için iktisat politikası yerli ve milli de olmaz. Onca iddialı nutka rağmen diplomasideki yalpalama ve ekonomideki çaresizlik bunu göstermektedir.

Esasen hepsi, hukuk, insan hakları, ifade özgürlüğü gibi artık hiçbir ülkenin iç işi sayılmayan temel haklarda denetimden kurtulmak, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, AİHM gibi kurumlarla ilişkilerde sorumluluktan kaçmayı arzulayan bir içe kapanma hesabının ürünüdür. Ama, demokrasi ve insan haklarında dünyaya kapıyı kapatırken, ekonomide aynı dünyadan maksimum avantaj elde edilebileceğini düşünen bir politik akla dayanıyor! O modeller, “Kimse bize karışamaz çünkü biz Türkiye’yiz ve biz aynı zamanda başkanlık sistemi sayesinde yabancı yatırımcıya sınırsız kolaylıklar sağlayan, bir fırsatlar ülkesiyiz”, şeklinde özetlenebilecek bir politik vizyonu içeriyor. Neticesi ortada… Modelin yola çıktığı gün dünya ticaretinden yüzde1,2 pay alıyorduk, şimdi binde 8’e geriledik. Kişi başı gelir 12 bin 500 Dolar’dan 9 binin altına indi. Kur, enflasyon, işsizlik ve borç yükünün nerelere vardığı malum. Cömertçe verdiğimiz “sınırsız kolaylık” sözlerine rağmen doğrudan yabancı sermaye yatırımları ise ekside… Vatandaşlık garantili daire satışlarının yolunu bu yüzden heyecanla gözlüyoruz.

Ne kadar hamaset, o kadar başarısızlık… Ne kadar slogan, o kadar fakirlik… Ne kadar temelsiz iddia, o kadar temelli iddiasızlık… Ne kadar bağımsızlık nutku, o kadar bağımlılık…

***

Yönetimde önce başı sonu belli bir modelimiz olması gerekirdi. Sonra da ona istediğimiz adı verirdik, kimse ses çıkaramazdı. Ekonomide de birbirini tekzip eden bütün planları denedikten sonra, hazine garantisini bastırıp milli parayı kura teslim etmeye model adını vermek inandırıcı değildi. Durumu kurtarmak için, “Aslında 19 sene yanlış yapmışız” diyerek eldeki yegane iyi hikayeyi karalamak ise hiç iyi bir fikir değildi. Şimdi bunu da görüyoruz…

Türkiye travmalarından kurtulmak, zihinsel yüklerinden arınmak adına yanlış üzerine yanlış yapıyor. Böylelikle travmalarını ve yüklerini artırıyor; daha çok öfkeleniyor. Kendi eksiklerine bakmak yerine, her sabah bir düşman üretiyor, her akşam bir komplo teorisine savruluyor. İktidar çaresiz kaldıkça, mağduriyet hikayesini daha açıklı anlatmak için fazla mesai yapıyor. Gerçeğe vakit ayırmak, rasyonel olanı yapmak her geçen gün daha zor ve imkansız hale geliyor.

Geriye, kendi kendimize isimlendirip övündüğümüz modellere bakıp bakıp hüzünlenmek kalıyor.