• 10.11.2021 06:24

Aralarında YetkinReport’un da bulunduğu gazetecilere konuşan bir ABD’li yetkili, Türkiye’nin NATO müttefiki ABD’nin 40 yeni F-16 savaş uçağı ve 80 güncelleme takımı satın alma talebiyle ilgili müzakerelerin önümüzdeki ay, Aralık ayında Ankara’da başlayacağını söyledi. İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, F-16 görüşmeleri F-35 görüşmelerinden tamamen ayrı ele alındığını, çünkü Türkiye’nin F-35’e dönüş kapısı artık kapandığını ve görüşmelerin tamamen teknik düzeyde yürütüldüğünü de açıkladı.
Erdoğan’ın Güvenlik ve Dış Politikalar Danışmanı (ve Sözcüsü) İbrahim Kalın geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin önceliğinin hala F-35 programına geri dönmek olduğunu söylemişti.


Türkiye’nin F-35 programından dışlanmasının hava savunmasında yol açtığı boşluk nedeniyle hükümet Türkiye kendi Milli Muharebe Uçağını (MMU) üretene kadar F-16 takviyesine gitmek istiyor. Yetkililer bunun NATO’nun güney kanadı hava savunması açısından da önemli olduğunu söylüyor. Öte yandan fırsatı değerlendirmek isteyen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a, isterse Rus yapımı Su-57 jetlerinden satabileceğini söylüyor.
Hatırlanacağı gibi ABD’deki Donald Trump yönetimi 2020 yılında Türkiye’yi ortak üreticisi de olduğu F-35 programından çıkarmış, toplam 1,4 milyar dolar ödeme yapılmış uçaklara da el koymuştu.

Görüşmeler aylarca sürebilir

Amerikalı yetkili, F-16 görüşmeleriyle ilgili sorularına yanıt olarak şunları söyledi:
• “F-16 Talep Mektubu (LOR) görüşmeleri önümüzdeki ay Ankara’da başlayacak. Bu çok büyük ve karmaşık bir paket. Birçok lisansın nihai olarak kademeli inceleme için Kongre’ye sunulması gerekecek.
• “[Türkiye’nin F-16 üretim programındaki] önceki lisanslar mevcut talep için geçerli değil. Bunlar yeni platformlar, yeni teknolojiler, yeni lisanslar. Bu, ABD Yönetimi ile Türkiye arasında teknik düzeyde aylar sürecek bir tartışma süreci. ABD Yönetimi, müttefik ve stratejik ortak olarak gördüğü Türkiye’nin ihtiyaçlarını anlıyor.”


Erdoğan, 31 Ekim’de G20 Zirvesi’nde Roma’da ABD Başkanı Joe Biden ile görüştükten sonra, her Kongre’nin hem Senato hem de Temsilciler Meclisi kanatlarında da Demokratlar çoğunlukta olduğuna göre Biden isterse Türk F-16 talebinin olumlu karşılanacağından umutlu olduğunu söylemişti.

S-400’ler en kritik konu. Peki, ya Hindistan?

Önceki ABD Başkanı Trump’ın, 13 Kasım 2019’da Beyaz Saray’da ağırladığı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısına bir grup kongre üyesini çıkararak adeta, “Buyur, bunları ikna et” demesi hafızalarda. Trump böylece Kongre’ye bir şey kabul ettirmenin sadece Başkanın ellerinde olmadığını göstermek istemişti. Kongre’de Erdoğan ve Türkiye ile ilgili olumsuz hava o zamandan bu yana özellikle S-400 nedeniyle büyümüş durumda. Ayrıca Kongrenin her iki kanadında da Başkan vetosunun etki etmeyeceği ve hem Demokrat hem Cumhuriyetçileri kapsayan partiler üstü nitelikli çoğunluk bulunuyor S-400 konusunda. Görünen o ki, sadece Biden’ın istemesi, Erdoğan’ın F-16 onayını hemen alabilmesine yetmeyecek gibi.
Öte yandan Hindistan’ın da Rusya’dan S-400 almak istediği ancak Türkiye’ye bu nedenle yaptırım uygulanmasında başı çekenlerden Senatör Ted Cruz’un, Hindistan’ın yaptırımdan muaf tutulması için girişimde bulunduğu haberleri “çifte standart” yorumlarına yol açtı. ABD’li resmî kaynak bu konuda şunları söyledi:


• “Yönetimin bununla [Hindistan’ın muaf tutulmasıyla] ilgili herhangi bir eylemi veya kararı yoktur. Basın, bir “muafiyet” değil, CAATSA yaptırımlarından feragat edilmesi telabi üzerine yorum yapıyor. Türkiye ve Hindistan’ın durumu farklı. Türkiye bir NATO Müttefiki ve bir İttifakın resmi bir üyesi için CAATSA yaptırımlarından feragat etme gereklilikleri hakkında belirli yasal bir dil var.”
Bu hayli dolaylı ifadeyi şöyle yorumlamak mümkün: Henüz Hindistan için alınmış bir karar yok ama Türkiye için de benzeri bir “feragat” kararı alınması NATO üyesi olduğu için mümkün görünmüyor.

O zaman F-35 görüşmelerinin almanı ne?

Türkiye’nin NATO üyesi olduğu için S-400’den muafiyeti olmayacaksa, devam eden F-35 görüşmelerinde ne konuşuluyor, anlamı ne? İşte aynı kaynaktan gelen cevap:
• “F-35 iddia görüşmeleri, F-16’lardaki görüşmelerden farklı. Bunlar siyasi görüşmeler değil, yasal ve muhasebe/sözleşmeye dayalı uyuşmazlık çözüm müzakereleri.
• “Türkiye artık F-35 programından resmen çıktı. Nokta. Bitti. Türkiye 23 Eylül itibariyle projeden resmen ayrılmış durumda.
• “Türk şirketleri birkaç ay, belki biraz daha uzun süre uzun süre F-35 parçaları üretmeye devam edecek ama sonra bitecek. Bu parçaların üretim sözleşmeleri zaten diğer ülkelere kaydırıldı. “


Türkiye ve ABD bu tür stratejik konulara bölünmüşken, bu muhtemelen stratejik ortaklıktan geriye ne kaldı?
Kaynak, “Birlikte neler yapabileceğimize odaklanmaya devam edeceğiz” diyor; “[ağırlıkla] bölgesel konularda”.

Suriye: ABD personeline zarar gelmesi şartıyla

Tabii hem Türkiye hem ABD’nin çıkar gözettiği ama çıkarlarının çatıştığı bölgesel meseleler var masada. Suriye bunlardan biri. Erdoğan, her iki görüşmede de Biden’den, PKK’nın Suriye kolu YPG’yle işbirliği ve desteğine son vermesini istedi. Ancak hemen Pentagoın’dan itiraz geldi; ABD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı, omurgasını YPG’nin oluşturduğu SDG’ye destek ve işbirliğini politikasına bir değişiklik olmayacağı ilan edildi.
Görünen o ki, tıpkı F-35’lere dönüş, ya da S-400’ler gibi YPG’nin statüsü konusunda da bir görüşme süreci, mekanizması bulunmuyor. Türkiye’nin Suriye’deki PKK/YPG mevzilerine yönelik yeni bir askerî harekâtı konusundaysa ABD’nin tek şartı olduğu anlaşılıyor. O da ABD personelinin zarar görmemesi.
İşin tuhaf yanı, bu kırılgan görünüm sadece Suriye’nin doğusu için geçerli. ABD Suriye’nin batısında, örneğin Türkiye’nin Rusya ve Suriye rejim güçleriyle karşı karşıya geldiği (İdlib gibi) bölgelerde Türkiye’ye destek veriyor. Tıpkı Türkiye’nin bir yandan Rusya ile S-400 anlaşması için ABD-NATO ilişkilerinde gerilimi göz alırken Libya’da ve Ukrayna’da karşı saflarda bulunması gibi. Karmakarışık bir manzara.

Demokrasi Zirvesi, Kavala, persona non grata krizi

Amerikalı kaynak, Biden’ın 9-10 Aralık tarihlerinde ABD’de ev sahipliği yapacağı “Demokrasi Zirvesine” Türkiye’nin neden davet edilmediği konusuna herhangi bir cevap vermek istemedi. Aslına bakarsanız Zirvenin kendisi ABD’de dahi çifte standartları nedeniyle tartışma konusu, bu konu üzerinde ayrıca duracağız. Ancak ABD’li yetkili için anlaşılan bu konu yorum yapmak dahi hayli hassas. Tıpkı geçenlerde ciddi bir diplomatik fırtınaya neden olan Osman Kavala mektubu ve imza atan (ABD dahil) on ülke büyükelçisinin Erdoğan’ın “persone non grata – istenmeyen kişi” ilan edilerek sınır dışı edilmesi talebi gibi. Kriz yoğun diplomatik çabalar ve atılan geri adımlarla savuşturulabildi. (Bu arada, istenmeyen kişi krizi ile Erdoğan-Biden görüşmesinin Roma’da yapılması arasında bir ilişkinin olmadığı, görüşmenin Kalın’ın Eylül sonunda, BM dönüşü Beyaz Saray’da Bi,den’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile görüşmesinde kararlaştırıldığı anlaşılıyor.)
ABD’li yetkili, “Demokrasi ve insan hakları konularını gündeme getirmeye devam edeceğiz; Kavala gibi durumlarda” diyor ama “istenmeyen kişi” krizinden çıkarılan düşünüldüğünde, ufukta yeni bir büyükelçiler ortak bildirisinin görünmediği rahatlıkla söylenebilir.
Hem Türk hem Amerikalı yetkililerin iki ülke arasındaki ciddi sorunların gerçek derinliğini daha ne kadar gizleyebilecekleri belli değil. Ama şimdilik müttefikler arasında böyle şeylerin olması doğalmış gibi davranmayı sürdürüyorlar. Bir sonraki krize kadar.